Image and video hosting by TinyPic
Şiir/Hikaye - ..::±İçİmİzDeKi KaRaNLıK±::.. - Blogcu



Image and video hosting by TinyPic
  • Son Yorumlarım

  • Buna Sevindim..
    NigThwiSh
    HANGİ ŞARKI???
    şarkı adı
    Rica ederim..
    Teşekkür
    slm:)
    Haklısın..
    Teşekkürler
    Çok güzel.
      Image and video hosting by TinyPic
    Image and video hosting by TinyPic
  • Arkadaşlarım

  • Blogcu Yardım
  • gothictr
  • metallicafanatic
  • gercekyolislam
  • ravenist
  • yootube
  • dilaratoker
  • free counters
    Sitenizesayac.com
  • Destekleyenler

  • http://www.darkvampires.de/toplists/
    Hier gehts zur Topliste
    Blog Linkleri Link Dizini
    †SimSiyah†
    †AmatorYasamak†
    †AmatorYasamak-ıı†
    †DarkGothic.Org†
    † му ναмριяє нαят †
    †KaranlıkForum†
    †GizemliDünya†
    †MySpace†
    †İçimizdekiKaranlık-I†

    Sen ve Ben:=(Yarım kalanlar...

    5/11/2009 · Kategori: Siir_Hikaye

    Seni sana rağmen yaşadım ben. Hep kaçışlarla dolu, hep eksik...
    Bir yanını tamamlasam, mutlaka başka bir yerden açık veriyordum. Tamamlamaya uğraştıkça senin gizlerinde kaybolup gidiyordum.

    Bedenine değil, ruhuna taliptim ben. Bu yüzden bu kadar zorlanıyordum.

    Ben bir adanın değil, bir kıtanın kaşifiydim. Yola çıkmıştım bir kere dönüşüm yoktu; ama, öyle çok duraklıyordum ki, geriye dönüp baktığımda başladığım yerden birkaç metre bile uzaklaşamadığımı fark ediyordum. Üstelik menzilin ucundaki sen, benden daha hızlı yol alıyordun, belli ki kaçıyordun. Ufukta bile görünmeyen seraptın artık.

    Kaç kez “vazgeç” dedim kendime, kaç kez o yolun kenarındaki bir ormana girip kaybolmayı düşündüm.

    Zaten yaşadığım da bu değil miydi?? Seninle birlikte varlık bulduğumu düşünürken, senin olmaman yokluk hissinden başka ne verebilirdi ki bana???

    Oysa nasıl da coşku doluydum başlarken... Gecelerimi de gündüzlerimi de sana adamaya hazırdım. Her gün yeni bir yönünü öğrenip şaşıracaktım. Seninle yaşadığım hiçbir şeyin tadını unutamayacaktım. Sen sonbahar rüzgarında kopmuş, serseri bir defne yaprağı, ben sana dal olacaktım. Hangimiz yaprak, hangimiz dal karıştırıyorum artık....

    Ben bu uykuları uyuyalı çok olmuştu. Şimdi aynı uykuları yeniden uyuyorum. Acı uykusu, hüzün uykusu, korku uykusu... Bir gece birinin bir gece diğerinin sonsuzluğunda kayboluyorum.

    Ne garip, kendimi kuşatma altındaki bir ordunun komutanı gibi görüyorum. Ne çok askerim var bana ihanet eden... Ben düşmanı alt edemediğimden değil, bu arkadan vuruşlar yüzünden yeniliyorum...

    Bir beyaz bayrak gerekiyor şimdi bana. Bütün mevzilerini kaybetmiş bir komutanın onurunu daha fazla zedelemeden teslim olmayı bilmesi
    gerek.Uzun sürmez esaretim. İçimde bu yenilginin acısını yıllarca taşıyacak olsam bile bir yolunu bulup kavuşurum özgürlüğüme.

    Gidiyorum... Geride yaşanmamış zamanları bırakarak... Sen de ürkekliğinle başbaşasın...

    Hep tamamlanacak değil ya, bu da böyle yarım kalsın....

    Onun Hikayesi:=(

    20/10/2009 · Kategori: Siir_Hikaye


    Doguverdi, Anadolunun bir dag köyünde,
    mutluydu
    Sıcak toprakla dolu beşiginde
    Yavaş yavaş büyüdü
    Kalbinin sevgiyle çarptıgı yerde
    Sonra hayat atıverdi
    Şehrin karanlık sokaklarına
    Artık büyümüştü
    Ağır bir yük çöktü omuzlarına
    Bazen siyahmı siyah
    Bazen pembe geçen günler
    Ne olduğunu anlayamadan
    Artık kimsesiz yaşlı biriydi

    Sigarasından bir nefes çekti
    Bitmemişti dogduğu yerlerin hasreti
    Gözleri daldı, kalbi durudu
    Geçenin karanlıgında 
    Omuzları  düştü, öylece kaldı


    yunus al 27 Mart 2007

    Yaşanmış bir sevda masalı:=(

    20/10/2009 · Kategori: Siir_Hikaye

    Yaşanmış Bir Sevda Masalı

    “(*)Dünyada iki gül olsun, biri kırmızı biri beyaz, sen beni unutursan kırmızı gül solsun, ben seni unutursam beyaz gül kefenim olsun”.

    “Bir söylenceye göre düşman iki ailenin çocukları olan Ali ile Zehra biribirine ölesiye sevdalıymışlar. İki genç daha çocukken ailelerinin düşmanlığına rağmen, gönül verip sevmişler biribirilerini. Aşkları, gökle- yerin aşkı kadar büyük, çiçekle suyun-aşkı gibi temizmiş…

    Günler gecelere, geceler günlere akıp giderken, herkes aşkına göre almış hisesini hayatın pınarından.. Yıllar su gibi akıp gitmiş, Ve yöre de herkesin dilinde Zehra kızın güzelliği söylenir, Zehra kızın güzelliği konuşulur olmuş. Taa.. topuğuna kadar inen saçları, simsiyah gözleri, inci dişleri, kıpkızıl dudakları, pembe yanakları ve tanrı heykelleri gibi kusursuz bedeni ile perileri kıskandıracak kadar güzel ve alımlıymış…

    Derken Ali ile Zehra büyüyüp evlenme çağına erişmişler ama evlenmelerine her iki tarafta bir türlü razı olmamış. İki düşman aile arasında kavgalar başlamış, günlerce silahlar patlamış…

    Zehra ile Ali de çevrelerine aşklarını, biribirine bağlılıklarını kanıtlamak için evlerini terkedip iyi yürekli bir çobanın yardımıyla uzak bir vadideki mağaraya gizlenip yıllarca orada barınmışlar.

    Zehranın kardeşleri her yeri aramış taramışlarsa da hiç bir yerde izine rastlamamışlar. Epey bir zaman yabani meyveler, bitkiler, kökler yiyerek ve geceleri çobanın köyden taşıdığı yiyeceklerle yaşamını sürdürmüşler…

    Dolunaylı gecelerde iki derin vadi arasındaki mağaranın önünde oturup, alt tarafından çağıl çağıl akan sulara bakarak dağlara, taşlara türküler yakmışlar.br>
    Zehra kızın saçları gece, gözleri yıldız, bakışları gökkuşağını andırırmış. Baktıkça rengarenk bir ahenk sararmış vadinin içini… Her sabah gün burada aşkla başlayıp, aşkla bitermiş… Kuşların inceden soluyuşu, ağacların nazlı nazlı sallanışı, yaprakların hışırtısı bir başka güzelleştirirmiş çevreyi… Renk renk, desen desen çicekler içinde, pınarların da akışıyla bu renk ve ahenk harmonisi, iki gönül coğrafyasının ve iki yurek ikliminin mutluluğuyla uzayıp gitmiş günler…

    Genç adam sevdiği kıza her gün hayran hayran bakarak sazına sarılıp türküler dizermiş ırmaklara… Dağ, taş dillenirmiş sesinde… Sevdiğinin gözleri denizin incileri, dişleri mercan, saçları gecenin karanlığı, gülüşü bahar gülü kadar güzelmiş, güldükçe cangülleri saçılırmış dağa, taşa…

    Sonra Zehra kızın kardeşleri iz sürüp yatmışlar pusuya. Herşeyden habersiz dağlara, kayalara saz çalıp sevdiğinin ceylan gözlerine türküler söyleyen Ali tek kurşunla kayadan aşağı yuvarlamışlar.

    Ağıt yakıp saçlarını yolan Zehra kız Ali nin acısına dayanamayıp ümitsizliğe kapılarak oda kendini aynı uçurumdan aşağı bırakır.

    İkisi yan yana gömülür. Sonraları kızın baş ucuna ak, erkeğin başucunda al bir gül fidanı çıkar ve her bahar yeşerip biri ak biri kırmızı gül açarak biribirine sarılarak tekrar kavuşurlar hiç ayrılmamak üzere....

    Yelpınarın suyu gövdelerine değdikçe ağlamışlar, iri iri yaşlar süzülmüş yapraklarından… Beyaz duvağını takıp tomurcuğuna, ağıtlar yakmışlar kayalara dönüp sırtını munzur dağına. Ne zamanki acısı, ne zamanki hasreti işlemiş kayalara bu iki çiçeğin, paramparça olmuş kayalar, her parça kızıl bir ağgül olmuş kanamış. Yıllarca pınarlar kan akmış… Tarifsiz bir acı çökmüş her yana…

    İşte o gün bu gündür her bahar biribirine kenetlenen bu iki çiçeğin olduğu yerde ağlama ve inilti sesleri duyulur geceleri… Halk arasında mağaranın önünde gömülü olduğuna inanılan bu iki sevgilinin aslında ölmediklerinin, onların değişik zamanlarda değişik şekillerde göründüğüne dair rivayet edilir.

    Halk arasında hala iki sevgilinin, iki çiçeğe dönüşerek yaşadıklarına inanan yörenin gençleri. Bu söylentilerin de etkisiyle olacak ki, her bahar mağarayı ziyaret ederek dilek tutup kısmet ve murat duası ederler…

    Rüzgarın sesi bu yörelerde her gece yaşanmış efsaneleri fısıldar. Bazen yaşlı bir ninenin anlattığı masalda dillenir, bazen de bir sazın tellerindeki ezgide...

    HAYAL KIRIKLIĞI:=(

    5/10/2009 · Kategori: Siir_Hikaye

    Kimi kimsesi yalnızca kadınlığı olan hayat
    Unutulmaya bırakılmıştı onyedisinden sonra
    Çocuk yüzünün artığından
    Eksik gedik bir umut yamadı yirmisine
    Anlamı yola düşürmek
    Umudu yola getirmekti biraz da
    Gecenin beyazına kömürün tozu yağdı
    Kadın hayatlarının içine
    Hayat kırıklıklarının dışına

    Dudağımın kıyısında yol bitti
    Yüreğimde is kaldı

    Vardır Bir Hayır !!!

    29/9/2009 · Kategori: Siir_Hikaye

    ßir zamanlar Afrika daki bir ülkede hüküm süren bir kral vardı. Kral, daha çocukluğundan itibaren arkadaş olduğu, birlikte büyüdüğü bir dostunu hiç yanından ayırmazdı. Nereye gitse onu da beraberinde götürürdü.
    Kralın bu arkadaşının ise değişik bir huyu vardı. İster kendi başına gelsin ister başkasının, ister iyi olsun ister kötü, her olay karşısında hep aynı şeyi söylerdi:
    Bunda da bir hayır var!
    Bir gün kralla arkadaşı birlikte ava çıktılar. Kralın arkadaşı tüfekleri dolduruyor, krala veriyor, kral da ateş ediyordu. Arkadaşı muhtemelen tüfeklerden birini doldururken bir yanlışlık yaptı ve kral ateş ederken tüfeği geriye doğru patladı ve kralın başparmağı koptu. Durumu gören arkadaşı her zamanki sözünü söyledi:
    Bunda da bir hayır var!
    Kral acı ve öfkeyle bağırdı:
    Bunda hayır filan yok! Görmüyor musun, parmağım koptu?
    Ve sonra da kızgınlığı geçmediği için arkadaşını zindana attırdı.
    Bir yıl kadar sonra, kral insan yiyen kabilelerin yaşadığı ve aslında uzak durması gereken bir bölgede birkaç adamıyla birlikte avlanıyordu. Yamyamlar onları ele geçirdiler ve köylerine götürdüler. Ellerini, ayaklarını bağladılar ve köyün meydanına odun yığdılar. Sonra da odunların ortasına diktikleri direklere bağladılar. Tam odunları tutuşturmaya geliyorlardı ki, kralın başparmağının olmadığını farkettiler. Bu kabile, batıl inançları nedeniyle uzuvlarından biri eksik olan insanları yemiyordu. Böyle bir insanı yedikleri takdirde başlarına kötü olaylar geleceğine inanıyorlardı. Bu korkuyla, kralı çözdüler ve salıverdiler. Diğer adamları ise pişirip yediler.
    Sarayına döndüğünde, kurtuluşunun kopuk parmağı sayesinde gerçekleştiğini anlayan kral, onca yıllık arkadaşına reva gördüğü muameleden dolayı pişman oldu. Hemen zindana koştu ve zindandan çıkardığı arkadaşına başından geçenleri bir bir anlattı.
    Haklıymışsın! dedi.
    Parmağımın kopmasında gerçekten de bir hayır varmış. İşte bu yüzden, seni bu kadar uzun süre zindanda tuttuğum için özür diliyorum.Yaptığım çok haksız ve kötü bir şeydi.
    Hayır diye karşılık verdi arkadaşı.
    Bunda da bir hayır var.
    Ne diyorsun Allah aşkına? diye hayretle bağırdı kral.
    Bir arkadaşımı bir yıl boyunca zindanda tutmanın neresinde hayır olabilir.
    Düşünsene, ben zindanda olmasaydım, seninle birlikte avda olurdum, değil mi? Ve sonrasını düşünsene!!!...

    Üçüncü Şahsın Şiiri

    19/9/2009 · Kategori: Siir_Hikaye

    gözlerin gözlerime değince
    felâketim olurdu ağlardım
    beni sevmiyordun bilirdim
    bir sevdiğin vardı duyardım
    çöp gibi bir oğlan ipince
    hayırsızın biriydi fikrimce
    ne vakit karşımda görsem
    öldüreceğimden korkardım
    felâketim olurdu ağlardım
    ne vakit maçka'dan geçsem
    limanda hep gemiler olurdu
    ağaçlar kuş gibi gülerdi
    bir rüzgâr aklımı alırdı
    sessizce bir cigara yakardın
    parmaklarımın ucunu yakardın
    kirpiklerini eğerdin bakardın
    üşürdüm içim ürperirdi
    felâketim olurdu ağlardım
    akşamlar bir roman gibi biterdi
    jezabel kan içinde yatardı
    limandan bir gemi giderdi
    sen kalkıp ona giderdin
    benzin mum gibi giderdin
    sabaha kadar kalırdın
    hayırsızın biriydi fikrimce
    güldü mü cenazeye benzerdi
    hele seni kollarına aldı mı
    felâketim olurdu ağlardım

    atilla ilhan


    Not:Bu şiir için sevgili arkadaşımız  enginerx 'e teşekkür ederim..

    Hepsi Bu:=(

    19/9/2009 · Kategori: Siir_Hikaye

    Değişen ben değilim
    dönüşen savaş
    yaşlanmakla ıslanmak aynı şey:

    bir yağmurun gölgesinde ihtiyarlanmak

    şimdi ölüm bile yetmiyor
    acılarımızı tartmaya
    dostlar
    alıngan bir sahili pinekliyorlar
    bir merhabayı bıçaklar gibi artık
    selamlaşmalar

    değişen ben değilim
    dönüşen savaş


    artık zaman bile yetmiyor
    yaşadığımızı sanmaya

    yine de ışıklar bu kenti
    güzelmiş gibi gösteriyor
    geceleri...

    geceler...
    yani
    Ahmet Haşim in kafiyeleri...

    seni aklıma düşüren
    yerçekimi değil



    yalancı yıldızlar
    öyle uzaksın ki
    üflesem soğuyacaksın
    sarılsam okyanus

    bir aşka yetecek kadar
    ve anımsatacak kadar
    sebepsiz bir ölümü,
    acılarımız
    ve kafiyelerimiz var...

    işte hepsi bu kadar...

    Yılmaz Erdoğan

     

    Affedersiniz siz İstanbul musunuz? - Sadri ALIŞIK

    19/9/2009 · Kategori: Siir_Hikaye



    Çiçek bahçelerinizde
    mevsimler ya
    ş
    anan
    ya
    ğmur seslerinde en tanıdık ş
    arkılar
    gözya
    ş
    ları gibi ıslanan
    arnavut kaldırımlarında ben
    a
    şı boyalarında çocukluğ
    um
    elele bir ayaz hatırlarım
    süleymaniye'de sizinle
    ye
    şil çıngıraklı vatman ş
    apkaları
    ş geri gelmiş

    salep salep sabahlar

    affedersiniz nasıl tanımazsınız
    her geceyi beraber ölmedik mi bo
    ğaziçi'nde
    her çocuklukta yok muyduk sizinle
    hiç mi u
    ğurlamadınız beni haydarpaş
    a'dan
    hayri kaptan yetmi
    ş
    birde bembeyaz
    köpük köpük tinorossi
    ş
    irketihayriyye
    sefer taslarımızda üçüncü mevki biletler

    mahpus gözlerimizi
    yalnız gecelerinizde
    ayak seslerimizi
    kadehler dolusu sohbetlerimizi
    koyun koyuna bile bitmeyen hasretlerimizi
    nasıl unutursunuz ?

    BU YILINIZI İYİ GEÇİRDİNİZ Mİ?

    9/9/2009 · Kategori: Siir_Hikaye

    Bu yılınızı iyi geçirdiniz mi?
    Sağlıklı olduğunuz için hiç sevindiniz mi?
    Bu yıl hiç gün ışığı ile uyandınız mı?
    Kaç kez güneşin doğuşunu izlediniz?
    Bir neden yokken kaç kişiye hediye aldınız?
    Kaç sabah yolda bir kediyi okşadınız?
    Bu yıl yeni doğmuş bir bebek parmağınızı sıkıca tuttu mu hiç?
    Ve siz onu hiç kokladınız mı?
    Yaz gecelerinde ne çok yıldız olduğuna hiç şaşırdınız mı?
    Kendinize bu yıl kaç oyuncak aldınız?
    Kaç kez gözlerinizden yaş gelinceye kadar güldünüz?
    Yaşlı bir ağaca sarıldınız mı bu yıl?
    Çimlere uzandığınız oldu mu?
    Çocukluğunuzdan kalan bir şarkıyı söylediniz mi hiç?
    Hiç suda taş kaydırdınız mı bu yıl?
    Kaç kez kuşlara yem attınız?
    Bir çiçeği dalındayken kokladınız mı?
    Bu yıl kaç kez gökkuşağı gördünüz?
    Ya da hediye alan bir çocuğun gözlerindeki ışığı?
    Kaç kez mektup aldınız bu yıl?
    Eski bir dostunuzu aradınız mı hiç?
    Kimseyle barıştınız mı bu yıl?
    Aslında mutlu olduğunuzu kaç kez farkettiniz bu yıl?
    İyi bir yılın, bunlar gibi bir çok küçük şeye bağlı olduğunu
    hiç düşündünüz mü bu yıl?
    Yeni yılda düşünün!
    Baharda hemen yayılın çimenlerin üzerine...
    Acele edin, er veya geç; çimenler yayılacak üzerinize...

    Can Dündar

    BİR BİLENE SORMUŞLAR?

    9/9/2009 · Kategori: Siir_Hikaye

    Sormuşlar bir bilgine: HAYAT ne? Diye
    Demiş bilgin; iki yönlü bir yol
    devam eder bilinmeze.
    Sen görmemezlikten gelsen de
    vardır bir yoldaş her köşesinde
    Bazen çıkarsın zorlukla dar bir yokuştan
    bazen de aşarsın dertleri
    sanki uçuyormuş gibi inerek buradan.


    Peki, SEVGİ nedir? Demiş biri
    Kalbine sığmayacak kadar geniş
    Dedikodusunu yapamayacağın kadar temiz,
    kokusunu alamayacağın kadar uzak
    hayal edemeyeceğin kadar yakın...


    Ya KORKU nedir? Diye atılmış diğeri
    Bir yağmur damlasındaki barut kokusu.
    Belki de saklanılan bir hayal yontusu
    ya bir miniğin haykırırışı,
    ya da yüreği yaralı bir kuşun feryadı....



    Peki ya UMUT nerededir? Diye atılmış bir umut avcısı.
    Bilinmezde değildir bilirim, demiş yerini kaygılı ve tasalı.
    Aradın boşuna heryeri ama unuttun en kolay yeri besbelli
    bunu derken işaret etti insanın en derinden yaralanan yerini...



    Peki DOST kimdir? Diye sormuş biri.
    Demiş; paylaştın mı sevgini, korkunu, ümidini ve yenilgini,
    verdin mi desteğini, sordun mu halini,
    yolladın mı yüreğini, ağladın mı onun gibi.


    Hissettin mi DOSTLUĞU? Demiş diğeri.
    Bilgin demiş:
    Karşılığı olmadan verilir mi hiç yürekteki sevgi?
    Dostluk dediğin; tek bir ruhun, iki ayrı bedende dirilmesi...

    « Önceki ::

    Aşağıdaki Ziyaretçi Haritası 09:52 Zaman Dilimi 31.03.09 Tarihi İtibariyle Geçerlidir.
    Locations of visitors to this page