5/11/2009 · Kategori: Gunluk

insanlık dramının fotoğraflardaki görüntüsü...
Milliyet'in yayımladığı son 50 yıl boyunca yılın fotoğrafı seçilen fotoğrafların listesi...
1956 Helmuth Pirath, Almanya.
İkinci Dünya Savaşı'nda Sovyetler Birliği'ne esir düşmüş bir Alman yıllar sonra kızıyla buluşuyor.
1957 Douglas Martin, ABD.
ABD'de sadece beyaz öğrencilerin devam ettiği Harry Harding Lisesi'ne kabul edilen ilk siyah öğrencilerden Dorothy Counts'ın okuldaki ilk günü. Tacizlere sadece 4 gün dayanabilmişti.
1958 Stanislav Tereba, Çekoslovakya
Sparta Prag ve Bratislava arasındaki şampiyonluk maçından bir kare. Fotoğrafçı bu kareyi çektiğinde henüz 20'sindeydi.
1960 Yasushi Nagao, Japonya
12 Ocak 1960. Sağcı öğrenci, Japon Sosyalist Parti lideri Asanuma'yı öldürmeden saliseler önce...
1962 Héctor Rondón Lovera, Venezuella
Sniper tarafından vurulan bir asker son anlarında papaza tutunuyor...

1963 Malcolm W. Browne, ABD
Budist rahip Thich Quang Duc, Güney Vietnam Hükümeti'nin din adamlarına eziyet etmesini kendini yakarak protesto ediyor. Rahip yanarak ölürken hiç ses çıkarmadı ve kıpırdamadı.
1964 Donald McCullin, İngiltereKıbrıs'ta bir Türk kadın Rumlar tarafından öldürülen kocasının yasını tutuyor. Olaydan çok etkilenen İngiliz McCullin, olaya fotoğrafçı gözüyle baktığı ve bir sosyal görevli gibi yardım edemediği için suçluluk duyduğunu itiraf ediyor.
1965 Kyoichi Sawada, Japonya
Güney Vietnam'da anne ve çocukları ABD bombalarından kaçmak için nehri geçmeye çalışıyor.

1966 Kyoichi Sawada, Japonya
ABD birlikleri Güney Vietnam'da Vietkong'lu ölü bir askeri sürüklerken... Ödülü 2 yıl üstüste kazanan Japon fotoğrafçı Swada'yı, tanık olduğu görüntüler onu o kadar yıprattı ki aldığı ödüllere hiç sevinemedi. Kamboçya'da bir görevdeyken 1970'de öldürüldü.

1967 Co Rentmeester, Hollanda
1967 Güney Vietnam. M48 tipi bir tankın komutanı objektiflere takıldı. Bu ödülü kazanan ilk Hollandalı olan Rentmeester, ödüllü fotoğrafı olağanüstü sıcak bir tankın üzerine uzanarak çekti.
1968 Eddie Adams, ABD1 Şubat 1968. Güney Vietnam Polis Şefi Nguyen Ngoc Loan, Viet Kong'lu olduğundan şüphelendiği genci öldürürken...
1969 Hanns-Jörg Anders, Almanya
Anders, Kuzey İrlanda'da bir Katolik genci, İngiliz güçleriyle çatışmanın sürdüğü sıcak anlarda fotoğrafladı. Fotoğrafçı gözyaşartıcı bombanın etkisine girmeden sadece 2 kez deklanşöre basabildi.
1971 Wolfgang Peter Geller, Almanya
Batı Almanya'da polis ve banka soyguncuları arasındaki çatışma.
1972 Ut Cong Huynh, VietnamGüney Vietnam uçakları yanlışlıkla napalm bombasını bir köyün ortasına düşürdü. Fotoğrafçı (şimdilerde herkesin tanıdığı) küçük kızın yanan kıyafetlerini "Çok sıcak" diye bağırarak üzerinden atmasını unutamadığını açıkladı.
1973 Fotoğrafı kimin çektiği bilinmiyor.Şili'de demokratik seçimle gelen Başkan Salvador Allende'nin askeri darbe sırasında ölümünden birkaç saniye öncesi. Fotoğrafı çeken kişinin "kişisel güvenliği" için adının açıklanmasını istemediği sanılıyor.
1974 Ovie Carter, ABDNijerya'da kuraklık kurbanları...

1975 Stanley Forman, ABDBoston'da bir kadın ve bir kız apartmanın yangın merdiveninin çökmesiyle düşmeye başlıyorlar. Bu fotoğraf yılarca güvenlik kampanyalarında kullanıldı.
1976 Françoise Demulder, Fransa
1976 Beyrutu'nda Filistinli mülteciler... Demulder ödülü kazanan ilk kadın fotoğrafçı oldu.
1977 Leslie Hammond, Güney AfrikaGüney Afrika'da evlerinin yıkılmasını protesto eden halka polis gözyaşartıcı bombayla yanıt veriyor. Gözyaşartıcı bomba etkisini yakından hisseden Hammond, sadece birkaç poz çekebiliyor.

1978 Sadayuki Mikami, JaponyaÖdüllü fotoğraf, Tokyo'da Narita havaalanının inşaasına karşı yapılan protestolar sırasında çekildi.

1979 David Burnett, ABDTayland'daki mülteci kampında yemek dağıtılmasını bekleyen Kamboçyalı anne, bebeğini korumaya çalışıyor.
1980 Michael Wells, İngiltereUganda'da açlıktan ölmek üzere olan bir çocuk ve bir misyoner.
1981 Manuel Pérez Barriopedro, İspanyaÖdüllü kare, Albay Molina ve askeri polisin İspanya Parlamentosu'nu rehin aldığı 23 Şubat 1981'de çekildi. Rutin bir parlamento günü yaşayacağını zanneden İspanyol fotoğrafçı filmleri ayakkabısında sakladı.
1982 Robin Moyer, ABD
Beyrut'taki kamplarda katledilen Filistinli mülteciler... ABD'li Moyer, dayanılmaz koku arasında fotoğrafları çekmeye çalışırken İsrailli askerlerin şakalaştığını duyuyordu. Katiller hiç bir zaman yargı karşısına çıkmadı.
1983 Mustafa Bozdemir, Türkiye30 Ekim 1983'te Koyunören'de meydana gelen depremde, Türk annenin 5 çocuğunun ölüsünü gördüğün andaki tepkisi yürekleri parçaladı.
1984 Pablo Bartholomew, HindistanHindistan'da Union Carbide adlı ABD şirketinin kimyasal madde fabrikasından sızan zehirli gazlar, binlerce kişinin ölmesine ve sakat kalmasına yol açtı.

1986 Alon Reininger, ABD
ABD'li Ken Meeks'in cildi AIDS'e bağlı bir hastalıktan ötürü yaralarla kaplandı.
1987 Anthony Suau, ABD
Güney Kore'de bir anne, Başkanlık seçiminde yolsuzluk yapıldığı iddiasıyla katıldığı gösteride tutuklanan oğlu için özür ve af diliyor.
1988 David Turnley, ABD
Boris Abgarzian, Ermenistan'daki depremde ölen 17 yaşındaki oğlu için ağlıyor.

1990 Georges Merillon, Fransa
Yugoslavya'nın Kosova'nın özerkliğini kaldırma kararının protesto edildiği gösteride ölen 27 yaşındaki Elshani Nashim'in evinde acı ve yas vardı...

1991 David Turnley, ABD
ABD'li Çavuş Kozakiewicz, Körfez Savaşı'nda dost ateşi sonucu ölen en iyi arkadaşı Andy Alaniz'in ardından gözyaşlarını tutamıyor.

1992 James Nachtwey, ABD
Somali'de bir anne, kıtlık sonucu ölen çocuğunun cansız bedenini kaldırıyor

1993 Larry Towell, Kanada
Gazze Şeridi'ndeki Filistinli çocuklar oyuncak tabancalarıyla...

1994 James Nachtwey, ABD
Ruanda'da bu adam Tutsi isyancılarıyla konuştuğu gerekçesiyle askerler tarafından bu hale getirildi.

1995 Lucian Perkins, ABD
Çeçen savaşçılarla Rus ordusu arasında kalan Çeçen mülteciler otobüsle Grozni'ye yol alıyor. Otobüsün arka camından bakan çocuk ise tüm bu olanları sembolize etmek ister gibi...
1996 Francesco Zizola, İtalyaAngola'daki iç savaşta öldürülen ve şok içinde yaşayan küçük çocuklar...
1997 Hocine, CezayirCezayir'de bir kadın ölü ve yaralıların getirildiği hastane kapısında ağlarken...
1998 Dayna Smith, ABDKosova'ya Özgürlük Ordusu savaşçısı olan kocasının öldürülmesinin ardından akraba ve dostları cenazede acılı kadını rahatlatmaya çalışıyor.
1999 Claus Bjørn Larsen, DanimarkaYaralı Arnavut, mültecilerin yaşadığı sokaklarda bandajlar içinde yürüyor.
2000 Lara Jo Regan, ABDABD'deki kaçak yaşayan göçmen Meksikalıların bir günü...
2001 Erik Refner, DanimarkaPakistan'daki kampa hayata veda eden bir Afgan mülteci çocuk cenazesi için hazırlanıyor.
2002 Eric Grigorian, ABDİran'da asker ve köylüler, depremde ölen kurbanlar için mezar kazıyorlar. Bir çocuk ise ölen babasının pantolonuna sıkı sıkı sarılmış, yanıbaşındaki boşluğa babasının gömülmesini bekliyor.
2003 Jean-Marc Bouju, FransaIraklı adam, savaş esirlerinin tutulduğu bölgede çocuğunu rahatlatmaya çalışıyor.
2004 Arko Datta, HindistanHint kadın, tsunami faciasında ölen yakını için ağlıyor... NOT:Görüldüüğü gibi son elli yıl facialarla dolu:=(Allah sonumuzu hayra yorsun:=(
5/11/2009 · Kategori: Gunluk
San Francisco Körfezi’ndeki bir okulda, okul müdürü üç öğretmeni çağırıp şöyle demiş: “Siz üç öğretmen, sistemde en iyi ve en uzman kişiler olduğunuz için, doksan tane seçkin üstün zekalı öğrenciyi size vereceğiz. Bu öğrencilerin gelecek yıl da hızlarını korumalarını sağlamanızı ve çok şey öğrenmelerini bekliyoruz.”Üç öğretmen, öğrenciler ve öğrencilerin anne ve babası bunun çok iyi bir fikir olduğunu düşünmüşler. O okul dönemi, hepsinin özellikle hoşuna gitmişti. Okul bittiği zaman öğrenciler bütün San Francisco Körfezi’ndeki diğer öğrencilere göre yüzde 20–30 daha başarılıydı. Yıl sonu geldiğinde müdür üç öğretmeni çağırıp onlara: “Bir itirafta bulunmak istiyorum. En zeki öğrencilerin 90’ı sizde değildi. Onlar ortalamanın biraz üstünde öğrencilerdi. 90 öğrenciyi sistemden tesadüfen seçtik.” Öğretmenler, doğal olarak öğrencilerde görülen başarının kendi istisnai öğretme becerilerine bağlanması gerektiği sonucuna vardı. “Bir itirafım daha var.” dedi müdür: “Siz de en parlak öğretmenler değilsiniz. İsimlerinizi bir şapkanın içine doldurduğum kâğıtların arasından rastgele seçtim.
SİZ İNANDIĞINIZ İÇİN BAŞARILI OLDUNUZ.”
5/11/2009 · Kategori: Gunluk
Bir kurbağa sürüsü ormanda ilerlerken, içlerinden ikisi bir çukura düşmüş. Diğer bütün kurbağalar çukurun etrafında toplanıp, çaresiz bir şekilde bakıyorlarmış.
Çukur bir hayli derin olduğundan, düşen arkadaşlarının zıplayıp dışarı çıkması mümkün gözükmüyormuş. Yukarıdaki kurbağalar, boşuna çabalamamalarını söylemişler arkadaşlarına: “Çukur çok derin. Dışarı çıkmanız imkânsız!..” Ancak, çukura düşen kurbağalar onların söylediklerine aldırmayıp çukurdan çıkmak için mücadeleye devam etmişler.
Yukarıdakiler ise hâlâ boşuna çırpınıp durmamalarını, ölümün onlar için kurtuluş olduğunu söylüyorlarmış.
Sonunda, kurbağalardan birisi söylenenlerden etkilenmiş ve mücadeleyi bırakmış. Diğeri ise çabalamaya devam etmiş. Yukarıdakiler de ona, çırpınıp durarak daha çok acı çektiğini söylemeyi sürdürmüşler.
Ne var ki, çukurdaki kurbağa onlara hiç aldırmadan son bir hamle daha yapmış, bu kez daha yükseğe sıçramayı başarmış ve çukurdan çıkmış. Arkadaşlarının ümit kırıcı sözlerine hiç kulak asmamış… Çünkü o sağırmış ! Siz de olumsuz düşünceli insanları sakın duymayın! Onların yüreğinizdeki umudu çalmalarına izin vermeyin...
5/11/2009 · Kategori: Gunluk

5/11/2009 · Kategori: Gunluk
1) Churchill, avam kamarasında konuşurken, muhalif partiden bir kadın milletvekili,Churchill' e kızgın kızgın şöyle seslenir:
- "Eğer, karınız olsaydım, kahvenizin içine zehir karıştırırdım."
Churchill, oldukça sakin kadına döner ve lafı yapıştırır:
- "Hanımefendi, eğer karım siz olsaydınız, o kahveyi seve seve içerdim."
Çıkarılan ders: Nerede ne yapacağını bilmek müsbet siyasettir.
2) Sokrates ve eşi bir türlü iyi geçinemezlermiş. Bir gün eşi Sokrates'e verip veriştirmiş, ağzına geleni söylemiş. Bakmış kocası hiç bir tepki göstermiyor; bir kova suyu alıp başından aşağı boşaltmış. Sokrates, gayet sakin:
- "Bu kadar gök gürültüsünden sonra bir sağanak zaten bekliyordum" demiş.
Çıkarılan ders: Eşleri idare etmeyi bilmek gerek...
3)Bir gün Eflatun, talebelerinden birini kumar oynarken yakalamış ve şiddetle azarlamış. Talebesi:
- "İyi ama ben çok az bir paraya oynuyordum" diye itiraz edecek olunca Eflatun cevap vermiş:- "Ben seni kaybettiğin para için değil, kaybettiğin zaman için azarlıyorum."
Çıkarılan ders:Zararlı alışkanlıkların azı çoğu olmaz...Zaman kaybı da cabası...
4) Dünya nimetlerine ehemmiyet vermeyen yaşayış ve felsefesiyle ünlü filozof Diyojen, bir gün çok dar bir sokakta zenginliğinden başka hiçbir şeyi olmayan kibirli bir adamla karşılaşır. İkisinden biri kenara çekilmedikçe geçmek mümkün değildir. Mağrur zengin, hor gördüğü
filozofa:
- "Ben bir serserinin önünden kenara çekilmem" der. Diyojen,kenara çekilerek gayet sakin şu karşılığı verir:- "Ben çekilirim."
Çıkarılan ders:İnsanları küçük gören kendisi küçük düşer...
5) Meşhur bir filozofa:
- "Servet ayaklarınızın altında olduğu halde neden bu kadar fakirsiniz?" diye sorulduğunda:
- "Ona ulaşmak için eğilmek lazım da ondan" demiş.
Çıkarılan ders: Paraya secde edenlere duyurulur...Ne acı...
6) Yavuz Sultan Selim, birçok Osmanlı padişahı gibi sefere çıkacağı yerleri gizli tutarmış. Bir sefer hazırlığında, vezirlerinden biri ısrarla seferin yapılacağı ülkeyi sorunca, Yavuz ona:
- "Sen sır saklamayı bilir misin?" diye sormuş. Vezir:
- "Evet hünkarım, bilirim" dediğinde, Yavuz cevabi yapıştırmış:
- "İyi, ben de bilirim."
Çıkarılan ders: Sırrını verme dostuna...O da söyler dostuna...
5/10/2009 · Kategori: Gunluk
SEVMEK Mİ???
ÖMÜR BOYU TATMAK İSTEDİGİM DUYGU.
YA ÖLMEK???
ONU ZATEN UNUTMUŞUM.
YAŞAMAK MI???
BOŞ YERE GAYESİZ.
YA AŞK NE???
BÜYÜK BİR YALAN...
İŞTE BU DA BENİM DÜNYAM........
29/9/2009 · Kategori: Gunluk
Evet arkadaşlar sizce hayat yaşamaya değer mi?Eğer değerse neden günümüzde herkes mutsuz..?Hayır ben hep mutluyum diyen var mı aranızda?Bana sorarsanız yok gibime geliyor...Acı,ihanet,aşk,aile,ev,iş hayatı ve sanal ile reel hayatın birbirinden bağıımsız olayları hep mutsuz şikayet anılarıyla dolup taşıyor..Örnek verelim o örnek ben oluyorum:=)Sabah kalkıyorum,günlük işlevlerimi hallediyorum ve sonra otobüse binmek üzere yavaş yavaş bazende hızlı adımlarla yola koyuluyorum..Ama bazen o kadar boş bir zaman geçirdiğimi varsayoyorum ki o yüzden yastıktan başımı kaldıracak halim olmuyor.."Ya bu günde önceki gün gibi sıradan ve aynı olucaksa?"Bu soru beynimi kurcalarken birden" hayır olmucak bu gün ya farklı birşey olursa "diyerek cesaretleniyor ve yerimden öyle kalkıyorum..Peki neden bu sorular hep beynimizin bir köşesinde yer aldı bir türlü cevapları bulunmuyor hep aynı sorunlar "ya bu gün aynıysa"Needen hep bir önceki olumsuz anı düşünüp dururuz..Niye bir defa olsa mutlu bir anımızı hatırlayıp mutlu olmayız?Bu soruların cevabı aslına bakarsanız bizde saklı..Çıkarmak bizim elimizde sanırım.Monoton gidişatı durdurmak hiçde zor değil galiba...Ama hep olmuszuluklar peşimizde diye varsayımları hayatımıza vazgeçilmezler arasına koymuş bulunmaktayız.Şimdi bu bir isyan mı diye kendi kendime soruyorum..Bazen insan o kadar doluyor ki yeri zamanı ve beyan biçimini düşünecek kadar vaktimiz bile olmuyor değil mi??Tıpkı şu an benim yaptığım gibi..Tabi birde beterin beteri vardır diye düşünmeden olmaz sanırım.Ama birde "ATEŞ DÜŞTÜĞÜ YERİ YAKAR"seçneğide göz önüne alırsak o zamanda haksız sayılmadığımı düşünüyorum.Ya siz?Mutlu olmak için ne yaparsınız..Bir yazı mı yazarsınız,Oyun mu oynarsınız,Şiir mi yazarsınız yoksa avazınız çıktığı kadar duvara karşı bağırırmısınız???Hangisi başka seçenekte elbette mevcuttur..Bunu benimle de paylaşırsanız sevinirim...
29/9/2009 · Kategori: Gunluk
Anlamı yoktur bazı şeylerin. Yaşarken hata yaparız ve bazı hatalardan artık geri dönemeyiz. Ne kadar istesek de zamanı geri alamayız. Ne kadar istesek de bir telefon edemeyiz. Ne kadar istesek de kıyamet kopmak bilmez. Ne kadar istesek de ateş sönmüştür bir kere. Ne kadar istesek de unutmak artık mümkün değildir.
Bir zamanlar önemsenmiş şeylere uygulanamayan eylem. ne kadar değerlerini kaybetseler de hiçbir zaman unutulamazlar. unuttum sanırsınız fakat onlar derinlere bir yerlere saklanmışlardır, abuk subuk zamanlarda ortaya çıkarlar her şeyi mahvetmek amacıyla. buna izin verip vermemek sizin elinizdedir tabii; ama unutmamışsınızdır işte. kendinizi kandırmışsınızdır.
29/9/2009 · Kategori: Gunluk
Kimi kimsesi yalnızca kadınlığı olan hayat
Unutulmaya bırakılmıştı onyedisinden sonra
Çocuk yüzünün artığından
Eksik gedik bir umut yamadı yirmisine
Anlamı yola düşürmek
Umudu yola getirmekti biraz da
Gecenin beyazına kömürün tozu yağdı
Kadın hayatlarının içine
Hayat kırıklıklarının dışına
Dudağımın kıyısında yol bitti
Yüreğimde is kaldı
29/9/2009 · Kategori: Gunluk
Yaşadığımız şu hayat nekadar bizim hayatımız ?
Hiç düşündünüz mü?
Günlük yaşamımız çok mekanik,çok yüzeysel.
Hergün ofislerine,işyerlerine giden,
çoğu istemedikleri halde sevmedikleri işlerde çalışan insanlar
bu mekanik ,yüzeysel yaşamın dişlileri gibi.
Onların iş dışında yaptıkları da
kendilerinden kaçmanın bir yolu veya kendi kendilerine
kalabilmenin sıkıntılarından uzaklaşma çabası.
Acılarını unutmak,korkularını hatırlamamak için
alkole,uyuşturucuya,cinsel coşkuya,ritüellere,futbol maçına,ihtiyaç
duyuyor ama bu etkinlikler bitince korkuları da ,acıları da
bıraktığı yerde onu bekliyor.
İnsan herşey için vakit bulabiliyor fakat kendini bilmek yönünde ne
bir çabası ne de zamanı var.
Birçogumuz bağımlıyız.
Bu bagımlılıklarımız bizi mekanik kölelere dönüştürmüş.
Kimimiz işimizin,kimimiz servetimizin.paramızın,kimimiz
karımızın,kocamızın,çocuklarımızın kölesiyiz.
Hep birşeylere,birilerine,biryerlere bağımlı olmak
istiyoruz.Bağımlılıkta güven arıyoruz.Bazen malda,mülkde, bazen
bilgide güvenlik arıyoruz.
Bilgi sahibi olarak güç ve konum elde etmek dolayısıyla bilgiyi bile
kendi kişisel çıkarlarımız için kullanmak istiyoruz.
Bütün hareketlerimiz,bütün yaptıklarımız,bütün düşüncelerimiz BEN
MERKEZLİ.
Yarattığımız dünyaya önyargısız bakamıyoruz.
Çirkin,gürültülü,açgözlü şehirler gün geçtikçe daha da büyüyor ve
biz yarattığımız şeyin en doğrusu olduğunu düşünüyoruz.
Doğanın sunduklarını hiç bitmeyecek,hiç tükenmeyecek gibİ bir
zorbalıkla kendi aç gözlülüğümüz için sonuna kadar kullanıyoruz.
Yolda yürürken,bir yerde oturup dinlenirken kafamızı kaldırıp
gökyüzüne bakmıyoruz,ağaçları, bitkileri,çiçekleri görmüyoruz.
Kaldı ki bakarsak bile önyargılıyız, ondan nasıl
yararlanacağımızı,kendi çıkarımız için nasıl kullanacağımızı
düşünerek bakıyoruz.
Biz özgürlüğü sadece her istediğimizi yapabilmek olarak
alglıyoruz.Yapmak istediklerimiz ise sıradan,sıg ve son derece
yüzeysel şeyler.Kendimizden,çatışmalarımızdan,korkularımızdan
kaçış.Oysa insan ,bütün bu
koşullanmalarından ,bağımlılıklarından,biriktirdiklerinden,geçmişin
bilgisinden( psişe anlamında) kurtulmadıkça gerçek özgürlüğü
bilebilirmi?
Biz dışsal özgürlügü düşüncelerimizde yüceltirken,onu zor
bulunan birşeymiş gibi kıymetlendirirken içsel özgürlüğümüzü hiç
önemsemedik.
İçsel özğürlüğü tanımadan ,içimizdeki çatışmalardan kurtulmadan ve
bu çatışmalarımızı şiddet olarak dışa yansıtırken nasıl sağlılklı
ilişkilerkurabilir ve nasıl elbirliğiyle kirlettiğimiz şu dünyayı
yaşanılası biryeryapabiliriz.
Küçük yaşlardan başlayarak çocuklarımıza bilginin bir insan için
nekadardeğerli olduğunu anlatır dururuz.Bu çocuklar birgün bize :
Siz bubilgilerinizle dünyayı bu hale getirdiyseniz pek okadar da
matah birşey olmasa gerek'derlerse ne cavap vereceğiz?Sahip
olduğumuz bilgi: dünyada açlıgı,susuzlugu
giderebilir,sefaletiazaltabilir,doğayı koruyabilir,hayvan ve
bitkilerin sürgit yaşamasınayarayabilir.Peki biz bilgiyi bunlar için
mi kullanıyoruz yoksa kıyım için mi ?
Biz sahip olduğumuz bilgiyi bile kendi hırslarımız,kendi
açgözlülüğümüz
için kullanıyoruz.İnsan kendini bilmeden,içindeki
şiddetin,açözlülüğünün,kıskançlığının
farkında olmadan bu dünyada hiç bir köklü dönüşüm
gerçekleşmez.
Şimdiye kadar hiçbir ideoloji
,hiçbir din,hiçbir felsefe,hiçbir fikir insanı içsel olarak
değiştirmedi.Şiddet eğiliminden kurtaramadı.İnsan bütün
fikirleri,bütün
ideolojileri kendi aklına uydurarak yine kendi çıkarı için
kullandı.Rejimler değişti,ideolojier değişti ama insan(psişesi) hep
aynı kaldı.Degişim gibi görünen herşey ,suyun yüzeyini
yalayıp ,dalgalandıran rüzgardan öteye gidemedi.Suyun
derinliklerinde hiç bir değişim olmadan rüzgarın
etkisi kayboldu.
Bizim yaşamımız çogunlukla mekanik,sıkıcı,kederli,acılı.Arada
bir kısa,kısa sevinçler mutluluklar,hazlar da var. sos misali.
Bu yaşamda ben merkezli düşünmek ve davranmak,kendimizi hep başka
birşey olmaya koşullandırarak sınırlarımızı zorlamak içimizdeki
çatışmayı ve şiddeti körüklüyor.
Biz binlerce yıllık insanlık serüvenin sonucuyuz .
KORKUYORUZ.
Korkularımızın kölesiyiz.
Güvenlik arıyoruz.Korkularımızdan özgür olduğumuzda dünya bizim için
daha güzel bir yer olacak.
« Önceki ::