Image and video hosting by TinyPic
İnanç - ..::±İçİmİzDeKi KaRaNLıK±::.. - Blogcu



Image and video hosting by TinyPic
  • Son Yorumlarım

  • Teşekkürler...

    Buna Sevindim..
    NigThwiSh
    HANGİ ŞARKI???
    şarkı adı
    Rica ederim..
    Teşekkür
    slm:)
    Haklısın..
      Image and video hosting by TinyPic
    Image and video hosting by TinyPic
  • Arkadaşlarım

  • Blogcu Yardım
  • gothictr
  • metallicafanatic
  • gercekyolislam
  • ravenist
  • yootube
  • dilaratoker
  • free counters
    Sitenizesayac.com
  • Destekleyenler

  • http://www.darkvampires.de/toplists/
    Hier gehts zur Topliste
    Blog Linkleri Link Dizini
    †SimSiyah†
    †AmatorYasamak†
    †AmatorYasamak-ıı†
    †DarkGothic.Org†
    † му ναмριяє нαят †
    †KaranlıkForum†
    †GizemliDünya†
    †MySpace†
    †İçimizdekiKaranlık-I†

    Drakula, gerçek mi efsane mi?

    20/10/2009 · Kategori: Inan_

                                      
    Vampir sözcüğü size ne hatırlatıyor? Kan, yarasa, karanlık yapılar olabilir mi? Ya Kont Drakula? Drakula'nın bir roman ve film kahramanı olduğunu sanırız birçoğunuz biliyorsunuz. Yoksa Kont Drakula gerçekten yaşamış mıydı?


    1310 yılında Fransa'da insanlar arasında vampir histerisi yaygındı. Bunu takip eden yüzyıllarda diğer Avrupa ülkelerinde de benzer bir korku yaşanıyordu. O dönemin insanları bilimden çok uzaktılar ve kan emen ölümsüzlerle ilgili tüyler ürpertici her öyküye inanarak panik yaratıyorlardı. Vampirler hakkında o kadar çok öykü vardı ki insanlar ister istemez onların varlığına inanmaya başlamışlardı. Öyle ki ölümsüz vampirler için özel mahkemeler bile kurulmuştu.

    Vampir olduğuna karar verilen zavallı kurban, kalbine kazık batırılarak öldürülüyordu. Çünkü insanlar ölümsüz vampirlerden ancak bu şekilde kurtulacaklarına inanıyorlardı.

    1897 yılında vampirlerin, vampiri nihayet sahneye çıktı: Kont Drakula. Yazar Bram Stoker'in vampir romanı yayımlanınca bu korku bir isim kazanmış oldu.

    Çocukluğu hastalıklarla geçen Bram Stoker, 1847 yılında yoksul bir ailenin çocuğu olarak Dublin'de dünyaya gelmişti. Edebiyat, felsefe ve matematik eğitimi alan Stoker, tiyatro eleştirmenliği yaparak geçimini sağlıyordu, ilk kitapları pek başarılı değildi.

    Kazıkçı Küçük Şeytan

    Bram günün birinde Shakespeare oyuncusu John Irving'le karşılaşır ve bu karşılaşma onun yaşamındaki dönüm noktası olur. John Irving'in neye benzediğini merak ediyorsanız, romanlardaki vampir Drakula'nın tasvirlerini okumanız yeterli. Irving'den başka hiç kimse Drakula tiplemesi için bu kadar uygun olamazdı. Stoker 27 yıl boyu Stoker'in menajerliğini yapmıştı. 1897 yılında yayımlanan vampir romanı İngilizce konuşulan ülkelerde en başarılı çalışmalardan biri haline geldi.

    Balkanları gezmiş olan Stoker, Arminius Vambery adlı türkologu da yakından tanıyordu. Vambery ona Vladislav III'den (1431-1476) bahsetmiş olmalı. Ancak kısaca Vlad olarak da anılan bu hükümdar ne vampir ne de kont idi.

    Bugünkü Romanya'nın bir bölgesinde hüküm süren, kanlı ve zalim bir hükümdar olan Vladislav, Türklere karşı savaşıyordu ve binlerce düşmanını korkunç yöntemlerle öldürmüştü. En sevdiği işkencelerden biri hayatta olan kurbanının bedenine kazık saplayarak öldürmekti. Vlad bu yüzden Drakula ve Tepes gibi iki isimle birlikte anılıyordu. Drakula Romence'de "küçük şeytan" demek. Tepes ise aşağı yukarı "kazıkçı" anlamına gelmekte. Böylece Transilvanya vampirlerin vatanı, Vlad Drakula ise kahramanın isim babası oldu. Ayrıca ölümsüz vampirlerin tabut içinde kazıklanarak öldürülmesi de "kazıkçı" hükümdardan esinlenilmiştir. Vlad Drakula 46 yaşındayken öldürüldü. Söylenceye göre küçük bir adadaki bir manastırın bahçesine gömülmüş. Ama cesedinin gerçekten de orada olup olmadığını kimse bilmiyor.

    Şeytanın Oyunlarından Biri Daha... :=(

    29/9/2009 · Kategori: Inan_

    Şeytan bir gün büyük bahçeli, koskoca bir malikaneye girmiş. Merdivenleri çıkmış. Bir kuzu görmüş. Kuzunun boynunda bir ip varmış. Şeytan ipi çıkarmadan yalnızca biraz gevşetmiş. Kuzu ipin gevşemesiyle hareket etmeye başlamış ve malikanenin önünde bulunan aynayı görmüş.şaşırınca bir hamle yapıp aynayı kırmış.
    Çıkan gürültüye evin hizmetçisi gelmiş.
    "Sen ne yaptın? Ben şimdi
    burayı nasıl temizleyeceğim. Evin beyi bunu duyunca kesin beni kovar," demiş ve kuzuya bir tekme atmış.Kuzu merdivenlerden düşünce ip yetmemiş ve kuzunun boynunu kesip onu öldürmüş.
    Bu sırada evin uşağı gelmiş. Neler olduğunu sormuş. Kadın anlatınca "Bunu nasıl yaparsın? Bey şimdi ikimizi de kovacak. O kuzu onun için çok değerliydi." demiş.Ve hafifçe kadını itmiş.Kadın dengesini kaybetmiş ve merdivenlerden düşüp boynunu kırmış.
    Sesi duyunca evin hanımı gelmiş. Olanları öğrenince sinirlenmiş. Tam uşağı dövmek için uşağa yaklaşırken uşak "Lütfen beni
    bağışlayın ve beni kovmayın" diyerek diz çökmüş. Uşağın üstüne hızla gelen kadın ise ona çarpıp merdivenlerden yuvarlanmış ve ölmüş.
    Evin beyi gelip de olanları dinleyince belinden silahı çekip uşağı vurmuş.
    Sonra kendi kendine "Eyvah ben ne yaptım? Bir kuzu, aynanın kırılması ve sevmediğim karım için elimi kana bulamaya, katil olmaya değer miydi?"demiş ve silahı çekip bir kurşun da kendine sıkmış?.
    Bütün bu olanları bir kenardan izleyen şeytansa sırıtarak
    "Ben hiç
    bir şey yapmadım ki. Yalnızca kuzunun boynundaki ipi gevşettim, o kadar..." demiş

    Karanlıkların efendisi...

    19/9/2009 · Kategori: Inan_

    Vampirler asırlar boyu karanlıkların efendileri olarak yaşadılar. Bir kısmı etkisinde oldukları lanetleri güce çevirmeyi başardı, bir kısmı ise bunu başaramayarak yok oldu. Asırlar sonra vampir Antediluvianları bir araya geldiler ve Yüce Yaratıcıyı uyandırmak için gereken beş seçilmiş kişinin kanını bir Altar'ın ortasında birleştirdiler.
    O'nun uyanmasıyla birlikte tüm topraklar yavaş yavaş karanlığa gömülmeye başladı. Antediluvianları yanına alan Yüce Yaratıcı ilk olarak "Rahn" Topraklarına yerleşti ve oraya görkemli bir şato inşa etti.. Burada kısa bir süre içinde gücünü topladı ve Karanlığın Efendileri'ni biraraya getirmek için Antediluvianlara emir verdi. Yaklaşık bir asır süren çalışmalar sonucunda tüm Vampirler inşa edilen görkemli şatoda bir araya geldiler. Güçlerini tamamen birleştirmek için bekledikleri bu süre içerisinde de kana susuyorlardı ve beslenmek için karanlığı bekliyorlardı. İnsanların içine karıştıklarında bir "vampir" olduklarını hissettirmemek için onların kılığına büründüler. Rahn'da kurulan şato güçlerini tamamen birleştirene kadar kalacakları geçici bir yerdi sadece. Tek bir amaçları vardı. Tüm Sosaria'yı karanlığa gömebilmek. Bunun için de güçlerini birleştirmeleriydi gerekli olan..

    Bir asır..
    Bir vampir için pek birşey ifade etmese de bir çok insan doğdu ve öldü bu hazırlıklar esnasında.Bir çok ırk için uzun bir süre idi.
    Herşey hazırdı artık. "Rahn" Topraklarından ayrılacaklar ve ilk büyük şehirlerini kuracaklardı. Bu şehir gizli kalmalıydı kimse bilmemeliydi. Bu yüzden Yüce Yaratıcı sadece kendisini uyandıran Antediluvianlar ile yola çıktı ve ilk büyük Vampir şehrini kurmak için Sosaria'nın en becerikli marangozlarını bir araya toplattı. Onlara sadece yemek ve su verdi. Durmaksızın çalışmalarını emretti. Korkudan ne yapacaklarını bile bilemeyen insanlar kısa bir süre içinde şehri inşa ettiler (First City).

    Onları serbest bırakabilirdi. Onlara güvenebilirdi. Fakat bunu yapmamalıydı, sonuçta onlar birer insandı ve yaşadıkları eziyet kine dönüşebilir, inşa ettikleri şehri tüm dünyaya duyurabilirdi. Bu sebeple şehrin inşa edilmesinden sonra hepsi katledildi.
    First City'nin kurulması Vampirlerin daha rahat avlanabilmelerini, ihtiyaçlarını daha rahat karşılayabilmelerini sağladı. Artık onları görenler büyük bir korkuya kapılıyor, bazen korkudan hareket dahi edemiyorlardı. Kana her zamankinden fazla susamaya başladı vampirler,ayrım yapmaksızın herkesi katlediyorlardı.
    Karanlığın Efendileri avlarına devam ediyorlar. Amaçları "Golconda" ya ulaşabilmek. Bunu başaracaklarına inanarak savaşıyor hepsi ve savaşmaya devam edecek..

    The BLOOD is the life...

    19/9/2009 · Kategori: Inan_

    Vampirin Oluşu ve Lanetlenişi

    Tarihin ilk zamanlarında, Adem ve Havva evlendi ve 3 tane oğulları oldu. Caine, Abel ve Seth. İlk doğan Caine, bitkileri yetiştirdi. Onları suladı ve büyüttü, hayat verdi. İkinci doğan Abel hayvanlara baktı. Onları besledi ve büyüttü.
    Bir gün Adem iki oğluna şöyle dedi. ''Caine, Abel, [Yukardaki] için bir kurban vermelisiniz. Öyle bir kurban ki hayatta en çok sevdiğiniz şeylerden biri olacak.''
    Caine, [Yukardaki] için en tatlı meyvalarını, en olgun bitkilerini getirdi.
    Abel, [Yukardaki] için en genç, en güçlü hayvanını kurban etti.
    İki kardeşte kurbanlarını Adem'in altar'ına koydular ve ateşe verdiler. Duman onları yavaşça yukarı doğru g*türdü. Abel'ın kurbanı tatlı bir koku yaydı ve kabul edildi. Caine'inki ise kabul edilmedi ve Caine sert bir şekilde azarlandı.
    İlk doğan ağlamaya başladı, gece gündüz [yukardaki]'ne dua etti.
    Adem kurban vaktinin yeniden geldiğini söyledi. Abel yine en güçlü ve genç hayvanlarından birini öldürdü. Caine ise eli boş geldi, çünkü kurbanının istenmeyeceğini biliyordu.
    Abel şöyle dedi; ''Caine, neden bir kurban getirmedin?''. İlk doğan gözleri yaşlı bir şekilde kardeşinin kalbine mızrak saplayarak onu kurban etti, hayatta en çok sevdiği şeyi.
    [Yukardaki] onu cennetten attı, ve Nod denilen bir yere sürgün etti.
    Caine karanlıkta yanlız kalmıştı. Açtı, üşüyordu ve ağlıyordu... Karanlığın içinden tatlı bir ses geldi. Siyahlar içinde bir kadın Caine'e doğru yaklaştı.
    ''Hikaye'ni biliyorum, Nod'lu Caine. Açsın, bende yemek var. Üşüyorsun, bende kıyafetler var. Üzgünsün, bende rahatlık var''
    ''Benim gibi lanetli birini niye rahatlatasın? Neden giydiresin? Neden besleyesin?''
    ''Ben senin babanın ilk karısıyım. Yukardakine karşı geldim ve özgürlüğü karanlıklarda buldum. Ben Lilith'im. Bir zamanlar bende üşüyordum. Benim için sıcaklık yoktu. Bir zamanlar bende açtım, benim için yemek yoktu. Bir zamanlar bende üzgündüm, benim için rahatlık yoktu.''
    Lilith Caine'i ağırladı ve onu besledi, rahatlattı. Caine onun evinde bir süre kaldı, ve birgün ona sordu:
    ''Sadece karanlıktan, bu evi nasıl yaptın? Nası kıyafetler yarattın? Nası yiyeceklerini yetiştirdin?''
    Lilith gülümsedi ve cevap verdi: ''Ben uyandım. Bu sayede istediğim gücü yaratıyorum''
    ''Beni de uyandır Lilith, benim de güce ihtiyacım var. Bende kendi evimi, giysilerimi, yiyeceklerimi yaratmalıyım.''
    ''Uyanmanın sana ne yapacağını bilmiyorum. Sen baban tarafından lanetlendin. Ölebilirsin, sonsuza kadar değişebilirsin.''
    ''Güç olmayan bir yaşa*ın ne önemi var? Sen olmadan ben ölürüm, ama senin kölen olarak yaşayamam.''
    Lilith Caine'i seviyordu. Bunun olmasını istemesede Caine'in istediğini yaptı ve Caine'i uyandırdı. Bileğinden gelen kanı bir kaba koydu ve Caine'e içirdi. Caine Abyss'e düştü, o kadar uzun düre düştüki bu ona sonsuzluk gibi geldi. Gözlerini açtığında karanlık bir yerdeydi.
    Karanlığın içinde Caine parlak bir ışık gördü. Gecede parlayan ateş, Michael, Kutsal Ateşin koruyucusu ona gelmişti, ve şöyle dedi. ''Adem ve Havvanın oğlu, suçun büyük ama babamın bağışlıyıcılığı da çok büyük. O seni affetti.''
    Caine cevap verdi; ''[Yukardaki]'nin acımasıyla değil ancak kendi vicdanımla gurur içinde yaşayabilirim.'' ve reddetti.
    Ve Michael ona ilk lanetini verdi:
    ''Bu diyarlarda gezdiğin sürece, sen ve senin çocukların ateşten korkacak. Ateşim sizin derinizi yakacak ve sizi mahvedecek.''
    O gecenin sabahında, ufuktan Raphael göründü. Güneşin koruyucusu. Caine'e şöyle dedi
    ''Adem'in oğlu, Havva'nın oğlu, kardeşin Abel cennetten senin günahlarını affetti. Tanrının bağışlamasını kabul etmeyecek misin?''
    Caine cevap verdi; ''Abel'ın bağışlaması bir şey ifade etmez. Ancak ben kendimi affedebilirsem gerçekten affolmuş sayılırım'' ve reddetti.
    Ve Raphael ona ikinci lanetini verdi:
    ''Bu diyarda gezdiğin sürece sen ve senin çocukların gün doğuşundan korkacak. güneşin ışınları sizi ateş gibi yakacak. Şimdi git ve karanlık bir yere saklan, güneşin gazabını hissetmemek için.''
    Caine kaçtı ve karanlık bir mağraya saklandı ve orda uyudu. Uyandığında ölüm meleği Uriel onu kanatlarının arasında tutuyordu. Caine'e şöyle dedi:
    ''Adem'in oğlu, Havva'nın oğlu, Tanrı senin bütün günahlarını bağışladı, kabul et ve bütün lanetlerinden kurtul.''
    Caine cevap verdi; ''Tanrının bağışlamasıyla değil, kendi bağışlamamla yaşayacağım. Ben benim. Yaptıklarımı yaptım. Bu asla değişmeyecek''
    Ve Tanrının kendisi, Uriel'ın ağzından Caine'e son lanetini verdi.
    ''Sen ve senin çocukların, bu diyarda gezdiği sürece karaklığa tutunacaklar. Sadece kan içecekler. Sadece kül yiyecekler. Ölümde olacakları gibi olacaklar, ama ölmeyecekler ve hep yaşayacaklar. Son günlere kadar dokunduğunuz her şey yok olacak.''
    Bu lanetle Caine acı bir çığlık attı. Gözlerinden kan geldi. Bu gelen kanı bir kabın içine doldurdu ve içti.
    Kafasını kaldırdığında Gabriel karşısında duruyordu, ve ona şöyle dedi:
    ''Adem'in oğlu, Havva'nın oğlu. Babamın bağışlayıcılığı bildiğinden çok daha büyük. Şimdi bile Affedilmeye bir yol açıldı. Bu yola [Golconda] diyeceksin. Çocuklarına ondan bahset, çünkü sadece bu yolla yeniden ışıkta yürüyebileceksiniz.''
    İşte ilk Vampir'in oluş hikayesi ve Vampirlerin lanetlerini nasıl aldığı
     

    Evet anlatılan wampir hikayeleri gerçekmiş...Tam tahmin ettiğim

    19/9/2009 · Kategori: Inan_

    Kurt adam ve Wampir hikayelerinin aslına İngiletere'den çıktığını biliyormuydunuz??Evet 1970 'li yıllarda adamın biri o yıllarda ismi bilinmeyen bir hastalığa kapılmış ve yaşaması için devamlı kan alması lazmımış Bunun içinde hayat boyu hastahane de kalmak zorundaymış.Bu olay başına gelen kişi de doktor kendisi üstelik.Neyse adamda yüzünde ve suratında tüylenmeler başlamış ve yukarıdanyan dişlerinin ikiside hastalıktan dolayı köpek dişi gibi uzamış artık doktorlar öleceğini söylemişler ve sonunda geceleri dışarıya çıkıp insanların evlerine girip ısırıyor ve kanlarını emiyormuş ve bu olay tamamen gerçekmiş.Bu yüzden bir çok vampir ve kurtadam hikayeleri buradan yola koyularak uydurulmuş.Yani biz var mı yok mu diye ikilemde kalırken olay hastalıktan süre gelmiş..Zaten o hastalık hala  günümzüde mevcuttur.Adını hatırlayamadım ama varsa bilen söylesin.Garip bir adı vardı.. 

    Tarihe Geçmiş Bazı vampirler!!

    9/9/2009 · Kategori: Inan_

    Blow Çobanı:Bir zamanlar blow kasabasında yaşayan bir çoban bilinmeyen bir nedenden ötürü ölür ve gömülür.Gömülmesinden bir kaç gün sonra,geceleri ortaya çıkmaya ve önüne gelene saldırmaya başlar;ve saldırdığı herkes 8 gün içinde ölür.Gece başkalarının sayısıda artınca,halk çobanın mezarını açar ve kalbine bir kazık saplıyarak tekrar gömülür.O gece çoban çokdaha öfkeli bir saldırgan olarak tekrar ortaya çıkar elinde kalbine saplanan kazıkla birlikte.Artık çok korkmuş olan halk,ertesi gün cesedi mezardan çıkartıp ateşe  verir.

        Arnold Paul:1700 yılında  Medvagia'da doğmuştur.1727 yılında genç bir asker olan Arnold Paul Belgrad civarındaki kasabasına geri dönerve askerliği boyunca biriktirdiği parayla bir ev alıp evlenir.Arnold'un asla üzerinden atamadğı melankoninin sebebini uzun bir süre boyunca merak eden karısına Arnold en sonunda gerçeği açıklar ve askerliği sırasında uzak bir kasabada boynunu ısıran ve emmeye çalışan bir vampirle mücadele etmek zorunda kaldığını söyler.Vampiri mezarına kadar takip edip onu öldürmeyi başardığını,ve bir vampire dönüşmemek için söylentilerden öğrendği gibi  vampirin mezar toprağından yediğini,kanından içtiğini  ve yaralarını vampir kanıyla temizledğini itiraf eder.Bu itiraftan sadece bikaç gün sonra Arnold oldukça yüksek bir saman yükünün tepesinden düşer ve 3 gün sonra can verir.Gömülmesinden bir ay sonra köy halkı Arnold'un geceleri dolaşırken görüldüğü söylentileri başlar.Onunla direk temasa geçen kişiler ise bir kaç gün geçmeden ölürler.Birkaç  gece saldırısının ardından konu yetkililere iletilir.Arnold'un mezarı açıldğında bedenin hiç bozulmadığı ve dudağının kenarında taze kan kalıntıları bulunduğu görülür.Arnold'un kalbine bir kazık saplanır ve Arnol yüksek bir sesle haykırır.Bunun üzerine bedenide yakılır.Aynı işlem Arnold'un öldürdüğü kişiler üzerindede uygulanır.

       Olyadan 5 sene sonra 1731 yılında aynı bölgede gece saldırıları tekrar baş gösterir.3 ay içinde 17 kişi saldırıya uğrar.Yetkililer tarafından ifadeler doğrultusunda açılan bir takım mezarlarda vampirlere rastlanır.Bu yeni vampirlerde yakıldıktan sonra bölge tekrar huzura kavuşur.Bu olay hakkında aralarında askeri doktorlar ve yöneticilerinde bulunduğu tanıkların verdiği ifadeler bir takım dosyalarda hala saklanmaktadır.

       Peter Plogoyowitz:Kisolova adındaki bir Macaristan kasabasında yaşayan Peter ölümünden 3 gün sonra gece yarısı şehir sokaklarında gezerken görülür.Zaman içinde insanlara saldırmaya ve 24 saat içinde ölümlerine sebep olur.Bu olaylar üzerine yetkililere başvuran kasaba halkı Peter'in cesedinin incelenmesi için gerken izin alınır ve mezar açılır.Peter'in cesedinin hiç bozulmamış oldğunu gören halkkalbine bir kazık saplar ve taze kanın heryere fışkırmasını dehşet içinde izlerler.Peter'in cesedninin yakılması sonucunda kasabadaki kabus sona erer.

    Vlad Tepesi Efsanesi..

    9/9/2009 · Kategori: Inan_



     

         Yolunuz Romanya'ya düserse ve tabii vampirlere merakliysaniz    eger,Wallachia bölgesinde yani ünlü Transilvanya'da Arges Irmagi'nin kaynagina dogru gidin ve sorun;Size tarif edlin yerde bir sato yikintisi bulacaksiniz.Iste orasi KONT DRACULA'nin yada asil adiyla VLAD TEPES in satosudur.1456 da Vlad buraya hakimdi.Satonun stratejik uygunlugu çok isine yariyordu,sarp kayalarin tepesinde ulasilmaz bir yerdeydi.Vlad in amaci Boyarlari kölelikten kurtarmakti.O dönemde Wallachia da iki sinif vardi.Köleler ve Boyarlar yani aristokrat sinif.Osmanlilar in baskisi nefes aldirmiyordu.Osmanli  tahtinda genç padisah Fatih Sultan Mehmet vardi ve genç sultanin gözü Bizans i yok ettikten sonra Balkanlar'a çevrilmisti.




    VledTepes,bazi Boyarlar in Osmanlilarla iyi geçinmesine kiziyor,gizli gizli örgütleniyordu.1457 yilinda Vlad bir darbe hazirladi, bir gece yarisi Osmanli taraflisi Boyarlar'in satolarini tek tek basarak tümünü aileleriyle beraber esir etti ve vahset o gece baslamis oldu.  Esirlerini aylar boyunca dolastirarak insan aklinin alamayacagi birbirinden beter iskencelerle öldürdü.Kadin yasli çocuk kimseyi dinlemeden çirilçiplak soyuyor,uçurumlardan asagi atiyor,derilerini yüzüyor,açliktan öldürüyor,buzlu sularda boguyordu.Vlad in vahseti akil almaz boyutlardaydi ne varki bu daha baslangiçti ve asil vahset henüz görülmemisti...

            Osmanli birlikleri olan  bitenden  haberdar olmus ve bölgeye girmisti.Tepes önce bir kaç çatisma kazandi ve esir ettigi yaklasik 20 000 Türk'u feci sekilde öldürdü; çogunun kavuklarini basina çiviletmis ve sonrada kaziga oturtmustu.Tam anlamiyla çildirmisti.Yag kazanlari kaynatiyor insanlari içine canli canli atiyor,kesik baslarindan kuleler yapip karsisina geçip keyifle sarabini yudumluyordu.Iste Kazikli Voyvoda ünvanini o zaman kazandi çünkü esirlerini canli canli yaglanmis kaziklara oturtuyordu. Böyle bir ölüm ise günlerce sürüyordu...

             Sonunda Osmanli ordusu Vlad'i satosunda kistirdi ama satoyu almak çok zordu.Satonun bes kulesi vardi ve sarp kayalar top atesini engelliyordu.

           Efsaneye göre,satoda uzaklara açilan bir geçit vardi.Osmanli askerleri canla basla savasirken çevreden Vlad'in baska bir yerde oldugu haberini aliyor ve moralleri bozuluyordu.Sonunda Voyvoda'nin orada olmadigindan emin olarak geri çekildiler fakat savas henüz bitmemisti. Sürekli Türklerle savasan Vlad,gerileye gerileye Poenari'de kusatildi.Karisi kuleden irmaga atlayarak intahar etti.Söylentilere göre karisini çok seven Vlad onun ölümüne dayanamamis ve ruhunu seytana vererek bir iblis e dönüsmüstür.Efsaneye göre Vlad bu kusatmadanda kurtulmus fakat sonradan bir suikaste ugrayarak öldürülmüstür.Basi kesilmis,bedeni kayalardan asagi atilmistir.Cesedi toplayan rahipler bir Snagov manastirinin gizli bir mahzenine gömmüslerdir.Osmanlilar kaleyi ele geçirmis yakip yikmis ve intikamlarini almistir fakat hiç bir zaman Vlad in cesedine ulasamamislardir.

            Aradan yillar geçtikten sonra Prof.Flerescu Vlad Tepes efsanesini arastirmaya baslamistir.Buldugu bir belgede Vlad'inkurbanlarinin kanini içtigi ve ölümsüzlük pesinde oldugu yaziyordu.Dracula "Seytanin oglu" veya "Ejderhanin oglu" anlamindadir.Vlad I daha prensken babasi Dracul diye çagiriyordu.

           1977 de çok garip bir olay meydana gelinceye kadar Dracula bir korku filmi, Vlad Tepes ise tarihin karanlik  sayfalarinda  kalmis  bir isimdi.Amerikali gezgin olan Vincent Hillyer,izin alarak bir gece Dracula nin satosunda kaldi ve o gece saldiriya ugrayarak boynundan isirildi ve bir efsane daha dogdu.

    Vlad Tepes in akibeti hakkinda kesin bir bilgi olmamakla beraber günümüz Vampir efsaneleri onun sayesinde kurulmustur.Hiç kimse hiç bir zaman onun gerçekten bir vampir olup olmadigini gerçekten bilemedi.Fakat herkesin üzerinde birlestigi tek sey onun insan aklinin alamayacagi vahsette katliamlar yaptigi ve ruhunun karanlik bir yüzü oldugudur.Kim bilir.. Belkide  Vlad Tepes gerçek bir vampirdi ve belkide su an hala aramizda yasiyordur...

    Kan Yaşamdır...Aksini Söyleyen Yok sanırım:=)

    9/9/2009 · Kategori: Inan_

    Vampirler nasıl açıklanabilir ?
    Efsane mi yoksa sadece bir söylence mi ?
    Bir romantiğin veya gotik yazarların yazdığı bir hikaye mi ?
    Ya da vampirler gerçek mi?
    Vampirlerin kökeni hakkındaki genel kanı, 1931 yapımı klasiklerden biri olan ve Bela Lugosi'nin oynadığı "Dracula" filmiyle ortaya çıktığıdır. Akıllardaki vampir imajı her zaman kültürlü bir Avrupalıdır, soylu sınıfın yaratığıdır, büyük ve kasvetli bir şatoda yaşar, görkemli eşyalara sahiptir. Asla şarap içmez. Değişik bir damak zevki vardır ve bu da bizi ondan ayırır:
    Kan !
    Vampir kendisi sahip olmadığı için yaşayan bir canlıdan taze kan içmek zorundadır.


    Son yıllarda Vampir kavramı Amerika'ya kadar yayılmıştır. Özellikle New Orleans çoğu zaman bu nedenden dolayı Amerikalıdan çok Avrupalı gibi kabul edilir. Anne Rice'ın Lestat'ı ve diğer filmlerdeki vampirler ya da Vampirle Görüşme’nin verdiği vampirler hakkındaki bilgiler, Kont Dracula'olgusundan farklı değildir. Örneğin vampirler bilgili, kültürlü, şık, ama canavar ruhludur. Şehvetli ve baştan çıkarıcıdır. Bu da modern vampir görüşünün bir diğer unsurudur. Aynı zamanda bu etken vampiri diğer kötü ruh ve hortlaklardan ayırır. Ayrıca vampirler güçlü bir cinsel çekime sahiptirler.
    Ancak kan tutkusu ve erotizm vampirin en belirgin özellikleri değildir ya da anahtar kelime bunlar değildir. En önemli özellik, vampirin ölü oluşudur. Bu da ölümle ilgili tüm düşünce ve soruları bir anda ortaya çıkarır. Böylelikle ölüm hakkındaki kaçınılmaz korku ve kabuslarla vampir hikayelerini beslenmiş olur.
    "Kan yaşamdır.." der Bela Lugosi'nin Dracula'sı (orijinal olarak İncil’de de geçen bir sözcedir); daha sonra şöyle ekler ,
    "Ölmek, gerçekten ölü olmak.. Görkemli bir şeydir.. "
    Bu eski zamanlardan gelen ölümün, yaşamın ve kanın önemini anlatan sözler, vampirin çok eski çağlara dayanan gizemini de aynı şekilde açıklamış olur.
    İlk vampir Kont Dracula değildir. İlk vampirlerin kökeni İsa'dan asırlarca öncesine, modern zamanlardaki sözde şeytansı vampirlerin büyük düşmanı olanlara kadar gider.
    Vampir efsanesi ilk uygarlıklardan olan Asur ve Babil medeniyetlerine kadar dayanır. Asıl vampir bugün bildiğimiz kültürlü nazik Avrupalı aristokratlardan değildir. İlk vampir başlangıçta sadece canavardır.

    Satanist Bir Kızın GünLüğü

    27/8/2009 · Kategori: Inan_

    Kimseyle yarışmıyorum! Ve ölümsüzlüğe dair düşüncelerim de yok. Umurumda değil. Yaşamım doğumumla
    başlıyor ve ölümümle bitiyor. Benden öncesi ve benden sonrası mutlaka var ama kimseye 'Beni yarattı'
    diye tapmak zorunda değilim. Sonuçta kendi seçmediğim bir yerde kendi seçmediğim insanlarla kendi
    seçmediğim bir zamanda bir amirin sıkı denetimi altında bütün o çocukça ceza ve ödül sistemiyle
    ruhumu meşgul etmek... Yaşamak... Ne yaparsak yapalım b..tan!
    Tamamen anarşi yaşanmalı tüm tanrılar yok edilmeli... Mutluluk ancak o zaman kurulur kucaklarımıza
    ama her yer toz rengi... Mutsuzluk tozlanmış insanlığın kirpiklerinde. Ben ne kadar konuşsam da
    boşuna... Ne b.k yerlerse yesinler. İnsanlar ölümle yaşam arasındaki çizgide dizleri titreyerek
    tanrılarına yalvarırken ben sadece haykıracağım; zorlayarak sapına ve bağırarak sonuna kadar 'Ölümün
    ve zavallı tanrılarınızın canı cehenneme!'
    Sanırım aramızdaki tek fark bu olacak... Ben biran önce ölmek için yaşayacağım. Onlarsa tekrar
    tekrar yaşayabilmek için ölücekler... Ne acı!!
    Biraz asi patavatsız ve ukala olduğum için insanlar beni sevmez. Ben de onları sevmem zaten.
    Anyway... Hayatımda sayılı insanlar var. Erkek arkadaşım....farklı bnm için
    Hayat felsefesine saygı duyduğum ve onların da benimkine saygı duyduğunu bildiğim bu kadar
    insan var. Daha doğrusu hayatımı tamamen bilen insanlar bunlar. Ama bu b.. k kentin hepsi beni
    tanır; o ayrı konu. 18 yaşındayım. Ama inan hiç öyle hissetmiyorum. İnsanlardan özellikle
    yaşıtlarımdan nefret ediyorum.
    Çalışan annenin yol açtığı prensiplerine sonuna kadar bağlı bir cumhuriyet okulunun aşırı
    soğukluğunun neden olduğu buluğ çağında takılmışlık olabilir durumum. Freudyen de bakabiliriz
    cinsel tatminsizlik ve ya psikolojik rahatsızlık diye de kestirip atabiliriz. Ama insanların
    benden rahatsız olduğu kesin! Onlara yapabileceğim en büyük iyilik bir psikoloğa görünmek olabilir.
    Ama niye durup dururken iyilik yapayım ki? Üstelik iyiler can sıkar...

    3 Nisan 2_ _ _
    Bu gün disipline gittim...
    Haberim olmadan bir hatunun kaval kemiğini kırmışım.
    Aileler çağrıldı. Hatunun annesi sadece bana 'Şeytaaan' diye bağırıyordu.
    Ardından bir süre kafa sicici işlem.

    7 Nisan 2_ _ _
    Yine baş kaldırma isteği kafamdaki duvarlara çarpıyor...
    Keşke rezil olabilsem şöyle doya doya. Her soruya 'a.... mı?' diye cevap vermeliyim. Kendini
    bir bok sanan hocanın tam suratının ortasına işemek istiyorum!
    Bütün gün ders çalışmalı karga bokunu yemeden uyanmalıymışız ideallerimize ulaşıp filozof
    olucakmışız.
    Var mı lan bu devirde böyle kıyak?
    Bok kafalılar!!

    15 Nisan 2_ _ _
    Dün gece nihayet gözlerimi kapatıp uykuya daldığımda acayip bi rüya gördüm. Salyalı bi kedi vardı.
    Kulaklarını dikmiş salyalarının kızıl pırıltıları gözüne vurmuş amacının bilincinde dişlerini
    kocaman açmış üstüme doğru geliyordu. Yavaş yavaş ama nefretle.............. çok çirkin bir kedi
    bu. Beni korkutuyor. Durmadan zıplayan bir pire bile bitirebilir işini ama benim hiç gücüm yok.
    Kafamın üstünde uçuşan kelebeği tek bir el hareketiyle tutup kediye fırlatıyorum. Havada yakalıyor.
    Kan kokan salyaları suratıma damlamaya devam ediyor. Nefret ediyorum salyalardan. Gittikçe bana
    yaklaşıyor ve içime birden birine sığınma isteği doğuyor. Sığınabileceğim tanrıları bir bir
    aklımdan geçiriyorum. Sonra Şeytan diyorum en merhametsiz olanı. Onu ancak o yokedebilir. Salyalar
    gittikçe çoğalıyor..........ve şeytan yine beni kurtarıyor
    Sabah okula yetişmek için uyandığımda yüzümde tırnak izleri vardı ve gözlerimde parlak bir ifade.
    Anlam veremedim. Aynaya baktım ve kendimi daha çekici ve sevimli buldum.
    sanki giderek beni çagırdıını hissediyordum  yanına istiyordu beni bu sefer istedii kurban
    bendim ve erkek arkadaşımdı.........................

    2 Mayıs 2 _ _ _
    Sabah sabah ve yine sabah oldu.Lanet günde lanet bi sesle uyandım.Duymaktan nefret ettigim bi
    sesti . Beni herzaman dışlayan salakça yüzüme bakan adına anne denilen ama benim hakkında hiç
    birşey bilmedigim tanımadıgım bi ses..............
    Hergün beni kaldırmaktan bıkmıyordu göt sanki okula giden vardı.Biliyordu okula gitmeyecegimi
    neydi bu ısrar ediş.Kendini ne yapmak zorunda hissediyordu? ? ?
    Artık herşeyi haykırmak istiyordum.Gerçi haykırmama gerek kalmamıştı artık . Herkes şeytan diyordu
    bana.Ben şeytan diildim onun gibi olmama imkan yoktu.Ona tapan bi kuluydum sadece.Şimdi düşünüyorumda E..... yle tanışmasaydım boq gibi yaşamaya devam edecektim.Şeytanı tanımadan ona hizmet etmeden.__________
    Ama nerden bilebilirdim şeytanın beni istedigini........

    20 Mayıs 2 _ _ _

    Nefes almakta zorlanıyorum. Canım o kadar acıyor ki. Kimse bana yardım edemiyor. M. 5 gün önce
    trafik kazasında ölmüş. En yakın dostumun ölümünden nasıl haberim olmaz! Lanet olsun bana.
    Sadece uyuyorum. Lanet olsun her şeye.

    26 Mayıs 2 _ _ _
    Odamda M. için 150 tane mum söndürdüm. Parmaklarımın uçları yanık içinde. Annem kafayı yemişim
    gibi davranıyor. Lanet olsun. Hala kafayı yemedim.
    Bugün ilk defa damardan uyuşturucu aldım. Hiçbir şey hatırlamıyorum. Ama her yerim yara bere ve
    jilet izi içinde. Gitarımı kırdım. Sonra oturup yaktım.

    4 Haziran 2 _ _ _
    Annem beni hocaya götürdü. Birkaç saat yüzüme balgam attıktan sonra 'Bu kızın içinde kötü
    ruh var çıkarmak lazım' dedi. Wavv... Her şey exorsit'teki gibi. 'Şimdi ben yeşil yeşil kusacam
    sen üstüme okunmuş su döktükten sonra beni yatağa bağlayacaksın. Sabaha kadar sevişeceğiz' dedim.
    Adam bi töbe töbe çektikten sonra anneme döndü. 'Bence psikolojik tedaviye ihtiyacı var inancı
    yoksa kurtulamaz' dedi. Annem ağlamaya başladı. Eve gelince bana tokat attı ve duvarımdaki
    tüm posterleri yırttı. Ne yaptım ki şimdi yaa?

    9 Haziran 2 _ _ _
    Gece Lord'um odama girdi... Bana birkaç şey fısıldadı...
    'Sen ilk lanetlenmiş olansın zamanın başlangıcından sonuna ve hatta zamanın ötesine kadar! Sen
    ruhumu taşıyan tek kadınsın... İlk kanı sen akıttın ilk defa sen kıskandın çılgınlığın
    boşluğundan! Bir ruhun yok senin; ne insansın ne melek ne de şeytan! Bakışlarına yakalanırlarsa
    çılgınlığının bulaşıcı olduğunu anlayacaklar... Ve senden kaçamazlarsa eğer ölmek için tanrılarına
    dua edecekler!!
    Kan akıt leydim kan akıt!!'
    Tekrar o sesi duyduktan sonra bedenime hakim olmam imkansızdı. Önce ........i kesmeyi düşündük.
    Çok ileri gidiyorum!! Bileğimi kestim ve duvara 'Ben sizin korkak beceriksiz tanrınızın dikenle
    yırtılmış alnı üzerine 'İşte kötülüklerin gerçek prensi' yazacağımı!' yazdım. (Şırıngalarla)

    10 Haziran 2 _ _ _
    Annem odama girip duvarımı ve beni kanlar içinde görünce fenalık geçirmiş. Hastaneye yatmam
    artık kesinleşti. E..... sabaha kadar başımda ağladı. İlk defa onu böyle gördüm. Sanırım olanlardan
    kendini sorumlu tutuyor. Biraz da öyle! Yarın İstanbul'a gidiyoruz!

    12 Haziran 2 _ _ _

    Uzun kolonlar arasından hastaneye girdik. Yürümekte zorlanıyordum. İlaç ve serum kokuları içinde
    orada burada koşuşan bembayaz tipler... Yine bembeyaz bir oda ve odayı paylaşmak zorunda olduğu
    psikopat bir tip! Odamı özledim...

    13 Haziran 2 _ _ _
    Elime küçük bir vazelin kutusu verdiler (Tahlil içinmiş)
    Hemşire: 'İşeyebilecek misin çok mu karanlık
    oda?'
    D: 'Niye işeyim ki buralara?'
    Hemşire: 'Elindeki kaba orayı burayı pisleme sakın!'
    D: Ee.. Sen çık o zaman. Sen de mi seyretcen?
    Hemşire: Evet! Benim de görmem lazım doktorlar öyle istiyor. Yoksa keyfimden değil!
    D: Tamam o zaman. Bak aklıma ne geldi. Kim daha ileri attıracak yarışması yapalım. Sen de çıkar
    donunu Hadi!
    Hemşire: Yaa kızım manyak mısın nesin!? Çabuk işe şuraya! İşim gücüm var senle mi uğraşacam ben...
    Allah Allah!!
    D: Bana bağırma!! Bak korkumdan fazla işerim Oda da karanlık görmüyorum hiçbir yeri...
    Bütün hastane sidik olur. Gerçi benim sidiğim kokmaz ama. Bir gün tutamamıştım bekçi kulübesine
    salmıştım. Artık o bekçi kulübesine hiçbir bekçi girmiyormuş... Kihkih... Hemşire abla...
    Hemşire ablaaaa?? Hastane disiplinine ilk tepkimi fazla i.... ve fazla konuşma tehdidiyle ortaya
    koydum. İşe yaradı sanırım!

    15 Haziran 2 _ _ _
    Selam!
    Hastane ortamından sıkıldım.
    Odayı sürekli öksüren ama piposu ağzından eksik olmayan bi amcayla paylaşıyorum...
    Bu yaşta kafayı yemiş manyak. Peygamber olduğunu benim de onun havarisi olduğumu savunuyor!!
    Aaayhh!
    Kafayı yiyecem...
    ---------------------------------------------------------------------------------------------------
    satanist kızın günlüğü 2

    18 Haziran 2 _ _ _
    yine çığlıklar... Kulağımdaki küpeler kulağımın işlevini mi bozdu acaba? Abi kafayı mı yiyorum? Y
    oksa yiyecek kafa kalmadığı için düşüncelerimi mi yemeye başladım!? İnsanların son çığlıkları yaralarım ve
    ben... YARALI MIYIM?
    Halüsinasyon görüyorum

    20 Haziran 2 _ _ _
    Elektriklerin kesildiği mumların yakıldığı ve D.'nın korktuğu an...
    Bir mezarlık yapmışlar bizim çatlak M.'ye... Menekşeler içerisinde. Baktım benden başka ağlayan zırlayan
    bi sürü tip var. Hatta bir herif var. Baygınlık geçiriyor. Atıyor kendini ordan oraya! Son sevgilisiymiş.
    Ya da öyle sanıyor sersem... İsterse gebersin. Dokunucam. Burukluğumu kolumda şırıngayla seyrediyorum...
    Bir ara gözüme Peygamber'in biri çarpıyor. Onunla ortak yanımız oldukça çok. Onun da elinde kolunda benimki
    kadar çok delik var. Çivilerin müsade edebildiği kadar kafasını çevirip bana bakıyor. Tuhaf bir elektriklenme
    oluyor aramızda geyiğe dalıyoruz!
    'N'aber napıyorsun' diyor
    'Noolsun haydan geldik huya gidiyoruz' diyorum gülüyor.
    Güldükçe çivi deliklerinden kanlar sızıyor!
    Hiç de öyle çarmıhında boynu bükük ilgisiz takılmıyor.
    Her şeyi takip ediyormuş ama gençliğin sorunları onu asarmış...
    Delikleri olmasa ******i herif
    M. seninle bir türlü karşılaşamamış tanışmak istiyor.
    'Gözüme çarptı gece cepten arasın' diyor. Ayrılıyoruz. Şirin herif sevdim onu! Lordum duysa parçalar beni
    o da kendine başka bir Leydi buldu sanırım. Hiç arayıp sormuyor...
    Lord Lord Lord...
    Ha!
    Ha!

    25 Haziran 2 _ _ -

    Deli amcam bana bir hediye almış. Tedavi bitmiş bugün çıkıyor. Paketi elime sıkıştırırken 'Bu kaset yeni
    çıktı hiçbir yerde bulamazsın gelmiş geçmiş en sert ********lciler' dedi. İsimlerini sordum. 'Cans ne Rasıs'
    dedi. Hönkk!! Veda ettik özgürlüğüne kavuştu. Amcamın 'Cans ne Rasıs' dediği bizim 40 yıllık Guns'n Roses
    çıkmasın mı? Tüm gün aralıksız güldüm. Güldükçe sakinleştiricileri yedim. Kıçımm acıyo! Bu yılın esprisi ne
    anlarsınız aptal insanlar

    1 Temmuz 2 _ _ _
    Krizleri nihayet atlattım. Çok zorlandım ama hepsi geçti. (-) soğuklukta suyu bedenimin her yerinde hissetmek
    kadar iğrenç bir şey olamaz. Önce donuyorsun sonra vücudunun her karesi rüzgarın sebepsizce savurduğu bir
    yaprak gibi titriyor. İçindeki pisliği kusmak istiyorsun kusabildiğin sadece ruhunun bir parçası oluyor.
    Bağırıyorsun; sesin çıkmıyor. Ölmek istiyorsun ölemiyorsun!!

    13 Temmuz 2 _ _ _
    Bir tane kokona hemşireyi seni okurken yakaladım. Bu ne cesaret! Tahmin edemezsin tüm şalterlerim attı.
    Saçından tuttuğum gibi duvara fırlattım. Sonra da çenesini koparırcasına ısırdım. Anneme telefon açtılar.
    Yarın gelip beni buradan çıkaracaklar. Lanet olası beyaz yaratık. Keşke kirpiklerini yolsaydım

    14 Temmuz 2 _ _ _
    Annemin işi olduğu için beni almaya A.'yı göndermiş. Pijamalarla hastaneden çıktım. Çıkarken hepsine bir
    orta parmak işareti çekmeyi de ihmal etmedim tabii... Hemen üstüme giyecek siyah bir şeyler aldık. Annem de
    tam adamını göndermiş!! A. yanında 50 gramlık beyazla gelmiş önce istemedim sonra dayanamadım burundan aldım. Ortaköy 'de güneşin batışını ve doğuşunu aynı anda seyrettik. Kıyafetlerle denize girdik. Özgürlük ve mutluluk bunun gibi bir şey olmalı!
    Kan akıtıyoruz
    Çırpınışlarım işe yaramıyor tünelin ucuna doğru hızla ilerliyorum
    120 kişilik bir ayinin başındayım. P.........'a yaklaşıyorum. Boynumdaki
    ters haçı çıkarıp şah damarının kenarını kesiyorum
    Uyuşturucu ve sapkın düşüncelerle örülmüş yolumda 'son'a doğru hızla ilerliyorum  çırpındıkça daha
    çok batarak hem de... 'hızla yaklaşmaktayım tünelin çıkışına. kanlı ayinlere başkanlık ediyorum.
    Tüyler ürpertici ritüeller rahatsız etmeye başlıyor beni Hem yaşadıklarımın hem de 'lordumun' gayretleri
    ile yeni bir kurtuluş umudu belirmeye başlıyor uyuşturucunun esiri olan beynimde: İNTİHAR... artık yaşamla
    ölüm arasındaki o ince çizgiyi aşıp adım adım yaklaşmaktayım arzuladığım sona...
    Yok olmayi göze alabilecek kadar icimde ki bu bosluk. Ayna da yüzüme bakiyorum baktikca gelecegi görüyorum.
    Gelecek...Belki de artik gelmeyecek!?
    Ucurumlara savurdum kendimi. Cikisi bulunamayan bir labirent önümde yüksek duvarlar asla asabilemeyecegim
    yüksek cok yüksek duvarlar.
    Sesleri duyuyorum beni cagriyorlar bana sesleniyorlar ama göremiyorum kimseleri göremiyorum.

    Gökyüzüne bakiyorum cam parcalari üzerime yagiyor.
    Sessizce yaralaniyorum. Gözlerimi kapattigim an da yüzümde ki o masum ifade...bedenim kan icinde.
    Nasil bir duygu ki bu?
    Günes batmiyor - gün dogmuyor...
    Soluk soluga.
    Sesli sesli kelimeler pes pese. Yarali sözler bir sürü incelikler.
    Artik hic birsey ifade etmiyor.
    Keskin camlar üzerime yagiyor. Yürüyemiyorum ayaklarim basmiyor.
    Adim adim...zaman gecmiyor.
    Icimde daha önceden tatigim bir aci belki pismanlik ya da korku.
    Varligini belli etmeyen bir sessizlik....gözlerimi actigim da bir sürü yüzler.
    Tanimiyorum kimseleri tanimiyorum.
    Ben kimim - bilmiyorum.
    Ben nerdeyim?
    Kalbim bedenime büyük geliyor söküp atmak istiyorum.
    Sesler ertelenmis sözler.
    Vücüdum da izler.
    Görünmeyen izler kirilmis kemikler nemli yanaklar islak gözler catlamis dudaklar.
    Kendimi ne kadar sarsam bir o kadar icim parcalaniyor.
    Ayna uzaklasiyor gözlerimin izi kaliyor bir yerlerde.
    Duvarlar asilmiyor üzerinde ki tel daha da cok yirtiyor bedenimi duvarlar asilmiyor...
    Üzerime cam parcalari yagiyor.
    --------------------------------------------------------------------------------
    satanist kızın günlüğü 3

    25 Temmuz 2 _ _ _

    Tünel samimi ve kısa. Hep biraz daha uzun sürmesini isteriz ama gittikçe çıkışa yaklaşıyoruz....
    Üzgünüm yine uyuşturucu aldım kafa dağınık. Beynimde olup bitenleri anlasam kendime anlatsam...
    Biri bana bi şey anlatsın!!

    3 Ağustos 2 _ _ _
    Sabah erkenden P.....'la sandalla denize doğru açıldık. Vücudumda 43. deliğimi açtım. P.... balık tutmuş
     ben de çiğ çiğ yemişim......

    12 Ağustos 2 _ _ _
    Kafamı lego gibi parçalarına ayırmak istiyorum! Zulamı nereye sakladığımı hatırlayamıyorum odada aramadığım
    yer kalmadı... Kelebek ampule kafa atıyor ben de duvarlara... Malım fazla olduğundan kıyak geçip kelebeğe de
    vericem. Tabii damarı bulursam.

    5 Eylül 2 _ _ _
    Lordumla tekrar anlaşma yaptık. Kayalıklardaki mağaralarda yüzleştik. Sonsuzluktan bahsetti! Bedenimin hiç
    olmamasından... Bundan yüzyıllarca sonra bile yaşıyor olmaktan! Tam 666 tane şeytanın ruhunun bir kısmını
    taşıyan insanın kanının karışımını içtim. Lanet olası bir tadı var....

    7 Eylül 2 _ _ _
    120 kişilik bir ayinin başındayım. Üzerimde sadece siyah bir tül var çıplağım. Şeytan kimsenin umurunda
    değil hepsinin lanet olası gözleri vücudumun kıvrımlarına kilitlenmiş. Onları öldürmem için yalvarmak
    üzereler. P....'a yaklaşıyorum. Gözlerimiz kitleniyor. Boynumdaki ters haç çıkarıp şah damarının kenarını
    kesiyorum. Tepki vermemeye çalışıyor dudaklarımı yavaşça boynundan sızan kana değdiriyorum. Delice titriyor.
    Kan akıtıyoruz. Hayatımda gördüğüm en fazla kan bu! Midem bulanıyor kendime hakim oluyorum. Gece boyunca
    eğlence devam ediyor. Yine kelleyi ben kapıyorum havaya kaldırıyorum ve ayin herkesin Lord'un bana söylediği
    sözleri hep bir ağızdan söylemesiyle sona eriyor: 'Leydimiz sen ilk lanetlenmiş olansın. Zamanın başlangıcından sonuna ve hatta zamanın ötesine kadar....'

    25 Aralık 2 _ _ _
    Gece boyunca insanların acı dolu çığlıkları çınladı kulağımda. Kalbimin tüm hasta damarlarını bir bir yok
    ettim. Acı çekiyorum!! Gözlerimi henüz gerçeklere açabildim. Bu insanlara bu kadar kötülüğü nasıl yapabildim?
    Gerçekten acı çekiyorum. Keşke gözlerime gözbebeklerime bakabilseydin.

    27 Aralık 2 _ _ _
    Sanırım intihar edicem. Bu tanıdık bir ses. Bu sefer kulağımda çınlayan benim çığlıklarım!!!

    31.12.2 _ _ _ - Saat 00:00
    Ne yazacağımı düşünürken yaşlanıp ecelimle ölmek istemiyorum! Ama nasıl başlayacağımı da bilmiyorum...
    Şöyle dalsam mı mesela? 'Hey millet! Ben ölmeye karar verdim neden biliyor musunuz? Çünkü yaşım 18'e geldi
    bile. Benim gibiler daha fazla yaşamamalı. Tanrı sizi korumuş; ya ölmeye değil de üremeye kalkışsaydım!?
    Neyse ki hala aklım başımda... Sahneye girmem gereken yeri ayarlayamadım ama çıkmam gereken yeri biliyorum...
    '
    Aslında biraz kısa oldu ama üzülmüş gibi davranamam ki... Yaşam felsefem sayesinde veda etmem gereken pek
    kimse yok zaten! Öldüğümü bilmelerine de gerek yok! Ama ben yine de benden nefret etmeleri için birkaç satır
    karalamalıyım. Gerçi bu karalama ben öldükten yıllar sonra geçer ellerinize ama son kez bir iletişim denemesi
    yapabilirim. Sevinmelisiniz benim adıma... Birbirinden farksız soluk gece yarıları yok artık. Gözlerim
    daha yaşlı ve rüzgar benim için daha sert artık! Geçmişin harcanmışlığı getirdi sonumu ... Süzülmek bir toz
    taneciği gibi ama hiç güneş ışığını bulamamak hep yok gibi... Bir saklambaç oyunu başlattık. Ölüm sizden
    önce sobeledi beni...
    Benim rolüm buraya kadar sahneden inme zamanı. Gelmiş geçmiş en yüksek alkış seslerini hissedebiliyorum.
    Teşekkürler! Yormayın narin ellerinizi... Tortusu sabaha kalıcak ölümün ve elbet tekrar karşılaşıcaz. Bir
    gün kuşkunun gerçeğe inandığı yerde yakındayım! Sahne sizin!!!
    Anne paketi kelebeğe ulaştır. Ha bir de şu tek taşlı yüzüğünü daha fazla arama artık. Koluma girecek son
    zehiri onun sayesinde aldım. Teşekkürler!


    Alıntı....http://blackemo.net/

    ŞEYTAN VE DOSTLARI (Mutlaka Okumalısın)

    13/5/2009 · Kategori: Inan_

    Bir gün Şeytan, dünya çapında konvansiyonel bir toplantı için tüm dostlarını çağırmış.
    Açılış konuşmasında demiş ki:
    Müslümanların Camilere gitmesini engelleyemiyoruz. Kur'an okumalarını ve gerçekleri öğrenmelerini de engelleyemiyoruz. Allah ve elçisi ile sağlam ilişkiler kurmalarını da engelleyemiyoruz.
    Allah ile bir kere bağlantı kurduklarında üzerlerindeki gücümüz kırılıyor. Dostları demiş ki:
    Gerçekten zor bir durum, peki ne yapalım? Şeytan demiş ki: Bırakın Camilere gitsinler. Fakat zamanlarını
    çalın, böylece Allah ve elçisi ile bağlantı kuramasınlar..
    Sizden isteğim budur. Şeytan devam etmiş:
    Dikkatlerini dağıtın, böylece gün boyunca Allah ile hayati öneme sahip bağlantıyı kuramasınlar.
    Dostları şaşırmış: Bunu nasıl başaracağız?
    Şeytan:
    Hayatın önemsiz ayrıntılarıyla zihinlerini sürekli meşgul et! Müslümanların kulaklarına şunu fısılda:
    Harca, harca, harca.. Borç al, borç al, borç al..'
    Kadınlarını işe girip uzun saatler boyunca çalışmaları için ikna et ! Erkeklerin haftada 6-7 gün, günde 10-12 saat
    çalışmalarını ve böylece hayatlarında boşluk kalmaması için planlar yap! Çocukları ile zaman geçirmelerini engelle!
    Evleri ferahladıkları bir yer olmaktan çıkacaktır! Zihinlerini o kadar meşgul et ki kendi iç seslerini (oto kritik, nefis
    muhasebesi) dinleyemesinler!
    Böylece kafaları karışacak, Allah ve elçisi ile zihinsel beraberlikleri kopacaktır.
    Bravooo, mükemmel fikir, diye alkışlamış dostları. Durun, daha bitmedi, diye devam etmiş Şeytan:
    Kahvehanelerde, doktor muayenehanelerinde, kafe'lerde masaları gazete ve dergilerle doldur! Zihinlerini 24 saat haber bombarıdmanına tut! Araba kullanma esnasında tefekkür etmelerini, İnternete girenlerinin mailboxlarını,
    junk maillerle, sipariş katalogları ile, bahislerle, çekilişlerle, promosyon ürünleri ile ve boş umutlarla doldur!
    Gazete ve TV'leri ince yapılı güzel modellerle doldur ki kocaları dış güzelliğin önemli olduğuna inansınlar
    ve hanımlarından hoşlanmasınlar!
    Kadınların, akşamları kocalarıyla ilgilenemeyecek kadar çok yorulmasını sağla!
    Eğer kadınlar, erkeklerin ihtiyacı olan sevgiyi veremezlerse,erkekler bu sevgiyi başka yerlerde
    arayacaklardır!
    Çocuklarına namazın önemini anlatmalarını engellemek için hikaye kitaplarını tavsiye et!
    Doğaya çıkıp Allahın yaratma sıfatını görmelerini engellemek için onları çok meşgul et, eğlence parklarına,
    fuarlara, spor karşılaşmalarına, oyunlara,konserlere, sinemalara vs götür! Oralarda kavga çıkarıp
    birbirlerini vurmaları sağla! Bizim işimiz fitne çıkarmaktır, bunu unutma! İslami dostluklar ve sohbetler yerine, taraftar-parti
    dostluklarını ve dedikoduları teşvik et!
    İşte plan bu! Futbol, hayatlarının odağı olsun. Futbolcuların isimlerini çocuklarına ezberletmeyi marifet
    saysınlar! Ancak İslamın şartlarını merak bile etmesinler! Kurnazca plan için dostları şeytanı
    çılgınca alkışlamışlar ve ülkelere dağılırken Müslümanları daha fazla meşgul edeceklerine, telaş içinde oraya
    buraya koşuşturacaklarına, Allah'a, Elçisine ve ailelerine daha az zaman ayırtacaklarına söz vermişler. Sence bu plan başarılı mı?

    Kaynak:http://www.islamgul.com/

    « Önceki ::

    Aşağıdaki Ziyaretçi Haritası 09:52 Zaman Dilimi 31.03.09 Tarihi İtibariyle Geçerlidir.
    Locations of visitors to this page