Image and video hosting by TinyPic
Güncel - ..::±İçİmİzDeKi KaRaNLıK±::.. - Blogcu



Image and video hosting by TinyPic
  • Son Yorumlarım

  • Teşekkürler...

    Buna Sevindim..
    NigThwiSh
    HANGİ ŞARKI???
    şarkı adı
    Rica ederim..
    Teşekkür
    slm:)
    Haklısın..
      Image and video hosting by TinyPic
    Image and video hosting by TinyPic
  • Arkadaşlarım

  • Blogcu Yardım
  • gothictr
  • metallicafanatic
  • gercekyolislam
  • ravenist
  • yootube
  • dilaratoker
  • free counters
    Sitenizesayac.com
  • Destekleyenler

  • http://www.darkvampires.de/toplists/
    Hier gehts zur Topliste
    Blog Linkleri Link Dizini
    †SimSiyah†
    †AmatorYasamak†
    †AmatorYasamak-ıı†
    †DarkGothic.Org†
    † му ναмριяє нαят †
    †KaranlıkForum†
    †GizemliDünya†
    †MySpace†
    †İçimizdekiKaranlık-I†

    Efsane mi gerçek mi?

    25/12/2009 · Kategori: Guncel

    Şehir efsaneleri, ne zaman, nerede, kim tarafından, ne amaçla, nasıl çıkarıldığını kimsenin bilmediği, bazıları halkın deney ve gözlemlerinden çıkmış olması muhtemel ancak çoğu büyük ihtimalle tamamen ‘sallama' olan inanışlardır. İşte size bugüne kadar yaşandığı iddia edilen ama doğruluğu aslında kanıtlanamamış şehir efsaneleri...

    Efsane mi gerçek mi?

     

    6. Yoksa ‘Testere’ filmi gerçek mi?

    Efsane;
    Sinemalarda fırtına estiren ‘Testere’ serisindeki korkunç ölümleri herkes bilir. Başrol oyuncusu Jigsaw’ın düzenlediği anlaşılması güç bulmacalı cinayetleri oldukça meşhur. İnternette dolaşan yeni bir dedikodu, boynuna bağlı bir bomba olduğunu ve kendisini telefonda yönlendiren adamın isteklerini yerine getirmezse bombayı patlatacağını söyleyen bir adamın var olduğu.

    Gerçek ;
    Bir pizza dağıtıcısı olan Brian Wells, mesai bitimine yakın ilginç bir olayla karşı karşıya kaldı. Son teslimatını yapmak üzere karanlık bir yola giren Brian, yaklaşık bir saat sonra kendini bir bankanın önünde boynuna bağlanmış bir mekanizmayla buldu. Bankayı soymaya çalışırken polisler tarafından yakalanan Brian’ın boynundakinin bir aksesuar olduğu anlaşıldı. Bomba imha ekipleri göğsünde ki kutuyu açtıklarında içinde bir dizi görevlerin bulunduğu bir kartpostal buldu.

     

     

    Efsane mi gerçek mi?

     

    5. Mezardan gelen arama

    Efsane;
    Sıradaki efsane kamp ateşi hikayelerine benzeyen hikayelerden biri. Fakat onun biraz daha güncellenmiş hali. Efsane, yakın bir arkadaşından veya ailesinden sayısız çağrı alan fakat çok sonra aslında arayanların daha önce öldüklerini öğrenen insanlarla ilgili.

    Gerçek;
    12 Ekim 2008’de Kaliforniya’da bir tren raylardan çıktı ve 25 kişi kazada öldü. Hayatını kaybedenler arasında Charles Peck de vardı ve ailesi kaza esnasında onlarca çağrı aldı. Çağrılar kimden mi geliyordu? Tabi ki trende ölen oğullarından...

    Cep telefonunun sinyaliyle Charles’ın cesedini bulan görevliler, telefonun trenin bükülme anında hasar gördüğünü ve bu sebeple 35 kez ailesine çağrı gönderdiğini tespit etti.
     

    Efsane mi gerçek mi?

     
    4. Ölümcül asansör

    Efsane;
    Asansöre bindiğiniz andan itibaren anormallik ortaya çıkar, metal kapı kendiliğinden kapanır ve asansör aşağı yukarı hareket etmeye başlar. Evet birçok filmde bununla karşılaşırız hatta bir film tamamen bir asansörde geçmekteydi. Ama böyle bir olayın başımıza gelmesinin mümkün olmadığını düşünüyorsunuz değil mi?

    Gerçek;
    Doktor Hitoshi Nikadioh, 2003 yılında asansörde başına gelenlerden küçük bir telin sorumlu olduğunu tahmin edemezdi. Kapının aniden kapanmasıyla şaşıran doktor, asansörün hızlıca yukarı çıkmasıyla birlikte aşağı katta başının bir bölümünü bıraktı. Asansörün metal kapıları doktorun kafasını ortadan ikiye ayırmıştı. Başından geriye sadece sol kulağı ve alt çenesi kalmıştı. Bu esnada olayları gören başka bir kişinin asansörde olduğunu söylediğimizde tüm olanların bir film setinde yaşandığını düşünebilirsiniz. Olayın gerçekleştiği esnada içeride bulunan hemşire bir saat boyunca ortasından ikiye ayrılmış bir baş ve kanlar içinde bekledi.
     
     

    Efsane mi gerçek mi?

    3. Elektrikli testereyle intihar

    Efsane;
    Bir gencin elektrikli testereyle bir iddia veya kaza sonucu kafasını kesmesi efsaneler arasında yer almakta..

    Gerçek;
    Apartmanını yıkılmaya terk etmeye gönlü elvermeyen David Phyall, diğer komşularının evi terk etmesiyle birlikte korkunç bir plan yaptı. Masanın bacağına motorlu testereyi bağlayan David motoru 15 dakika sonra çalışması için kurdu. Sert bir içki aldı ve boynunu testerenin altına koydu. Sonrasında görevlilerin karşılaştığı korkunç bir manzaraydı.
     

    Efsane mi gerçek mi?

     
    2. Küçülmüş kafalar

    Efsane;
    Küçülmüş kafalar çizgi filmlerde karşımıza çıkar çoğunlukla. Peki gerçek hayatta böyle bir şeyin olabilmesi mümkün müdür?

    Gerçek;
    Her ne kadar hayali olarak görünse de, vahşi kabilelerde kafaların büzülmesi veya küçülmesi olayı gerçek. Özellikle Amazon nehri etrafında yaygın. Kısa bir araştırma sonunda bu tarifi bulabilirsiniz. 1940’ların sonlarına kadar kafa koleksiyoncularına satış devam etmekteydi.

     

     

    Efsane mi gerçek mi?

     

    1. Ceset tarlaları

    Efsane;
    Yüzlerce ceset tarlası efsanesi vardır. Özellikle seri katilin maktullerini gömdüğü bir arazi olduğu sürekli anlatılıp durmuştur.

    Gerçek;
    Ceset çiftlikleri tamamen gerçek ve yasal. Bilim adamlarının araştırmaları için ( vücut organlarının ne kadar sürede bozulduğunu tespit etmek amacıyla) ABD’de 3 ceset tarlası var.


     

    Bu resim ne anlatıyor:=)

    25/12/2009 · Kategori: Guncel


    BUGÜN 10 KASIM(Çok süper bir yazı lütfen okuyun)))

    10/11/2009 · Kategori: Guncel

    BUGÜN 10 KASIM

    SİZE BUGÜN ELİME GEÇEN GÜZEL BİR YAZIYI PAYLAŞMAK İSTERİM MALUM 10 KASIM BUGÜN

    -BÜYÜK İNSANLARIN ÖLÜM YILDÖNÜMLERİ YOKTUR FİKİRLERİ VARDIR O FİKİRLER ÖLDÜĞÜ AN O İNSANLAR ÖLÜR

    Bugün ve sabah saati. İstanbul u, vapur düdükleri ve vızır vızır araç sesleri sarmış... Kış başladı, sobalardan çıkan duman, sis gibi çökmüş şehre yine.

    Uykusuz kitap okunan bir gecenin sabahı Gazi yine okumaktan yaşlanan gözlerini siliyor.

    - Fuat! .... Fuat!.... gel çocuk! diye seslendi Gazi.

    - geldim paşam!

    ...tahtası kavruk tırabzanların ellerini yakan eskiliğini bilirdi Ali Fuat. Son 71 yılını bu merdivenlerde Atatürk 'e hizmet ile geçirdi. Verniksiz trabzanları tutacağına, bastonuna yüklenerek ağır adımlarla mermer merdivenleri çıktı.Koridorda kanuni döneminden kalan o eski saatin geri kaldığını gördü. Camını açtı saatin, tam düzeltecekti ki, saatin 10 u 5 geçe durdurulduğunu hatırladı.71 yıl önce o kasım sabahını bir defa daha hatırladı ve üzgün bir ürkeklikle tarihi yaratan adam elini geri çekti.

    kapıyı çaldı...

    - gel çocuk!

    - emret paşam!

    Ali Fuat hep onu tanıdığı okul günlerini hatırlar Gazi Hazretleri, Paşam, Komutanım dediği bu dosta içten sessizce, "Kemalim" diye hitap ederdi.

    Atatürk elinde sigarası tekerlekli sandalyede boğaza bakıyordu. Sigaranın dumanının çekildiği bir sessizlik anı... Kulakları az işitir ve yaşlı gözleri boğaza bakardı saatlerce...

    - gel Fuat.

    - emret paşam!

    Gazi bu eski dosta sık sık takılırdı...

    - emir yok çocuk. 100 yaşını geçtin hala asker sanıyorsun kendini. çıkart şu kalpağı.

    - kalpak İstiklal harbinin simgesi paşam. affınıza sığınırım çıkartmam.

    - harp bitti çocuk.

    - benim komutanlarım düşman esiri olarak "ergenekon çetecisi" adı altında hapis edildi paşam. savaş bitmez.Korkuyorum kendimden, dayanamayıp bir gün ölümü geçip, bu fani yaşama müdahale edeceğim diye.

    Gazi üzgün bir ifade takındı. Bugün Cumhuriyeti kurduklarının 86 ıncı kutlamasıydı oysa. Ama dostlar hapiste...

    - Fuat, geçen yıl bir adam çıktı, beni anlattığı yalanı ile film yaptı, üzerine bu dava meselesi. Ne olacak peki? Savaş bitti dediğime pişman ettin beni.

    Ali Fuat dolu gözlerle sıktı yumruğunu...

    - Biz öldük paşam. Siz öldürüldünüz, ama öldü dendi. Fikirleriniz bedeninizden sonra öldürüldü. Vasiyetiniz yasaklandı ve halka açıklanmadı. Yazdığınız kitaplar toplatıldı. İsminizi taşıyan sokaklar değişti. Heykellerinizde gülümseyen yüzünüz silindi. Resimlerinizde bile gülen Atatürk azaltıldı. Ben üzüntünüzden öldüm. Karabekir Paşa gitti, İnönü Paşa gitti. Siz öldünüz biz öldük paşam... Fikirleriniz, savaştığımız kan döktüğümüz her şey katledildi. Savaş sürse ne olacak paşam?

    Atatürk o her zamanki bıyık altı gülümsemesiyle güldü. Sakince,

    - Ali Fuat. bu odada 71 yıldır beni çiğneyenleri seyrettim ben. Öldü dedikleri şu yataktan, 1938 den bu güne beni, bizi ezenleri gözledim. ben savaştan öncede, bugünde korkmadım. sen ne diyorsun çocuk?

    Benim fikirlerimin ve ilkelerimin yok olduğu, silindiği kafalar var ise önemli değil ki. Benim hürriyet, ulus devlet, devrimcilik mantığımı algılamayan, yıkanabilen, kandırılabilen beyinleri bensiz kaldı ise, o insancıkları eliyor bu durum anlamıyor musun?

    Bizim karşıt fikirlerimizi savunan emperyalizm ve kapitalizme kapılan, bu ülkeyi insanlarını bölenlere kananlar benim fikir ve ideallerimin önemini anlamayanlardır. Velhasıl bize lazım değil ki bunlara kapılanlar. Bize parlak zeki sağlam gençler lazım. Benden olmayana neden üzüleyim?

    - Paşam... komutanlarımız hapiste.

    - Olsunlar çocuk. Önemli değil. Tarih hiç bir çocuğumuzu boşu boşuna yok etmedi. Hepimiz kan döktük.Sabır ettik. Hapis olduk... Elbet gün gelir haklılıkları adaletten kaçmaz.

    Ali Fuat ın gözü dalar. Atatürk 'e suikast planladığı gerekçesi ile İzmir deki yargı günleri geçer gözünün önünden...

    - Paşam bugün 86 yıl oldu...

    - hayır Fuat. Bugün 86 yıl olmadı. Bugün hala İstiklal Harbi devam ediyor. Ülke özgürlüğünü kazandı sandık sadece. Kazanamadığı ortada. Bugün 100 yılına yaklaşan bir savaşın yıl dönümüdür.

    Ali Fuat dolan gözlerine yenik düşer. yanağından süzülen yaş o karanlık odada parlayarak yere çarpar. Gazi duman içinde kalan odada bir derin nefes daha çeker sigarasından. Sessizlik olur.

    - Paşam ben size suikast planlarında olmadım.

    - Sen benim ebedi dostumsun Fuat!

    Ali Fuatın buruşmuş ve titreyen elini tutar Gazi. Gözlüğünün üzerinden Ali Fuat Paşaya bakar...

    - Beni öldürmek istese idin, öldükten sonra bile dostum kalmazdın Fuat. Sen benim kadim dostumsun.

    - paşam...

    bir kaç dakika sessizlik olur...

    - Fuat bak, böyle sessizlik olduğunda "bir kız melek dünyaya geldi" der Fransızlar.

    - Bizler çok yaşlandık Fuat. Belki bir melek gelirde bu halkı uyandırır bir defa daha...

    Yaşlı gözlerle boğazı seyreden iki komutan... İkisi de bu Cumhuriyet bayramında o pencereden bize bakıyorlar. Cumhuriyetin Ulusun Çocuklarının uykusu için üzülüyor ikisi de.

    Hadi şimdi kutlayın bayramı. Kurulmuş bir Cumhuriyet yok edilmiyor gibi eğlenin... Çocuklara Atatürk 'ü öğreteceğinize saçma şiirler ezberletip meydanlarda okutun. Bir sürü para harcayıp etrafı süsleyin ama sokakta çocuklar tiner koklarken ölsünler.Sizde buyrun şimdi Cumhuriyetin 86 ıncı yılını kutlayın. Kimse kusura bakmasın ama benim boğazımdan yediğim lokma geçmiyor.

    Çocuklarımız ölüyor dağda yada askerde... Polis Öğretmen öğrenci... Ben bunlar olurken Cumhuriyet bayramı kutlamak ne, yediğim yemeği yutamıyorum.

    Kusura bakmayın ama ben yaşayamadığım özgürlüğü, ve hürriyeti, Gazi 'me ve Silah arkadaşlarına sonsuz minnet ve şükranım dışında, kutlayacak kadar yüzsüz olamıyorum...

    Yarında gidin Amerika Birleşik Devletleri tarafından yönetildiği aşikar olan Cumhur başkanınıza ve Başkanınıza sarılın. Benim Cumhur başkanım Atatürk, Başbakanımda İnönüdür. Tanımıyorum ben bu insanları... buyurun kutlayın şimdi hadi bakalım... sokaklara dökülün. Evvelsi gün çatışmada şehid olan Askerlerimizin isimlerini bilenleriniz var mı aranızda? yada onlar öldü diye sokaklara dökülen leriniz var mı? Yok! Ama bugün çıkın dökülün sokağa! elinizden alınan hürriyetinizin hesabını soracağınıza buyurun sevinin... yazık!

    Dr. Joseph Erdem

    Not:Facebook sosyal paylaşım ağında bulunan Kağan Bayındır adlı arkadaşımıza bu güzel yazı için teşekkür ederim...Bana gelen mesaj üzerine bu yazıyı bloggumda yayımlama gereği duydum...

    Dolmabahçe'den Anıtkabir'e Hüzün Dolu Kareler=(

    10/11/2009 · Kategori: Guncel






























































    Not:http://msnyasam.ekolay.net/'den alıntıdır....

    10 Kasım....=(

    10/11/2009 · Kategori: Guncel

    Ülkemizin kurtarıcısı, devletimizin kurucusu Atatürk, 10 Kasım 1938 günü saat dokuzu beş geçe öldü.

    O tarihten bu yana 10 Kasım’la başlayan hafta, yurdumuzda Atatürk Haftası olarak değerlendirilir. Bu hafta içinde; Atatürk’ün yaşamı, yurtseverliği, inkılap ve ilkeleri anlatılır. Ata’nın daha iyi tanıtılması amacıyla açık oturumlar düzenlenir. Radyo ve televizyonda, Atatürk’ün konuşmaları kendi sesinden dinletilir. Atatürk’le ilgili filmler gösterilir.

    10 Kasım günü Atatürk, tüm yurtta törenlerle anılır. Ölüm anı olan saat dokuzu beş geçe “ti” sesi ile saygı duruşuna geçilir. Kara ve deniz taşıtları oldukları yerde durarak düdüklerini çalarlar. Düzenlenen anma törenlerinde Ata’nın yaşam öyküsü, Atatürk inkılap ve ilkeleri anlatılır, seçilmiş Atatürk şiirleri okunur.

    ATATÜRK’ÜN YAŞAMI

    Selanik’te Ahmet Subaşı Mahallesinin Islahane Caddesinde iki katlı pembe boyalı bir ev vardı. Bu evde Ali Rıza Efendi ile Zübeyde Hanım otururdu. 1881 yılında bir oğulları oldu. Adını Mustafa koydular. Mustafa sarı saçlı, mavi gözlü bir çocuktu. Bütün çocuklar gibi Mustafa’nın çocukluğu da mahallede komşu çocukları ile güle oynaya geçti. Mustafa, Şemsi Efendi Okuluna başladı. Kısa bir süre sonra babası Ali Rıza Efendi öldü. Güç koşullar altında öğrenimini sürdüren Mustafa, bugünkü askeri ortaokul dengi olan Askeri Rüştiye’ye başladı. Orta kısmı başarı ile bitirdikten sonra lise dengi olan Manastır Askeri İdadi’sine yazıldı. Derslerine düzenli olarak çalışan Mustafa Kemal liseyi bitirdi. İstanbul’a gelerek Harp Okulunun piyade sınıfına girdi. Üç yıllık öğrenimini başarı ile sona erdi. Kurmay subay yetiştirilmek üzere Kurmay Okulu’na seçildi.

    Mustafa Kemal, bu okulda geleceğe yönelik tasarı ve ileri düşünceleriyle kendini tanıttı. Başarılı bir öğrenimden sonra Kurmay Yüzbaşı oldu. Zamanın padişahı II. Abdulhamit’in gizli polisleri Mustafa Kemal’in ileri düşüncelerini, arkadaşları ile yaptığı tartışmaları, O’nun özgürlük ve siyasal konulardaki düşüncelerini padişaha bildirmişlerdi. Mustafa Kemal ve arkadaşları bu nedenlerle Yıldız Sarayı’nda sorguya çekildiler. Mustafa Kemal bir süre tutuklu kaldı. Fakat suçlu görülmedi. Ancak düşünceleri tehlikeli sayıldığı için, başkentten uzağa Şam’da bulunan Beşinci Orduya gönderildi.

    Mustafa Kemal, Şam’da arkadaşları ile birlikte Vatan ve Hürriyet adlı gizli bir dernek kurdu. Sonra gizlice Makedonya’ya geçti. Selanik’te Vatan ve Hürriyet Derneği’nin bir şubesini açtı. Dernek, padişahın baskı yönetimine karşı kurulmuştu. Bu nedenle yapılacak çalışmaların gizli olması gerekiyordu. Şam kenti dışındaki yerlerde bulunan subayların da derneğe katılmaları için Mustafa Kemal görevlendirildi. Bu amaçla aynı yıl subayların yoğun olarak bulunduğu Makedonya’daki 3.Orduya atandı.

    1908 yılında meşrutiyet ilan edilince İttihat ve Terakki Fırkası iktidarı aldı. Ancak padişahın kışkırttığı gericiler meşrutiyete, yeni düşüncelere ve atılımlara karşı çıktılar. Kışkırtmalar sonucu İstanbul’da 31 Mart ayaklanması oldu. Bunun üzerine Selanik yöresindeki birliklerden bir ordu toplandı. Mustafa Kemal, Harekat Ordusu adını verdiği bu orduda görev aldı. Ayaklanma bastırıldı. Harekat Ordusuyla birlikte Mustafa Kemal Selanik’e döndü. İki yıl sonra Genel Kurmay Başkanlığında bir göreve atandı.

    Bu sırada İtalyanlar Trablusgarb’a saldırdılar. Mustafa Kemal ve arkadaşları Tobruk’a giderek buradaki Türk birliklerine katıldılar. Yapılan savaşlarda önemli başarılar sağlandı. Ancak bu sırada Balkan Savaşı başlamıştı. Mustafa Kemal geri dönmek üzere Mısır’a geldiğinde Selanik’in düşman eline geçtiğini; Bulgar ordularının Çatalca’ya kadar ilerlediklerini öğrendi.

    İstanbul’a gelen Mustafa Kemal’e Bolayır’da bulunan bir kolordunun kurmay başkanlığı görevi verildi. Savaş süresince bu görevde kaldı. Balkan Savaşı sona erince Sofya’ya ataşemiliter olarak atandı. Bir süre sonra Birinci Dünya Savaşı başladı. Almanların yanı sıra Osmanlı İmparatorluğu da savaşa katıldı.

    Mustafa Kemal, bulunduğu görevden alınarak bir kıta komutanlığına getirilmesini istedi. Bunun üzerine Tekirdağ’da yeni kurulan 19. Tümenin komutanlığına atandı. Mustafa Kemal’in kısa sürede hazırladığı tümen Çanakkale Savaşları’na katıldı. Mustafa Kemal burada düşmanın karadan ve denizden yaptığı saldırıları durdurdu. Anafartalar’da bir avuç güçle düşmanların bütün planlarını bozdu. Onlara kayıplar verdirdi. Çanakkale Boğazı’nı geçmelerini önledi. Bu başarılar sonucu rütbesi albaylığa yükseltildi ve Anafartalar Kahramanı olarak anılmaya başladı.

    Mustafa Kemal Çanakkale Savaşı’ndan sonra Diyarbakır’daki kolordu komutanlığına atandı. Bu görevde iken rütbesi generalliğe yükseltildi. Muş ve Bitlis’i Ruslardan kurtardı. (1916)

    Daha sonra 7. Ordu Komutanlığına atandı. Bu ordu Halep’te toplanıyordu. Atatürk grup komutanı oldu. Alman generalinin ordunun yönetimi konusundaki düşüncelerine karşı çıktı. Ordu komutanlığını bırakarak İstanbul’a geldi. Veliaht Vahdettin’in Almanya’ya yaptığı resmi geziye katıldı. Dönüşte hastalanarak Viyana ve Karlsbad’a gitti.

    Bu sırada padişah 5. Mehmet öldü. Vahdettin VI. Mehmet adı ile tahta çıktı. Yurda dönen Mustafa Kemal yeniden 7. Ordun komutanlığına getirildi. Şam’da başkaldıran Arap kabileleriyle savaştı. Onların ilerlemesini önledi. Bundan sonra Yıldırım Orduları Grup Komutanlığına atandı. Bu sırada savaş sona ermiş, Mondros Silah Bırakışması imzalanmıştı. Mustafa Kemal bu bırakışmanın kötü koşullarını kabul etmedi. Emrindeki silah ve kuvvetleri düşmana vermeyeceğini hükümete bildirdi. Bunun üzerine komuta ettiği  Yıldırım Orduları Grubu kaldırıldı. Mustafa Kemal de İstanbul’a döndü.

     

    ULUSAL KURTULUŞ SAVAŞIMIZIN BAŞLAMASI

     

    Mustafa Kemal Paşa, İstanbul’da padişah ve devlet ileri gelenleri ile yaptığı görüşmeler sonucu İstanbul’da yapılacak çalışmaların bir yarar sağlamayacağını anladı. Yurdu kurtarmak için Anadolu’ya gitmeye karar verdi. Yakın arkadaşlarının yardım ve işbirliği ile görev bölgesi Samsun ve dolayları olan  9. Ordu Müfettişliğine atandı. 16 Mayıs 1919 günü Bandırma Vapuru ile yola çıktı. Bu tarihten sonra Mustafa Kemal yurdu düşmanlardan kurtarmayı ve yeni bir Türk Devleti kurmayı amaçlayan büyük ve tarihi çalışmalarına bulunuyordu.

    Mustafa Kemal 19 Mayıs 1919 sabahı Samsun’dan Anadolu’ya çıktı. Burada bir hafta kaldıktan sonra Havza’ya geldi. Buradan Amasya’ya geçerek valilere, komutanlara, ulusal örgütlere bir genelge gönderdi. Bu genelgede yurdun bağımsızlığını sağlamak için bütün yurttaşlara çağrıda bulundu. Daha sonra yol boyunca uğradığı il ve ilçelerdeki yetkililerle görüşerek, onlara yurdu kurtarma ve bağımsızlığına kavuşturma tasarısını anlattı. Havza’dan Amasya’ya ve Sıvas’a oradan da Erzurum’a gitti.

    Bu sırada padişah kendisini İstanbul’a çağırıyordu. Artık ülkemizin kurtulması ve egemenliğin sağlanması için gerekli ortam hazırlanmış olduğundan Mustafa Kemal ordu müfettişliği görevinden ve askerlikten ayrıldığını İstanbul’a bildirdi. 23 Temmuz 1919 günü bir ilkokulun salonunda toplanan Erzurum Kongresi’ne başkanlık etti. Bu toplantıda, yurdun düşmanlardan kurtarılması için çalışma kararı alındı.

    Mustafa Kemal bu kongreden sonra 4 Eylül 1919 günü Sıvas Kongresi’ni topladı. Bu toplantıda da Erzurum’da alınan kararlar üzerinde durdu. Bundan sonraki çalışmaların Ankara’da yapılmasına karar verildi. Mustafa Kemal Paşa 27 Aralık günü Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı yöneteceği kent olan Ankara’ya geldi. Çalışmalarını Ankara’da sürdürdü. İllere bir genelge göndererek Millet Meclisi’nin hemen toplanabilmesi için temsilcilerin seçilmesini istedi.

    23 Nisan 1920 günü ulusun temsilcilerinden oluşan ilk Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldı. Meclis Mustafa Kemal’i başkanlığa seçti.

    Böylece Ankara’da ulus temsilcilerinden oluşan bir meclis işe başlamış oldu. Bu meclisin kuruluş esası egemenliğin kayıtsız şartsız ulusta olması ilkesiydi.

    Meclis, Osmanlı hükümeti ile düşman ülkeleri arasında imzalanan Sevr Antlaşması’nı tanımayacağını bütün dünyaya duyurdu.

    Ankara’da Millet Meclisi’nin açılması, Mustafa Kemal’in başkan seçilmesi padişah ve onun hükümetini çok korkuttu. Özellikle Sevr Antlaşması’nın tanınmayacağı yolundaki karar onları büsbütün kuşkulandırdı. Düşmanlarla işbirliği yapan bir takım gericileri Anadolu’nun çeşitli yerlerinde örgütlediler. Büyük Millet Meclisi’ne karşı ayaklanmalar başladı.

    Mustafa Kemal ve arkadaşları İstanbul Hükümeti tarafından vatan haini olarak ilan edildi. Haklarında ölüm cezası kararı verildi.

    Bütün bunlar olurken Ankara’da ve bütün Anadolu’da yürekleri yurt sevgisi ile dolu insanlardan oluşan bir ordu kuruluyordu. İstanbul’dan kaçarak gelen subay ve aydınlar bu orduda görev alıyorlar, yurdun dört bir yanından koşup gelen erlerimiz de silahlandırılarak cephelere gönderiliyordu.

    Eskişehir yöresinde İnönü’de, Yunan ordusu ile karşı karşıya gelen bu genç ordu, Yunanlıları I. ve II. İnönü Savaşı adı verilen iki büyük savaşta yenerek Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin varlığını, sesini bütün yurda ve dünyaya bir kez daha duyurdu.

    Büyük Millet Meclisi, Mustafa Kemal’i olağanüstü yetkilerle başkomutanlığa getirdi. Ordularımız Sakarya kıyılarında 22 gün 22 gece süren savaş sonucunda Yunan ordularına karşı yeni bir zafer kazandı. Bu başarısı üzerine Mustafa Kemal’e orduda en büyük rütbe olan mareşallikle birlikte Gazi unvanı verildi. Sakarya Meydan Savaşı adı ile tarihe geçen bu savaşta ordumuzun gücü dünyaya bir kez daha tanıtıldı.

    Artık düşmanı yurdumuzdan atacak son ve kesin savaşın hazırlıkları başlamıştı. Bu amaçla bütün yurttaşlar savaşa hazırlandı. Kadınlar, dedeler, nineler, kağnılarla cepheye silah ve yiyecek taşıdılar. Birliklerimiz düşmanı can evinden vurmak için yerlerini aldılar.

    Bu sırada Yunan ordusu Afyonkarahisar bölgesine çekilmişti. Yetkili kişiler Yunanlıların hazırladığı siperlerden geçme olanağının bulunmadığını, bu nedenle Türklerin Yunanlıları yenmesinin söz konusu olamayacağını ileri sürüyorlardı. Ancak bu uzmanlar ulusal bir davaya inanmış insanların ne denli güçlü olabileceğini hesaba katmıyorlardı. Hazırlıklarını bitiren ordumuz, 26 Ağustos 1922 sabahı çok erken saatlerde yeri göğü titreten topçu ateşiyle saldırıya geçti. Çok kanlı çarpışmalar oldu. Atatürk’ün yönettiği bu savaşa tarihimizde Başkomutanlık Meydan Savaşı denir. Düşmanlar erlerimizin kahramanca saldırısına dayanamadılar. Ellerindeki silah ve cephaneyi bırakarak canlarını kurtarmak için kaçtılar. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, 1 Eylül günü ordumuza ; “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir ileri!..” emrini verdi. Ulusal Kurtuluş Savaşımızın başarıya ulaşması özlemiyle yanıp tutuşan kahraman erlerimiz kaçan düşmanın ardından gece gündüz demeden hızla ilerledi. 9 Eylül sabahı birliklerimiz İzmir’e girdi. Yabancı bayrakların dalgalandığı yerlere bayrağımız çekildi. Düşmanların çoğu limanda bulunan savaş gemilerine binerek kaçtılar. Kalanlar tutsak edildi. Böylece Kurtuluş Savaşımız bitti.

     

    TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN KURULMASI

     

    Bundan sonra Mustafa Kemal Paşa Ankara’ya gelerek yüzyılların ihmali sonucu geri kalmış yurdumuzun, bayındır bir ülke olması için gerekli çalışmalara başladı.

    Öncelikle ulusa ve yurda artık zarardan başka bir şey vermeyen padişahlığı kaldırdı. Son padişah Vahdettin, ordumuzun zaferini öğrenince düşmanla birlik olup yurttan kaçmıştı. 1 Kasım 1922 günü altı yüzyıldan beri yurda ve ulusa egemen olan Osmanlı saltanatı tarihe karıştı.

    24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile tüm uluslar Türk’ün zaferini kabul etti. Artık Türk ulusunun yönetim şeklinin kesin olarak belirlenmesi zamanı gelmişti. Mustafa Kemal ve arkadaşlarının isteği ile Büyük Millet Meclisi 29 Ekim 1923 günü alkışlar arasında Türkiye’nin devlet şeklini Cumhuriyet olarak kabul etti. İlk Cumhurbaşkanlığına da Mustafa Kemal seçildi. O tarihte 42 yaşındaydı. Ulusu, O’nu yüce yere getirmiş böylelikle O’na olan borcunu ödemek istemişti.

    Padişahlığın kaldırılmasından sonra 3 Mart 1922 günü Halifelik kaldırıldı.

    Bundan sonra Mustafa Kemal, yurdun bayındırlığı ve ulusumuzun yücelmesi için hukukta, ekonomide, sosyal alanda inkılaplar yaptı.

    Genç yaştan beri cephelerde güç koşullar içinde yaşayan Atatürk’ün sağlığı gün geçtikçe bozulmaya başladı. Hasta olduğu günlerde bile hiç dinlenmeden devlet ve yurt işlerinde çalışması onu büsbütün yıprattı. Hastalığı artınca İstanbul’a gitti. Orada Savarona yatında kaldı. Devlet işlerini buradan yürütüyordu. Zaman zaman da gemi ile geziler yapıyordu. Ancak hastalığı günden güne artıyordu. Çok istediği halde Cumhuriyet’in 15. Yıldönümü törenlerinde hazır bulunmak için Ankara’ya gidemedi.

    8 Kasım gecesi komaya girdi. 9 Kasımda da aynı durum sürdü. Yabancı ülkelerden gelen doktorlar da Türk meslektaşları gibi O’ndan ümitlerini kestiler. 10 Kasım sabahı “Saat Kaç ?” diye sordu. Bu Atatürk’ün son sözleri oldu. Saat dokuzu beş geçiyordu. Atatürk ölmüş, onunla birlikte tarihin en büyük askeri, devlet adamı, devrimcisi göçüp gitmişti. Atatürk’ün ölüm haberi tüm yurtta ve dünyada büyük bir acı yarattı. Bayraklar yarıya indi. Yurtta yas ilan edildi.

    İstanbul halkı Dolmabahçe Sarayı’ndaki tabutu önünden günlerce hıçkıra hıçkıra geçti. 19 Kasım günü Saray’dan alınan tabut törenle Yavuz zırhlısına getirildi. 20 Kasım günü Ankara’ya getirilen cenaze Büyük Millet Meclisi önünde hazırlanan katafalka kondu. Ankaralılar sevgili Ata’nın önünden gözyaşı dökerek geçtiler. 21 Kasım günü Atatürk’ün cenazesi geçici olarak kalacağı Etnoğrafya Müzesi’ne kondu.

    10 Kasım 1953 günü Atatürk ‘ün naaşı, yapımı biten Anıtkabir’e uğruna yaşamını adadığı sevgili yurt topraklarına verildi.

    Yurdumuzun kurtarıcısı, devletimizin kurucusu Atatürk eserleri, kişiliği ve ilkeleri ile gönüllerimizde yaşıyor.

     

    ATATÜRK’ÜN İNKILAP VE İLKELERİ

     

                    Atatürk döneminde gerçekleştirilen köklü değişikliklere Atatürk İnkılapları (Devrimi) denir. Atatürk devrimleri ileriye, güzele, iyiye doğru yapılan köklü değişikliklerdir. Atatürk’ün dünya görüşünü oluşturan temel inançlar da Atatürk ilkeleridir. Atatürk devrim ve ilkeleri bir bütündür. Bu bütün, çağdaş uygarlığa ulaşmayı amaçlar.

     

    ATATÜRK İNKILAPLARI

     

    Atatürk  inkılapları ile çağdaş bir devlet niteliğine kavuştuk. Dünyada saygınlığımız arttı. Yabancı uyruklulara tanınan kapitülasyon ayrıcalıkları kaldırıldı. Tarımın modernleşmesinde devlet öncü oldu. Bankalar, fabrikalar kuruldu. Sonunda ülkemiz bayındır oldu. Ulusumuz zenginleşti.

    Siyasal Alanda Yapılan Değişiklikler :

    Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde 1919 yılında başlayan Ulusal Kurtuluş Savaşımız 1922′de tamamlandı. Osmanlı Devleti yöneticileri bu savaşın önderleri hakkında ölüm fermanları imzalamaktan çekinmediler. Kurtuluş Savaşı bittiği zaman bir yanda Büyük Millet Meclisi Hükümeti, öte yanda Osmanlı Saltanatı vardı. Büyük Millet Meclisi’nin 1 Kasım 1922 günü kabul ettiği bir yasa ile tarihimizde saltanat dönemi kapandı. Yeni bir dönem başladı. Osmanlı Saltanatının kaldırılmasından sonra 1921 Anayasası’nda değişiklikler yapıldı. 29 Ekim 1923 günü Türkiye Devleti’nin hükümet şeklinin Cumhuriyet olduğu kabul edildi.

    Cumhuriyetin ilanı ile tarihimizde Cumhuriyet Dönemi başladı.

    Hukuk Alanında Yapılan Değişiklikler :

    Cumhuriyet öncesinde yargı işleri din adamları tarafından görülürdü. Kadı adı verilen yargıçlar din kurallarına göre karar verirdi. Hukuk alanında yapılan değişiklikle eski mahkemeler kapatıldı. Eski yasalar yürürlükten kaldırıldı. Uygar ulusların yasaları örnek alınarak boşanma, miras, ceza hukuku yeniden düzenlendi. Hukuk devrimi ile kadın - erkek arasında eşitlik sağlandı. Miras konusunda kadın ve erkek eşit pay almaya başladı. Kadınlar da erkekler gibi seçme ve seçilme hakkına kavuştu.

    Eğitim Alanında Yapılan Değişiklik :

    Osmanlı Devletinde eğitim sistemi dinseldi. Mahalle okulunu bitirenler isterlerse öğrenimlerini Medreselerde sürdürürlerdi. Medreselerde genel olarak dini bilgiler öğretilirdi. Bu öğrenim kurumlarında tekniğe, bilime önem verilmezdi. Medreselerin yanı sıra İmparatorluğun devlet işleri için kurulmuş Enderun adlı Saray Okulu vardı. Çok sonraları Tanzimat Döneminde Ortaokul dengi Rüştiye, Lise dengi İdadi ve Sultani okulları açıldı. Daha sonra Tıp, Harp Okulu, Mülkiye Okulları kuruldu.

    Cumhuriyet döneminde dine bağlı eğitim sistemine son verildi. Eğitim kurumlarında bilimsel yöntem ve ilkelere dayalı eğitim çalışmaları başladı. Tüm okullar bu ilkelere göre yeniden örgütlendi.

    Atatürk eğitime, öğretime çok önem verdi. Bilgisizliği kısa yoldan çözmek, okuma yazmayı kolaylaştırmak amacı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi 1 Kasım 1928 tarihinde Türk Alfabe Yasası’nı kabul etti. Bu alfabe ile okuma yazma öğrenilmesi için Ulus Okulları açıldı. Bütün yurtta okuma yazma öğrenme çalışmaları başladı. Atatürk, Ulus Okullarında Başöğretmen olarak dersler verdi.

    Harf değişikliğini, dilde özleşme izledi. Arapça ve Farsça sözcüklerden oluşan Osmanlıca yerine Türkçe konuşulup yazılmaya başlandı. Atatürk Türk Dili’nin benliğine kavuşma çalışmalarını yürütmek amacı ile 12 Temmuz 1932 tarihinde Türk Dili Tetkik Cemiyeti’ni kurdu. Dilimiz yabancı sözcüklerden arındı.

    Ekonomik Alanda Yapılan Değişiklikler :

    Lozan Barış Antlaşması ile yabancı uyruklulara tanınan kapitülasyon ayrıcalıkları kaldırıldı. Ülkemiz kendi zenginlik kaynaklarına sahip çıktı. Her alanda devlet öncülük etmeye başladı. Bankalar, fabrikalar kuruldu. Modern tarım çalışmalarına başlandı. Yollar, özellikle demiryolları yapımında büyük çaba gösterildi. Böylece yurdun en uzak yerlerine ulaşma olanağı hazırlandı. Ekonomik bağımsızlığımız kazanıldı. Ekonomik alanda sağlanan bu başarılar sonucu yurdumuz bayındırlaştı. Ulusumuz zenginleşti. Halk için ağır bir yük olan aşar vergisi kaldırıldı. Çağdaş vergilendirme yöntemleri uygulanmaya başlandı.

    Sosyal Alanda Yapılan Değişiklikler :

    Atatürk, ulusumuzun uygar uluslar düzeyine ulaşması için, sosyal alanda da köklü değişiklikler yaptı. Yeni okullar açtı. Hastaneler, dispanserler kurulmasını sağladı. Güzel sanatların gelişmesi için gerekli girişimlerde bulundu. Konservatuar kuruldu. Stadyumlar, spor alanları, kapalı spor salonları yapıldı. Uygar bir toplum için gerek duyulan tüm sosyal kurumlar Atatürk döneminde açıldı.

    Ölçü Birimlerinde Yapılan Değişiklikler :

    Atatürk dünya ile ilişkilerimizi düzenli yürütmek için ölçü birimlerinde değişiklikler yaptı.

    Uzunluk ölçüsü birimi olarak arşın, endaze; ağırlık ölçüsü birimi olarak okka, dirhem gibi ölçüleri kaldırarak bugün kullanmakta olduğumuz ölçü birimlerini kabul etti.

    Yurdumuzda daha önce takvim Hicri takvime göre düzenlenmişti. Buna göre dünyanın kullandığı takvimle aramızda 580 yıl kadar bir farklılık vardı. 1 Ocak 1926 tarihinden sonra bizde de Miladi takvim kullanılmaya başlandı. Eskiden ülkemizde ezani saat kullanılıyordu. Bu saat uygar ülkelerin kullandığı saate uymuyordu. Takvimde olduğu gibi saatler arasındaki bu uymazlık büyük karışıklıklara neden oluyordu. Bunları ünlemek için takvimle birlikte bugünkü kullandığımız saat kabul edildi.


    Not:Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk'ü bugün heryerde anıyoruz=(Allahtan rahmet ve herşey için şükran borçluyuz...

    Bu yazı http://www.okuldersleri.com/ataturk_haftasi.htm 'dan alıntıdır...

    SON SÖZ:=(

    5/11/2009 · Kategori: Guncel

    Bir güvercin, devamlı yuva değiştiriyormuş. Yuvada zamanla oluşan koku, ona dayanılmaz geliyormuş. Akıllı, yaşlı ve deneyimli bir güvercinle konuşurken üzgün bir şekilde bu durumdan şikayet etmiş. Şikayeti dinleyen güvercin başını birkaç defa sallamış ve şöyle demiş: “Her yuva değiştirdiğinde aslında hiçbir şey değiştirmiş olmuyorsun. Seni rahatsız eden koku, yuvadan değil, senden geliyor. Kendini değiştirmelisin.”

         İSTERSENİZ DEĞİŞEBİLİRSİNİZ! BAŞARACAĞINIZ KONUSUNDA KENDİNİZE GÜVENİN. 

    Beni ararsan:=(

    5/11/2009 · Kategori: Guncel

    Sahte sevgileri tanimaz kalbim
    beni seven gonullerin ocaginda ara
    menfaatla bakmasini bilmez gozlerim
    beni gercek dostluklarin kucaginda ara

    aklina duserim hani olurda
    beni sigmadigin duygularin icinde ara
    o kadarda kolay bulurum sanma
    beni benim gorebilecegim bir sekilde ara

    Hayattan alınan ders:=(

    5/11/2009 · Kategori: Guncel

    En sonunda öğrendim galiba.. ya da kafama vura vura zorla öğrettiler...Neyi mi ?

    Aklımı kullanmayı...İyice tanımadan hiç bir insana bağlanmamayı...

    Beni takmayanı takmamayı... Verdiğim değeri haketmeyen insanları silmeyi...Arkama dönüp bakmamayı...

    İnsanları değiştiremeyeceğimi (özellikle yalancıları )İnsanların dolduruşuna gelmemeyi...

    Çamura taş atmamayı (mutlaka üstünüze sıçrar) Hiç kimse için kendime saygımı yitirecek bir şey yapmamayı...

    Göz yaşlarımın değerini bilmeyi ve onları değmeyecek şeyler için harcamamayı... Bir çift tatlı söze kanmamayı...

    Ben izin vermeden kimsenin beni üzemeyeceğini... Kendimin her şeyden önemli olduğunu ÖĞRENDİM!

    Seni kaybettim ama en önemlisi, kendimi yeniden kazandım..........

    Hayatın en hüzünlü anı, deli gibi sevdiğin insanın buna hiç değmediğini gördüğün andır.
    Ve en büyük kaybın onun için harcadığın zamandır.


    Senin sevgini şu gün hak etmeyen, Bil ki 10 sene sonra yine hak etmeyecektir

    İşte budur hayat!!

    20/10/2009 · Kategori: Guncel

    ne kadar yaşarsan yaşa
    sewdiğin kadar ömrün..
    gülebildiğin mutlusun.
    üzülme bilki;
    ağladığın kadar güleceksin.
    sakın bitti sanma herşeyi..
    sevdiğin kadar sevileceksin
    güneşin doğuşundadır
    doğanın sana verdiği değer
    ve karşındakine
    değer verdiğin kadar insansın
    bugün yalan söyliyeceksen eğer;
    bırak!
    karşındaki sana güvendiği kadar insansın.
    unutma!
    yağmurun ıslattığı kadar ıslak..
    güneşin ısıttığı kadar sıcaksın.
    kendini yalnız hissettiğin kadar yalnız..
    güçlü hissettiğin kadar güçlü...
    işte budur hayat..

    Okuyun ve Şükredin.....:=(

    20/10/2009 · Kategori: Guncel

    *Eğer bu sabah sağlıklı uyandıysanız, bu hafta hastalıktan ölecek 1 milyon kişiden daha şanslısınız...

    * Eğer hiç savaşa girmemiş, işkence görmemiş, açlık çekmemişseniz dünyadaki tam 500 milyon kişiden daha şanslısınız...

    * Eğer evden çıkınca bir kazaya, tutuklanmaya, işkenceye uğrama ihtimaliniz yoksa 3 milyar kişiden daha iyi durumdasınız...


    * Eğer buzdolabında yiyeceğiniz, sırtınızda giysiniz, üstünüzde çatınız ve uyuyacak yeriniz varsa dünyanın % 75'inden daha zenginsiniz...

    * Eğer bankada ve cüzdanınızda sizi rahat geçindirecek paranız varsa, birilerine yardım edebiliyorsanız dünyanın ilk % 8 zenginlerindensizinz...

    * Eğer anna-babanız sağsa ve evliyse, bütün sevdikleriniz yanınızdaysa dünyada ender bulunan kişilerdensiniz...

    * Eğer bu yazıyı okuyabiliyorsanız yeryüzündeki 2 milyar okuma-yazma bilmeyen kişiden daha şanslısınız...

    « Önceki ::

    Aşağıdaki Ziyaretçi Haritası 09:52 Zaman Dilimi 31.03.09 Tarihi İtibariyle Geçerlidir.
    Locations of visitors to this page