Image and video hosting by TinyPic
Kadın - ..::±İçİmİzDeKi KaRaNLıK±::.. - Blogcu



Image and video hosting by TinyPic
  • Son Yorumlarım

  • Buna Sevindim..
    NigThwiSh
    HANGİ ŞARKI???
    şarkı adı
    Rica ederim..
    Teşekkür
    slm:)
    Haklısın..
    Teşekkürler
    Çok güzel.
      Image and video hosting by TinyPic
    Image and video hosting by TinyPic
  • Arkadaşlarım

  • Blogcu Yardım
  • gothictr
  • metallicafanatic
  • gercekyolislam
  • ravenist
  • yootube
  • dilaratoker
  • free counters
    Sitenizesayac.com
  • Destekleyenler

  • http://www.darkvampires.de/toplists/
    Hier gehts zur Topliste
    Blog Linkleri Link Dizini
    †SimSiyah†
    †AmatorYasamak†
    †AmatorYasamak-ıı†
    †DarkGothic.Org†
    † му ναмριяє нαят †
    †KaranlıkForum†
    †GizemliDünya†
    †MySpace†
    †İçimizdekiKaranlık-I†

    ANNE VE ÇOCUK:=(

    5/11/2009 · Kategori: Kadin

    1 yaşınızdayken sizi elleriyle besledi ve yıkadı. Bütün gece ağlayıp onu uyutmayarak teşekkür ettiniz

    2 yaşınızdayken size yürümeyi öğretti Size seslendiğinde odadan kaçarak teşekkür ettiniz

    3 yaşınızdayken size özenle yemekler hazırladı Tabağınızı masanın altına dökerek teşekkür ettiniz

    4 yaşınızdayken elinize rengarenk kalemler tutuşturdu. Evin bütün duvarlarına resim yaparak teşekkür ettiniz

    5 yaşınızdayken sizi cici kıyafetlerle süsledi. Gördüğünüz ilk çamur birikintisine atlayarak teşekkür ettiniz

    6 yaşınızdayken okula kadar sizinle yürüdü. Sokaklarda "GİTMİYCEEEEEEM" diye ağlayarak teşekkür ettiniz

    7 yaşınızdayken size bir top hediye etti. Komşunun camini kırarak teşekkür ettiniz

    9 yaşınızdayken size piyano öğretmeni buldu. Notaları bir gün bile çalışmayarak teşekkür ettiniz

    10 yaşınızdayken doğum günü partilerinden dans derslerine kadar her yere sizi arabayla götürdü. Arabadan fırlayıp giderken arkanıza bile bakmayarak teşekkür ettiniz

    11 yaşınızdayken sizi arkadaşınızla sinemaya götürdü. "Sen bizimle oturma" diyerek teşekkür ettiniz

    12 yaşınızdayken zararlı TV programlarını seyretmenizi istemedi. O evde değilken hepsini izleyerek teşekkür ettiniz

    15 yaşınızdayken sizi yurtdışında yaz kampına gönderdi. Tek satir mektup yazmayarak teşekkür ettiniz

    17 yaşınızdayken erkek arkadaşınızla partiye gitmenize izin verdi. Bir telefon bile etmeden sabaha karşı eve dönerek teşekkür ettiniz.

    19 yaşınızdayken okul masraflarınızı karşıladı,sizi arabayla kampusa götürdü ve eşyalarınızı taşıdı. Arkadaşlarınız alay etmesin diye kampus kapısında vedalaşarak teşekkür ettiniz

    21 yaşınızdayken iş hayati ve kariyerinizle ilgili size fikir vermek istedi "Ben senin gibi olmayacağım" diyerek teşekkür ettiniz

    22 yaşınızdayken kep giyme töreninizde size gururla sarıldı. Avrupa seyahati için para isteyerek teşekkür ettiniz

    24 yaşınızdayken uzun suredir çıktığınız çocukla tanışmak istedi "Zamanını ben bilirim" diye tersleyerek teşekkür ettiniz

    25 yaşınızdayken düğün masraflarınızı karşıladı,sizin için hem mutlu oldu hem çok duygulandı. Siz dünyanın bir ucuna taşınarak teşekkür ettiniz

    30 yaşınızdayken bebek bakimi hakkında size akil vermek istedi. "Artık bu ilkel yöntemleri bırak"diyerek teşekkür ettiniz

    40 yaşınızdayken sizi arayıp bir akrabanızın doğum gününü hatırlattı "Anne işim başımdan aşkın"diyerek teşekkür ettiniz

    50 yaşınızdayken o çok hastalandı, hafta sonunda onu görmeye gittiğinizde mutlu oldu. Ona yaşlıların çocuk gibi nazlı olduğunu söyleyerek teşekkür ettiniz

    Derken bir gün..... o öldü. O güne kadar onun için yapmadığınız ne varsa, o anda kalbinize bir yıldırım gibi düştü....

    Bir Daha Görme Beni:=(

    5/11/2009 · Kategori: Kadin

    Şiddet..!

    29/9/2009 · Kategori: Kadin

    Aşağıda Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi'nin düzenlemiş olduğu "Güldünya'ya Sesleniş" Mektup Yarışması'nın birincisi Ezgi Kızmaz'ın mektubu bulunuyor. Bu maili mümkün olduğunca çok kişiye göndererek, "Kadına Yönelik Şiddete Son" kampanyasına destek verebilirsiniz.





    "Sevgili Güldünya,



    Sen daha önce hiç mektup aldın mı? O kısa hayatına kaç mektup sığdırdın? Senin hayatın mektuplara sığar mı, Güldünya?



    Dünyada şiddete maruz kalan tüm kadınlar, aslında aynı ülkede yaşar. Bu ülkenin sokaklarında, yara izlerini örtmek için makyaj yapmış kadınlar dolaşır. Sokakta karşılaşan her kadın, kendinden bilir o boyanın altında ne olduğunu. Bu maskeye sadece bu ülkenin çorak topraklarında yetişen erkekler kanar. Bu erkekler yaralar açar, yaraları kapatmak için yapılan makyaja tapar. Erkeklerin arasında, bir kadının yaraları tekrar tekrar böyle kanar.



    Bu ülkede sokağa çıkabilen kadınlar, her akşamüstü karanlık çökmeden eski bir oyunu oynar, Güldünya. Hava kararmadan eve dönme oyununu herkes çocukluğunda öğrenir, ama sadece kız çocukları hayat boyu oynamaya devam eder. Oyunun kuralları, hileleri, müzik kesildiğinde sandalyeye oturma oyununu hatırlatır. Müzik kapandığında, hava karardığında açıkta kalınmamalıdır. Müzik kesildiğinde oturmaya hazır olmak için nasıl bir sandalyeye yaklaşılır, etrafında oyalanılırsa, kadınlar da havanın kararacağını anladıklarında apar topar evlerinin olduğu mahalleye döner. Kadınlar aceleci adımları müziğe uymadığı için durdurulamaz. Mahalleden ayrılmayıp oyunbozanlık yapanlar suçlanamaz. Kadınlar bu oyunu karanlıktan korktukları için oynamaz, Güldünya.



    Işık kapatıldı; sokaklar karanlık şimdi. Eve dönemeyen kadının yarın daha çok makyaj yapması gerekecek.



    Bu evlerde her akşam toplanılır. Konuşulmaz, sadece nefes alınır. Bu gürültülü solumalardan, sessiz iç çekişlerden evlerin camları buğulanır. Buğulanan camlara kadınlar sevdiklerinin isimlerini yazmasınlar diye "yarın yapılması gerekenler" yazılır. Ertesi gün pencereden sokağa bakmak isteyen kadına yapılması gerekenler engel olur. Hep yapılması gerekenler bitmeden akşam olur, yine toplanılır, yine nefesler alınır. Artık sevdiklerinin ismini camın buğusuna yazmak kadınların aklından geçmez.



    Camlarında kuralları yazılı bu evlerin camları silinmez, pencereleri açılmaz; içerisi havalandırılmaz. Kadınlar her gün yakınlarının nefesleriyle boğulur. O kadar çok penceresiyle bu ev, sokağı görmeyen dört duvar olur.



    Evlerin duvarları incedir, bu duvarları geçebilen yine de sadece sestir. Komşu kadının çığlığı televizyon sesiyle bastırıldıktan sonra uyunabilir. Bu evlerde uyuyabilmek için, önce vicdanı uykuya yatırmak gerekir.



    Güldünya, burada da, her gece kadınlar uykuya dalar. Rüyalarında yaralarını yamar. Ama aslında üstünde incecik örtüyle, olası katilinin yanında savunmasız yatar. Bu ülkede de, birisini öldürmeden kimse katil diye anılmaz. Belki bu yüzden kadınlar öldürülene kadar katillerine koca, baba, ağabey, dayı, amca demek zorundadır.



    Bu evlerde geceler, gündüzler, yıllar geçer. Zaman içinde, havalandırılmayan evin kokusu, evde en çok zaman geçirmek zorunda kalanların; kadınların üstüne siner. Kadınlar üstlerine sinen bu koku yüzünden evin dışındayken bile evi unutamaz. Yakınlarının nefeslerinin kokusu burnundayken, nefesleri de ensesinde gibidir. Bu yüzden kadınlar evin içinde; onların gözü önünde nasıl davranıyorsa, evin dışında da öyle davranmak zorundadır. Kadınlar üstlerinde evin kokusuyla fazla uzağa gidemez. Kokuyu tanıyanlar onu ele verir. Bu koku yüzünden Bitlis-İstanbul arası 1505 km. olmaktan çıkar. Bu ülkede hiçbir yer o kadar uzak olamaz.



    Ve Sevgili Güldünya, bu ülkedeki kadınlar hiç mektup almaz. Çünkü onlar kimsenin "sevgili"si olmaz.



    Sen, Güldünya? Sen daha önce hiç mektup aldın mı?



    Güldünya, ağabeylerin yol ortasında seni neden kalçandan vurdu? Kuzeninin kocasının sana tecavüz etmesinden, kalça hareketlerini sorumlu tuttukları için mi? Tecavüzden geriye kalanı, evlenmeden bu kalçaların arasından doğurduğun için rni? Ağabeylerin seni neden vurdu, Güldünya?



    Sağ kalçanı kim kanattı, Güldünya? Bedenini yağmalarken onu sıkıca kavrayan akraban mı, yol ortasında oraya kurşun sıkan ağabeyin mi, yoksa hastanede orayı sarıp sarmalayıp korumayanlar mı? Güldünya, kim canını daha çok acıttı?



    Annen mezarının başında sadece senin için mi ağladı, Güldünya? Bir anne kızının katiline her gün yemek hazırlamak zorunda kalır mı? Silahı verenle koyun koyuna yatar mı? Bir anne için kurbanla katili aynı karında taşımış olmak, yeterince ağır bir yük değil mi? Annen mezarının başında kimin için ağladı, Güldünya?



    Sadece senin canın mı yandı, Güldünya? Başka kimler, aynı evde yaşadıkları için katillerine yakalandılar? Kimler tanıdık bir yüz olduğu için katillerini tanıyamadılar?



    Alicia Aristregui, İspanya. 2004. Ayrıldığı kocası tarafından bıçaklanarak öldürüldü.

    Birgül Işık, Elazığ. 2005. Katıldığı televizyon programında şiddet gördüğünü söylemesinin ardından, sokakta oğlu tarafından öldürüldü.

    Cheagh Rooteh, Irak. 1993. Yabancı bir adamla konuştuğunu gören babası tarafından öldürüldü.

    Çiğdem İnce, İzmir. 2003 Evlilik dışı hamile kaldığı için ağabeyi tarafından öldürüldü.

    Dilber Kına, İstanbul. 2001. Erkeklerle gezdiği için babası tarafından baltayla öldürüldü.

    Evrim Sarıçiçekler, İstanbul. 2005. Ailesinin karşı çıktığı birisiyle evlendiği için ailenin görevlendirdiği birisi tarafından öldürüldü.

    Fadime Şahindal, İsveç. 2002. İsveçli bir genci sevdiği için babası tarafından öldürüldü.

    Güldünya Tören, İstanbul, 2004.

    Hatun Sürücü, Almanya, 2005. Zorla evlendirildiği akrabasından boşandıktan sonra bir "Alman gibi" yaşadığı için sokakta ağabeyi tarafından öldürüldü.

    Ivy Blore, Kanada. 2004. Aile içi şiddet kurbanı.

    Kadriye Demirel, Diyarbakır. 2003. Tecavüze uğrayıp hamile kaldıktan sonra ağabeyi tarafından öldürüldü.

    Leticia Aguliar, Amerika. 2002. Aile içi şiddet kurbanı.

    Maria Terasa Carlson, Filipinler. 2001. Evliliği boyunca şiddete maruz kaldı. Sonunda 23. kattan atlayarak intihar etti.

    Nadia Anjuman, Afganistan. 2005. Afganistanlı şair, kocası tarafından dövülerek öldürüldü.

    Olivia Hodson, Amerika, 1999. Aile içi şiddet kurbanı.

    Pınar Kaçmaz, Diyarbakır. 2002. Evden kaçıp mankenlik ajansına başvurduğu için babası ve ağabeyi tarafından öldürüldü.

    Rukhsana Naz, İngiltere. 1998. Evlilik dışı hamile kaldığı için annesi ve ağabeyi tarafından boğularak öldürüldü.

    Sevda Gök, Şanlıurfa. 1996. Pastaneye gittiği gerekçesiyle bir yakını tarafından öldürüldü.

    Şemse Allak, Mardin. 2002. Evlilik dışı ilişkiye girdiği gerekçesiyle taşlanarak öldürüldü.

    Tasleem Begum, İngiltere. 1995. Erkek arkadaşı olduğu için kuzeni tarafından arabayla defalarca ezilerek öldürüldü.

    Ursula Allen, Amerika. 2002. Aile içi şiddet kurbanı.

    Victoria Anna, Amerika. 2002. Aile içi şiddet kurbanı.

    Yeşim Sağlam, Adana, 1998. Kocasını terk edip sevgilisiyle beraber olduğu için babası ve kocası tarafından öldürüldü.

    Zehra Karagöz, Şanlıurfa, 2003. Başka erkeklerle beraber olduğu söylentileri üzerine kocası tarafından kalbinden bıçaklanarak öldürüldü.





    Alfabenin tüm harflerine kan bulaşmışsa, pekâlâ aynı harfler bu kez acıya ortak olmak için bir araya gelebilir. Bu mektupta da senin için bir araya geldiler, Güldünya. Tüm bu harfler, üstlerine bir daha kan bulaşmasın; bu mektuba sığmayan liste daha da uzamasın dileğiyle toplandı. Şimdi artık hepsi dağıldı, geriye sadece son olarak sana sunu söylemek isteyen harfler kaldı: Güldünya, sen ağlarken, güler mi hiç bu dünya?"

    Anne:=(

    29/9/2009 · Kategori: Kadin

    Neden mi taşa oturuyorum?
    Sana ne! !
    Hasta mi olurum?
    Guldurme
    beni anne..
    Peki kalbime oturan aciyi kaldirabilir misin?
    Icim aciyor
    anne, var mi ilaci?
    Ben her
    gece agliyorum biliyor musun?
    Ve kizamiyorum sizlere
    Bir ciglik
    hayata sessizce
    Bir
    nefes daha aliyorum umitsizce
    Ve devam ediyorum
    anne yasamaya
    Caresiz, kimsesizce

    BİR KADIN

    7/9/2009 · Kategori: Kadin

     

    Bir kadın çocuktur aslında.
    Çocuk gibi davranmayı sever.
    Erkeğin kendisine bir çocuğa gösterdiği şefkati göstermesini de ister.
    Bir çocuğu okşar gibi incitmekten korkarak okşamalıdır erkek kadıni.
    Ama her kadin çocukca da olsa dinlenilmesini, dikkate alınmasini ister.
    Yani bir kadınin çocukluk yapmasına izin vereceksiniz,
    ama asla onu bir çocuk olarak görmeyeceksiniz.


    Bir kadın güçlüdür aslında.
    Hatta erkeklerden çok daha güçlüdür.
    Ama bu gücünü her zaman ortaya koymasını sevmez.
    İster ki erkeğin gücü kendisine huzur versin.
    Kendi kendine yapabileceği şeyleri bile erkeğin yapmasını bekler.
    Böylece hem daha kadın oldugunu hissedecektir hem de
    erkeğinin ne kadar güçlü olduğunu görecektir.
    Ancak kadın gücünü göstermek istediğinde onu engelleyemezsiniz.
    Yapmak istediği bir şey varsa mutlaka yapar.


    Bir kadın sevgilidir aslında.
    Içinde her zaman sevgiyi taşir.
    Sevdiklerinden kolay kolay ayrılamaz.

    Sevdiklerini kolay kolay kıramaz.
    Zor sever ama tam sever.
    Bir kadının tam anlamıyla sevebilmesi için
    yüreğinin kabul ettiğini beyninin de kabul etmesi gerekir.
    Ve sevmezse de onu asla sevmeye zorlayamazsınız.
    Belki kolayca yüreğine girebilirsiniz.
    Ancak beyninde yer etmemişseniz her an terk edilebilirsiniz.


    Bir kadın yalnızdır aslında.
    Hiçbir zaman kadını bütünüyle elde edemezsiniz.
    Kendisine ait bir dünyasi vardır ve orada hep yalnızdır.
    O dünyaya kimsenin girmesine izin vermez.
    Hiçbir anahtar o dünyanin kapısını açamaz.
    Yalnızlık onun sığınağıdır.
    O sıgınaga ne zaman gireceğine, ne kadar kalacağına hep kendisi karar verir.
    Sığınaktayken oradan çıkmaya zorlarsanız onu sonsuza dek kaybedebilirsiniz.


    Bir kadın bilgindir aslında.
    Neler yapabilecegini erkek aklı hayal bile edemez.
    Yaratıcılığının sınırı yoktur.
    Ama bunu ortaya çikartmak için hayatının erkeğini bekler.
    Hoyratça harcamaz yaratıcılıgını sadece erkeğine saklar.
    Bir kadının gerçek erkeği olmayı başarabilmişseniz çok şanslısınız demektir.
    Çünkü yaşamınız asla sıradan olmayacaktır.


    Bir kadın hayattır aslında.
    Çünkü hayatın içinde olan her şey ancak kadınlar olduğunda anlam kazanıyor.
    Yemek yemek, su içmek bile.
    Bir kadının elinden içtiğiniz suyla kendi kendinize bardağı doldurup
    içtiğiniz su arasındaki lezzet farkını anlayabiliyor musunuz?


    Anlıyorsaniz ne mutlu size. Anlamıyorsanız, ne yazık ki yaşamıyorsunuz.

    Alıntıdır

    Böyle bir mağaza görülmedi:=)

    7/9/2009 · Kategori: Kadin

    Kadınların gidip kendilerine erkek (koca) seçebilecekleri bir erkek mağazası açılmıştır.
    Mağaza 5 katlıdır ve her kat çıkıldıkça,
    erkeklerin nitelikleri de yükselmektedir.
    Mağazada sadece tek bir kural geçerlidir:
    Herhangi bir katın kapısından içeri giren
    kadın, o kattan alış-veriş etmek zorundadır ve
    eğer bir üst kata çıkmak isterse, tekrar aşağı katlara inemez.
    Birgün bir grup kız
    arkadaş, kendilerine erkek seçmek için mağazaya gider. Ve....

    1.Katın kapısında şunlar yazılıdır: 'Bu kattaki
    erkeklerin çalışacak
    bir işleri var ve
    çocukları da severler'. Kızlar yazılanları okur ve şöyle derler:
    'Eh, hiç yoktan iyidir ama bir de üst kata bakalım'.

    2.Katın kapısında yazılanlar: 'Buradaki
    erkeklerin iyi bir işleri var,
    çocukları severler ve son derece
    yakışıklıdırlar.' Kızlar:
    'Hmmm, hiç fena değil ama
    acaba bir üst katta ne var? '

    3.Kat: 'Buradaki
    erkeklerin çok iyi birer işleri var, çocukları severler,
    son derece
    yakışıklıdırlar ve ev işlerine de yardım ederler'.
    Kızlar: 'Aman Tanrım, çok etkileyici ama yukarıda başka katlar da var.'

    4.Kat: 'Buradaki
    erkeklerin işleri çok iyi, çocukları çok severler,
    gayet
    yakışıklı olup, ev işlerine yardım ederler ve ayrıca son derece romantiktirler'.
    Kızlar çığlık atmaya başlarlar: 'İnanılmaz, bir üst katta bizi neyin beklediğini bir düşünün! '
    Ve bir kat daha çıkarlar...

    5.Katın kapısında şunlar
    yazmaktadır: 'Bu kat boştur ve sadece,
    kadınları memnun etmenin mümkün olmadığını kanıtlamak için konulmuştur.
    Çıkış soldadır; umarız inerken merdivenlerden yuvarlanırsınız…

    Bir kadını ağlatmak zor değildir!!!:=(Yılmaz Erdoğan'dan kad

    7/9/2009 · Kategori: Kadin

    Bir kadını ağlatmak çok zor değildir aslında. Kadınlar her şeye
    ağlayabilir; bir filme, bir şarkıya, bir yazıya... En az erkekler kadar
    yani! Ama bir kadını yürekten ağlatmak zordur. Eğer bir kadın yürekten
    ağlıyorsa, ağlatan onun yüreğine ulaşmış demektir. Ama o yüreğin değerini
    bilememiş olacak ki ağlatan, gözünü bile kırpmadan teker teker batırır
    iğnelerini yüreğe!

    Işte o zaman koca bir yumruk gelir oturur boğazına kadının.
    Yutkunamaz, nefes alamaz; çünkü o koca yumruk canını çok acıtır. Gözleri
    buğulanır kadının sonra. Ağlamayacağım, der içinden. Ama engel olamaz
    işte.

    Çünkü yüreğine ulaşmıştır birileri ve iğneler saplamaktadır.. Bu acıya ne
    kadar karşı koyabilir ki bir kadın. İnce ince süzülür
    yaşlar gözünden;
    önce birkaç damla, sonra bir yağmur seli... Ve kadın ağlar; hem de çok!

    Sanmayın ki gidene ağlar kadın! Gidenin giderken koparttığı yerdir onu
    ağlatan, orada
    bıraktığı yaradır. O yaranın hiç kapanmayacağını, kapansa
    bile izinin kalacağını bilir kadın; o yüzden ağlar. Ama bilir misiniz,
    ağlamak kadınları olgunlaştırır. Her damla, daha çok kadın yapar
    kadınları. Her damla bir derstir çünkü. Bazen kadınlar ağladığında çoğu
    insan, ağlama niye ağlıyorsun ki, değmez onun için derler.
    Bilmediklerindendir böyle demeleri. Çünkü yürekleri acıyan kadınlar
    ağlamazlarsa, ölürler. İçlerindeki zehirdir onları öldüren!

    Ağlayarak o zehirden kurtulur kadınlar, o irini temizlerler yaralarındaki!
    Çünkü bilirler, o irin temizlenmezse iltihaba dönüşür yaraları.
    Dönüşmemesi lazımdır oysa. O yüzden de bolca ağlarlar. Zaman geçer sonra.

    Kadınlar kendilerine sarılmayı öğrenirler. Umarım öğrenirler, yoksa ruhlar
    sapkın yollara çarpar kendini. Sapan ruhların doğru yolu bulması da yeni
    acılar demektir. Bunu bilir kadınlar, o yüzden eninde sonunda öğrenirler
    kendilerine sarılmayı...

    Çok ağlayan kadınlar, bir çok
    şeyden vazgeçen kadınlardır aslında. Her damla
    olgunlaştırır kadınları evet ama olgunlaştıkça o safça inandıkları aşk
    gerçeği onların gözünde küçülür.. Küçüldükçe değerini yitirir ve işte o
    zaman kendilerine sarılıp, yeni bir kadın yaratırlar kendilerinden. Güçlü,
    yenilmez, mağrur ve aşka inanmayan...

    İnsanlar soruyorlar çoğu zaman neden bu kadar çok bekar kadın var diye;
    hepsi kariyer derdinde olan. Çünkü inançlarını yitirdi o kadınlar.
    Zamanında yüreklerine o kadar çok iğne saplandı ki, o kadar çok ağladılar
    ki! Artık kendilerinden başka bir doğru
    olmadığına inanıyorlar, o yüzden
    kendilerine sarılıyorlar. Çünkü biliyorlar ki sarıldıkları adamlar onları
    hak etmedi; hem de hiçbir zaman! Hep bir çıkarları oldu sarıldıkları
    adamların. E o zaman niye sarılsınlar ki!

    Niye sarılalım ki!
    Etrafınızda yürekten ağlayan bir kadın varsa bilin ki olgunlaşıyordur.
    Bilin ki, gerçekleri kabul etmeye başlamıştır. Bilin ki, artık aşkın
    olmadığına
    inanmıştır. Bilin ki, sarılacak tek bir doğrusu kalmıştır.
    O da kim, ne diye sormayın artık. Çok ağlayan kadınlar, eninde sonunda
    kendilerine sarılırlar çünkü

    Annesizlere:=(

    9/5/2009 · Kategori: Kadin

    Yarın için şimdiden şiir yayımladım ne güzel:=)Güzel şiir şairi tebrik ederim güzel anlatmış annesizliği.. 

    Bu gün armağan olsun!
    tüm annesizlere;
    en vefasızlarına bile,
    bırakıp da gittiği için;
    dünyanın tüm güzelliklerine.
    Bu gün Anneler Günü:
    Karşıma alıp konuştum,
    anlattım dertlerimi
    siyah beyaz resimlerine...
    Karşılık verdin,
    tüm öpüşlerime...
    Beyaz kağıtlara sarıp
    tek tek dağıttım;
    Ne güzel yakıştı gülücüklerin
    akide şekerlerine...
    Anam!
    Ağladım sana
    resmini ters çevirip.
    Gerçi yine anlardın,
    içlenirdin üzüldüğüme...
    Büyüdü torunların:
    Hiç sormuyorlar!
    Neden gelmediğini...
    Çok emek vermiştin oğluma;
    Paylaşırdın,
    kuru yavan ekmeşini bile..
    Sana çekmiş Anam,
    duy da rahat uyu!
    Emeklerinin ve dualarının
    boşa gitmediğine...
    Parmaklarımı dolaştırdım,
    nem vardı;
    avucuma dökülmüş gözlerinde.
    Sen bana bakma Anam!
    Gülümse yine..!
    Aldırma! benim,
    bu,sulu gözlerime...

     

    Ahmet Özsoy

     
     

    (c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.

    Kaynak:http://www.antoloji.com/siir/siir/siir_SQL.asp?sair=30447&siir=694687

    Kadın İsterse

    6/5/2009 · Kategori: Kadin

    Anne olsun ya da olmasın, içgüdüsel olarak kadın sevdiklerine sahip çıkma eğilimi gösterir. Korumak, kollamak, gelen her tehlikeye karşı durabilmek, gerektiğinde bir kartal kadar yırtıcı olmak ve her türlü kötülükle savaşabilmek, kadının doğasında vardır.
    Kadının içindeki güç, en zor şartlarda bile yaşam mücadelesi verebilecek kadar büyüktür. Hatta doğadaki en sağlam, dayanıklı ve güçlü varlık kadındır.
    İçinde var olan o savaşçı ruha rağmen, kadın sadece sevdiği adamın yanında, köşeye çekilebilir, pasifleşir, ihtiyaçlarını ve duygularını ikinci sıraya itebilir. Duyduğu saygı yüzünden, erkeğinden daha güçsüz durur. Bir kadının ruhundaki fırtına, isterse dünyayı yerinden oynatabilir.
    Kadın çoğu zaman erkeklerden fiziksel olarak zayıftır. Bilek güreşi yapılsa, erkek birkaç saniye içinde kadını devirebilir. Ancak, yaşamın her noktasında, bir kadın isterse, erkeği ezmesi an meselesidir.
    Erkekleri çoğu zaman şaşkına çeviren bir durum vardır. Evliyken veya birlikteyken, ampul değiştirmek konusunda çaresiz duran ve eşinden yardım isteyen bir kadın, üç çocuğuyla hayatta tek başına kaldığında, mucize bir yaşam hikayesi çıkarabilir. Erkekleri biraz sersemleten ve anlayamadıkları şey budur. Adam, kısa bir süre önce, pasif, vasıfsız, sıradan ve kendisi olmadan yaşayamayacağını düşündüğü bir kadını; ayrıldıktan sonra perişan, yerlerde sürünen, burnu sürtülmüş, barışmak için ayaklarına kapanarak af diler halde bulacağını düşünür. Ancak öyle olmaz. Bu, erkeğin dehşete düşerek, kendiyle yüzleştiği önemli anlardan birisidir. Peki, kadının içindeki bu büyük sır nedir?
    Gelin, birlikte hayatın içinden, çok sıradan durumları hayal edelim. Bakalım, kadınlar aslında ne yapar, ne söylerler? İlk örneğimizde, kadın mutfakta yemek pişirmektedir. Erkek sofra hazırlanırken televizyona bakıyordur. Elinde, kapağı sıkışmış bir salça kavanozu ile gelir kadın ve “hayatım, şunu açar mısın?” der. Adam, büyük bir güven ve gurur duygusu içine girer, ancak bunu belli etmez. Biraz zorlanarak ve tüm gücünü kullanarak kavanozu açar. Açılmaması halinde, erkek kendini çok berbat hisseder ve bir sürü bahane bulur. “Bir bez getirsene, ellerim kayıyor.” “Nasıl da sıkışmış bu meret” “Ellerin yağlı tutmuşsun kavanozu, benim de elime bulaştı, kayıyor, ondan açılmıyor” Bunlar çok önemli değil, çoğu zaman açılır. Peki, sizce kadın, o kavanozu açmanın en az üç yöntemini bilmiyor mudur? Kavanozun kapağını sıcak suya tutmak, dibine birkaç kere sertçe vurmak, bir bıçağı kenarına sokarak içine hava girmesini sağlamak gibi yolları mutlaka biliyordur. Ancak, bunu eşine yaptırmak, bilinçaltına şu mesajı yollamak içindir: “Sana ihtiyacım var!”
    Başka bir örnek verelim. “Hayatım, gardırobun üstünden şu bavulu indirebilir misin?” veya “Sevgilim, şu üst raftaki servis tabağına uzanabilir misin?” cümleleri, size de tanıdık geldi mi? Sizce kadın, sandalyeye çıkıp istediği şeyi almaktan aciz midir? Elbette hayır! Bu durumun alt göndermesi nedir? “Sen olmasan ne yapardım?”
    Tüm çetin şartlarda çözüm bulan kadınlar, eften püften şeylere takılıp kalır mı? Yoklukta, iki tahta parçasını bağlayıp dolap yapan; evdeki tek malzemeden üç çeşit yemek çıkaran, eşinin getirdiği azıcık para ile tüm ailesinin ihtiyaçlarını karşılayıp, üstüne üstlük daha kötü günler için para biriktiren kadın; kavanoz kapağını mı açamaz?
    Kadın, dünya üzerindeki en özel varlıktır. Yapabildiklerini göstermemesi, bir adım geride durması, erkeğine duyduğu sevgi ve saygıdandır. “Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır” cümlesi, kadın-erkek ilişkisi için söylenmiş, üstünde biraz düşünülmesi gereken önemli laflardan biridir.
    Beylerin anlaması gereken şey şudur: Biz, dünyayı yerinden oynatabilecek güce, sizin yaptığınız her işi yapabilecek kapasiteye, direnilmesi gereken her noktada savaşacak ve ayakta kalacak iç disipline, acil durumlarda çözüm getirebilecek beyne sahibiz. Yaparsak, çok daha iyisini de yaparız. Yapmamamız sevgimizden, sizi var etme, hevesinizi kırmama isteğimizdendir. Bunu bilmeli ve yaşam oyunundaki yerinizi doğru korumalısınız. Yoksa kadın isterse….
    Kaynak:http://kadin.tr.msn.com/ask/article.aspx?cp-documentid=14871573

    Kimse Göründüğü Kadar Normal Değil !

    6/5/2009 · Kategori: Kadin

    Benim fikrim değil, uzmanlar söylüyor. Ben destekliyorum o ayrı. Bu cümleyi ilk duyan inanmıyor. Dönüp kendine soruyor. Cevap “ben normalim” oluyor ancak yanlış! Şöyle bir düşünün, kendinizi gözden geçirin, hiç garip, ucube bir tarafınız yok mu?
    Buna, “yani, vardır belki ama öyle abartılacak bir şeyim yok” gibi yanıtlar veriyorsanız, normale en yakın duranlardansınız. Kesinlikle normal ve sağlıklı olduğunu iddia eden, kendinde en ufak bir gariplik bulunmadığını inanarak söyleyeni görürseniz, arkanıza bakmadan kaçın. Maalesef en rahatsız tipler, onlardan çıkıyor.
    Yaşadığımız dünyaya, ne kadar hızlı tükettiğimize, her şeyin önlenemez süratle değişimine, sürekli adapte olmaya çalıştığımız hayat tarzları ve teknolojiye bakarsak, normal olmak zor görünüyor. Bu durum doğal olarak ilişkilere yansıyor. Yalnızlığın küresel sorun olduğu bir dönemdeyiz. Karşımıza çıkanlara en baştan önyargı ve güvensizlikle bakıyoruz. En ufak bir aksilik, beğenmediğimiz küçücük bir davranış, üstüne çizgi çekmemize sebep oluyor.
    Babalarımızın, dedelerimizin aşklarına, evliliklerine öykünüyoruz. Ölene kadar birlikte olan çiftlere gıpta ile bakıyoruz. Artık böyle ilişkiler olmadığı için söyleniyoruz.Diğer yandan, emek vermek zor geliyor. En ufak sıkıntıda kaçıyoruz. Uğraşılmaz, zaman kaybedilmez diyerek geçiyoruz. Nasılsa başkası gelecektir diye, harcıyoruz. Bir gün kimse gelmiyor, yalnız yatağımızda, duvarlarla konuşarak bir ömrü harcıyoruz.
    Herkesin garip, yetersiz, komik ya da bize uymayan yanlarını görerek, en baştan eliyoruz. Peki, dönüp gerçekten kendimize bakıyor muyuz? Hangi vasıflara sahibiz? Bizim yetkinliğimiz var mı? Acaba biz de birilerine garip gelmiyor muyuz?
    Kimsenin isteklerinden, yaşam tarzından ödün vermeye niyeti yok. Sürekli alalım istiyoruz. Gel gör ki, bizi en çok üzen, aslında en hak etmeyen, en çok canımızı yakan kişi, aslında hayatımızı harcayan, emek verdiğimiz, yüreğimizi parçalayan ve arkasında toplanması zor dağınıklar bırakan oluyor.
    Sıradan, sıkıcı, fakir, düzgün, heyecansız veya fazla normal görünen erkekleri, bize uymadığını düşünerek değerlendirmeye bile almıyoruz. Haklıyız tabii! Bizim beklediğimiz adam gelecek. Bay Doğru her an bir köşeden çıkıp, kollarıyla saracak, nefesimizi kesecek. Bu Bay Doğru nasıl biri peki? Binlerce kadının hayalini süsleyen ve dünyada çok az karşılaşılan bu erkeğin aşağı yukarı bir tarifi var: Yakışıklı, karizmatik, komik, kültürlü, bulunduğu her yerde hayranlık uyandıran, yemeği, içmeyi, adabı bilen, gözleri sevdiği kadından başkasını görmeyen, cömert, zeki, ağzı laf yapan, biraz maço, hassas ve romantik, masaya vurduğunda ses getiren, elinden çiçeği, hediyesi eksik olmayan, maceracı, iyi bir koca, iyi bir baba, iyi bir sevgili, sürprizlerle dolu, maç manyağı olmayan, özel günleri unutmayan, kapris çekebilen, her şikayetimizi “vıdı vıdı” olarak değerlendirmeyen, gözlerine bakınca içimizi eriten, elma demeyi de, alma demeyi de bilen, güçlü, muhteşem sevişen, dokunmayı bilen, televizyonu gecelerin anlamı olarak görmeyen, nazik, ah daha neler neler…? Böyle bir adam bulma ihtimaliniz, uzaya tatile gitme ihtimalinizden daha düşük.
    Hepsi iyi de, adama sormazlar mı, senin vasıfların neler diye? İsteklerimizin normal olmadığı bizler, kendimizi nasıl normal görebiliriz ki? Gazetelerde boy boy fotoğrafı olan, çevremizde anlatılan, tanıdığımız veya uzaktan izlediğimiz bir takım birliktelikler var. İçimizden o kadınların ne kadar şanslı olduklarını düşünürüz. Mutluluklarına imreniriz. O kadının yerinde olmak isteriz. Peki, ne kadar emek verildiğini; o aşkın devam etmesinin nedenlerini sorgular mıyız? Belki de sıradan diye harcadığımız adamlardan biridir, o özenerek baktığımız mutlu kadının eşi.
    Sonuç olarak, hepimiz biraz anormaliz. İlla sokakta çıplak dolaşmak, yatakta kırbaçlanmayı istemek gerekmiyor. Tam da hayatın içinde, yaşanan ve bir ömre yön veren kararlarda çıkıyor ortaya beynimizin normal olmayan yanı. Kimse göründüğü kadar normal değil.
    Kaynak:http://kadin.tr.msn.com/ask/article.aspx?cp-documentid=14765544

    « Önceki ::

    Aşağıdaki Ziyaretçi Haritası 09:52 Zaman Dilimi 31.03.09 Tarihi İtibariyle Geçerlidir.
    Locations of visitors to this page