11/5/2009 · Kategori: Biyografi
Finlandiya’daki Sibelius Akademisi’nin çello bölümü öğrencileri olan Eicca Toppinen, Max Lilja, Paavo Lotjonen ve Antero Mannien’den oluşan ve müziğiyle, klasik müzik ve heavy metal arasındaki sınırın sanılanın aksine çok ince olduğunu düşündüren Apocalyptica grubu, dört gencin, yakın çevrelerine çaldıkları Metallica yorumlarıyla müzik çalışmalarına başladı. Esin kaynaklarının ünlü Rus klasik müzik bestecisi Dmitri Shostakovich olduğunu her fırsatta dile getiren grup elemanları, bu çalışmalarını mezuniyet törenlerinde sergilediklerinde ise tam anlamıyla kıyamet kopmuştu. Grup, Metallica parçalarını ezbere bilen seyircilerin de eşliğiyle öyle başarılı bir performans sergiledi ki, büyük plak şirketlerinden biriyle anlaşma başarısını gösterdiklerinde bu olayın üzerinden henüz bir hafta bile geçmemişti.
Metallica’nın "Enter Sandman", "The Unforgiven", "Wherever I May Roam", "Master of Puppets", "Harvester of Sorrow" gibi parçalarını dört çelloyla yorumladıkları ilk albümleri "Plays Metallica By Four Cellos", 1996 yılında piyasaya çıkarak tüm dünyada 250.000 adetlik satışla metal müzik dinleyicilerinin yanı sıra klasik müzik severlerin de arşivlerinde yer almayı başardı. Çellolarını amfiye bağlayarak oldukça ilginç ve bir o kadar da üstün işler yaratan grup üyeleri, bu albümle Metallica’dan da övgü almayı başardılar.
Mtv Avrupa ve Amerika haber bültenlerinde yer almaya başlayan Apocalyptica, Sex Pistols, Sepultura ve Bad Religion gibi gruplarla aynı sahneyi paylaştı. Daha sonra Metallica’nın alt grubu olarak sahne alan topluluk geniş kitlelerin beğenisini kazandı. İlgi öylesine büyüktü ki, diğer birçok Metallica konseri öncesinde Apocalyptica eserleri, dinleyenlere banttan sunulmaya başlandı.
Grup 1997 yılında, ülkemizdeki dinleyenleriyle buluşmak üzere Cemal Reşit Rey 2. Uluslararası Gençlik Festivali kapsamında sahneye çıkmış ve inanılmaz bir ilgiyle karşılaşmıştı.
Topluluğun; Sepultura, Pantera, Metallica, Faith No More yorumlarının yanısıra, içerisinde grup üyelerinden Eicca Toppinen’in bestelerinin de bulunduğu bir albümle hayranlarının karşısına çıktılar. Bu çalışma, Apocalyptica’nın sadece diğer grupların eserlerini yorumlarken değil, özgün çalışmalarıyla da ne kadar başarılı olabileceklerinin bir kanıtı niteliğindeydi. 1998 yılında piyasaya çıkan "Inquisition Symphony" adlı bu albüm, öncekinden sert bir tarza sahipti. Grup, bu çalışmayı sunduğu turne kapsamında İstanbul ve Ankara’da da konserler verdi.
Avrupa’da gösterime giren ve başrollerini Jason Patric, Ben Stiller ve Nastassja Kinski’nin paylaştığı "Your Friends and Neighbours" filminde, ilk albümden üç parçaları kullanılan grup, böylece ilk ’gümüş ekran’ denemelerini de yapmış oldu. 2000 yılı çıkışlı "Cult" albümü ise Eicca Toppinen’in besteci yönünün gitgide geliştiğinin göstergesiydi.
Sonrasında grubu, Şebnem Ferah’ın "Perdeler" şarkısına eşlik ederken dinledik. Ferah’ın albümünde biri orijinal, diğeri Apocalyptica düzenlemesi olan iki sürüm yer aldı. Bu arada grupta eleman değişiklikleri de oldu. Antero Manninen’in yerini Helsinki Flarmoni Orkestrası’nın metalci çello sanatçısı Perttu Kivilaakso alırken Max Lilja gruptan ayrıldı.
Kayıt firması Universal bu dönemde boş durmayarak son albümleri olan "Cult"ın çift cdlik özel baskısını piyasaya sürdü. Sunulan özel çalışmada, "Cult" albümündeki çalışmaların yanısıra; Guano Apes solisti Sandra Nasic’in vokal yaptığı "Path Vol.2" ve Farmer Boys’dan Matthias Sayer’in sesiyle eşlik ettiği "Hope Vol.2" ile "Harmageddon", "Nothing Else Matters" ve "Inquisition Symphony"nin canlı kayıtları da yer aldı.
"Vidocq" adlı filmde müzikleriyle yer almaları, durgun oldukları bu arada dikkat çeken çalışmalarından biriydi. Antero Mannien’in de ayrılması ldağılma korkusu yaratsa da grup sessiz sedasız çalışmalarına devam etti. Beklenen "Reflections" albümünde, usta davulcu Dave Lombardo’nun da konuk olarak yer alması herkes için tam bir sürpriz oldu. Tamamı kendi bestelerinden oluşan 10 Şubat 2003 çıkışlı bu albümleriyle yeni bir tarzı, çello-rockı yarattıklarını belirten grup üyeleri, sürekli gelişerek yollarına devam ediyorlar. Eğitimli oluşlarının yarattığı farkı koruyan, çalışkan ve özgün çizgileriyle bu işin üstesinden geliyorlar. 2005 te çıkardıkları Apocalyptica albümleri ile yine kendilerinden oldukça söz ettirdiler.2007 yazında çıkardıkları yeni albümleri ile ilk çıkardıkları video klip apocalyptica ft. corey taylor: i'm not jesus büyük beğeni topladı. Özellikle bu klipe corey taylor'ın o üstün vokalinin birleşimi şarkıya ayrı bir hava katmış. Grup şu an yeni albüm konserlerine yeni başlamıştır. Son olarak Nisan ayında; plak şirketi olan Sony BMG ve Poem Organizasyon iş birliği ile Apocalyptica Türkiye Turnesi 2008 kapsamında Ankara, İzmir ve İstanbul konser vermişlerdir.
Albümleri
Cover'ladıkları Gruplar
6/5/2009 · Kategori: Biyografi
"Demir kullanılmamaktan paslanır; durgun su saflığını yitirir ve soğuk havada donar; işte eylemsizlik de zihin gücünü böyle çökertir." Büyük deha, yersizyurdsuz Leonardo ustanın hayatı, zihin gücünün nasıl ayakta tutulacağına dair eskimez örneklerle dolu...
İtalyan ressam, heykeltraş, mimar, müzisyen, mühendis ve bilim adamı Leonardo da Vinci, 1452'de Toscana tepeliklerinde, adını taşıdığı Vinci köyünde doğdu. Çalışmalarının çok yönlülüğü ve yaratıcı güçleri, onun Rönesans dehalarının en ince örneklerinden biri olarak tanınmasını sağladı. Çizimlerinde bilimsel bir kesinlik ve mükemmel bir sanatsallıkla işlenmiş uçan makinelerden karikatürlere dek uzanan bir çeşitlilik göze çarpar. İnsan, hayvan ve bitkilerin o güne kadar pek denenmemiş karmaşıklıkta anatomik betimlemelerini yaptığı çalışmaları hayranlık uyandırıcıdır. Defterlerinin sayfaları tüm zamanların en büyük zekalarından biri olduğunu gösteren zenginlikler ve özgünlüklerle doludur.
Leonardo Floransalı noter Piero da Vinci ile köylü bir kadının gayrımeşru oğlu olarak dünyaya geldi. Muhtemelen çocukluğunu babasının ailesiyle birlikte doğayla olağandışı ve kalıcı bir ilişki kurduğu Vinci'de geçirdi. Bu dönemle ilgili kaynaklar ilginç bir biçimde sanata gösterdiği eğilimlerle birlikte genç Vinci'in kendi güzelliğinden ve çekiciliğinden de söz ederler.
1466'da Leonardo Floransa'ya taşındı ve Boticelli, Ghirlandaio ve Lorenzo di Credi ile tanışacağı Verrocchio'nun atölyesine kabul edilid. Çıraklık döneminde Verrochio'nun Uffizi'de bulunan "İsa'nın Vaftizi" adlı tablosunda bir melek figürünü ve büyük ihtimalle fonda yer alan manzaranın bazı bölümlerini boyadı. 1472'de ressamlar loncasına girdi. Leonardo'nun Floransa'daki ilk döneminin doruğu, San Donato a Scopeto papazlarının siparişiyle yaptığı "Müneccimlerin Tapınışı" adlı tablodur. Bu tablo dramatik hareketle chiaroscuro olarak adlandırılan, ustasının olgunlaştırdığı ışıklandırma/gölgelendirme tekniğinin bir sentezini ortaya koyar.
Leonardo 1482'de Milan'a gitti ve on altı yıl boyunca dük Ludovico Sforza'nın himayesinde kaldı. Bu sırada Trattato della pittura adıyla bilinen notlarının büyük bir bölümünü tuttu ve giderek genişleyen defterlerinde dehasının olağanüstü çeşitliliğini ve etkililiğini gösterdi. Saray sanatçısı olarak özenle hazırlanmış festivaller düzenledi. Çeşitli musibetler Fransa'da geçireceği son yıllarında olacağı gibi,1484 ve 1485 yıllarında dikkatini şehir planlamaya vermesine neden oldu. Bu yıllarda Bramante ile ilişkiye geçmesinin bir sonucu olduğu düşünülen, kilise cepheleri ve kubbeleriyle ilgili çizimlerle de uğraştı. 1488'de Miln Katedrali'nin kasnağının ve kubbesinin modeli üzerinde çalıştı. 1490'da Francesco di Georgio'yala birlikte danışman mühendis olarak Pavia Katedrali'nin, ardından Piacenza Katedrali'nin restorasyonlarında bulundu.
1483'te öğrencisi Ambrogio de Predis ile birlikte kendisine ısmarlanan ünlü tablosu "Kayalıklar Meryemi" üzerinde çalıştı. Tablonun bir örneği bugün Louvre'da, bir diğeri Londra Ulusal Galeri'de bulunmaktadır. 1495'te başlayıp 1498'de bitirdiği başyapıtlarından "Son Yemek" adlı fresk bugün çok yıpranmış halde Milan Santa Maria della Grazie Manastırı'nda bulunmaktadır. Ustanın bu fresk denemelerinde, ne yazık ki, kısmen oynamalar ve sık sık yinelenmiş restorasyonlar nedeniyle ayrıntılar ve bireysel öğeler silinmeye yüz tutmuştur. Yine de kompozisyon ve eserdeki figürlerin genel konumlanışları, büyük bir yaratıcılık gücü ve ruhsal içeriğinin yüceliğiyle dünya sanat tarihinde "Son Yemek"in bir başyapıt olarak etkisini sürdürmeye yetmektedir. 1978'de fresk üzerinde çok ayrıntılı ve ince bir biçimde yürütülen bir restorayon başlatılmış; 1994-1995'te koruyucu bir hava filtreleme ve ısı dengeleme donanımı devreye sokulmuştur. Buna rağmen 1999'da restorasyon tamamlandığında ortaya çıkan parlak ve ayrıntıların daha belirgin durduğu görüntü, özgün eserden kalan boşluğu daha da açığa çıkarmıştır.
Ludovico Sarayı'ndayken, Leonardo, dükün babası Francesco Sforza'yı konu alan bir süvari heykeli üzerinde de çalışmıştır. Çalışma döküm aşamasına getirilemedi ve çağdaşlarının hayran olduğu model 1499'daki Fransız işgali sırasında yok edildi. Usta, benzer bir çalışmayı 1511'de Gian Gicomo Trivulzio'nun isteği üzerine ele aldı; ancak bu çalışma da yarım kaldı. Bununla birlikte çalışma için yaptığı çizimler bugüne dek korunabilmiştir. Ludovico Sforza'nın 1499'daki düşüşünden sonra, Leonardo Milan'dan ayrıldı ve Mantua ve Venedik'te geçirdiği kısa bir dönemden sonra Floransa'ya döndü.
Dönüşünden sonra Leonardo kendini daha çok teorik nitelikli çalışmalara verdi ve matematikle ilgilendi; Santa Maria Nuova Hastanesi'nde anatomi çalışmaları yürüttü. 1502'de askeri mühendis olarak Cesare Borgia'nın hizmetine girdi. Bu iş onu Orta İtalya'ya götürdü ve Piombino'da bataklık arazilerin ıslahıyla uğraşmasını gerektirdi. Romagna şehirlerinde de benzer sorunları ele aldı. Urbino da daha sonradan dost olacağı Niccolo Machiavelli ile tanıştı.
1503'te Anghiari Savaşı'nın freskini yapacağı Floransa'ya geri döndü. Bu çalışma da Michelangelo'ya ısmarlanan bir diğer parçası gibi tamamlanamadı ve çizimleri ortadan kayboldu. Yine de bu eserin taslakları, Uffizi ve Casa Horne'de bulunan taklitleri üzerinden sonraki dönemlerin sanatçıları üzerinde büyük bir etki bıraktı. En tanınan tablosu olan, Floransalı bir tüccarın eşini resmettiği Mona Lisa da hemen hemen aynı tarihlerde yapılmıştır.
1506'da Leonardo Milan'a döndü ve Fransız Kralı XII. Louis adına bölgeye hükmeden Charles d'Amboise'ın hizmetinde yine mimar ve mühendis olarak çalıştı. Fiziksel dünyaya yönelen tanrı vergisi merakıyla jeolojiyi, botaniği, hidroliği ve mekaniği kapsayan birçok bilimsel araştırmaya girişti. 1510 ve 1511'de anatomi merakı farkedilir ölçüde depreşti. Aynı yıllarda resim ve heykel alanlarında da çalışıyordu. Birçok öğrencisi vardı ve sonraki kuşakların Milanlı sanatçıları üzerinde derin bir iz bıraktı. Bu döneme atfedilen en önemli eseri Leonardo'nun ince ton geçişleriyle niteliklenen dumansı üslubunun en öne çıkan örneği olan "St. Anne, Meryem ve Çocuk"tur.
1513'te Medici sülalesinden gelen Papa X:Leo ve kardeşi Giuliano tarfından Roma'ya çağırıldı. Burada Michelangelo ve Raphael'in yoğun bir biçimde etkili olduklarını gördü. Yaşlanan usta Vatikan'da bir dizi mimari ve mühendislik projesinin başına atandı ve kendisine birkaç resim için sipariş verildi. Sanat tarihçileri için bir muamma olan tablosu "Vaftizci Yahya" büyük bir ihtimalle bu döneme aittir. Giuliano Medici 1515'te Roma'dan ayrıldı ve bir yıl sonra Fiesole'de öldü. Leonardo'nun da onunla birlikte şehirden ayrıldığı ve maiyetiyle birlikte aynı şehre gittiği varsayılmaktadır. Daha sonra Fransız Kralı I. Francis'den aldığı davetle Amboise yakınlarındaki Cloux Şatosu'na yerleşti. Yaşlı usta burada hayatının sonuna kadar özgür bir biçimde bilimsel çalışmalarıyla ilgilenebilmiştir. Bu yıllara ait belirgin kayıtlar bulunmamasına rağmen festival dekorasyonları ve bir kanal yapımıyla meşgul olduğu sanılmaktadır. Bu döneme ait notlar ve çizimler, ustanın 1519'daki ölümünden önceki son günlerinde bile doğa felsefesi ve deneysel bilimle uğraşmayı sürdürdüğünü kanıtlamaktadır.
Esrarengiz bisikleti......
Leonardo’nun esrarengiz bisikleti
Bisiklet benzeri bu alet çizilirken iki ayrı renkte kalem kullanılmış. Gidon, transmisyon düzeneği ve jant telleri -metal aksamı belirtmek için- koyu kahve renkli kalemle, kadro ve tekerlekler -ağaçtan imal edildiğini göstermek için- açık kahve renkli kalemle resmedilmiş; tekerlekler de belli ki pergelle çizilmiş. Tekerleklerin her birinde sekiz simetrik jant teli bulunuyor. Bisikletin kadrosu ve gidonu tamamlanmamış veya silinmiş gözüküyor. Pedalların, zincir mekanizmasının ve sele desteklerinin çizimi baştan savma yapılmış.
Buraya kadar her şey normal gözüküyor değil mi? Şimdi sıkı durun. Leonardo'yu araştıran çoğu tarihçi, sanatçının kendine has rakamlar ve işaretler sistemine uymadığı için bu çizimi başkasının yaptığını düşünüyorlar. Örneğin, Alman bisiklet kuramcısı Hans-Erhard Lessing, bisikletin, hemşehrisi Baron Drais von Sonnerbronn tarafından icat edildiğini iddia ederek, Leonardo'nun "Rönesans Bisikleti" hakkında şu şok açıklamalarda bulunmuş: “Bisiklet taslağının çiziminde kalem kullanılmış. Kalem ucu, grafitten imal edilir. Grafit, 1564 yılında, yani Leonardo'nun ölümünden yıllar sonra, İngiltere'de keşfedildi. 1960'larda, "Codex Atlanticus" albümünün restorasyonunda çalışan rahipler bu sahtekarlığı yapmıştır. İtalyanlar bisiklet buluşunun kendilerine ait olması gerektiği konusunda fazla tutkulular ve kendilerinden geçmişler."
Kaliforniya Üniversitesi’nden sanat tarihçisi Carlo Pedretti, 1961 yılında söz konusu çizimin bulunduğu sayfayı, henüz tutkalları sökülmemişken, güçlü bir ışık tutarak incelediğini ve bisiklete benzer bir şey görmediğini söylüyor. Gözüne ilişen iki daire ve onları birleştiren eğimli çizgiyi not defterine kaydeden Pedretti, "Gördüğüm şekil bisiklet değildi," diyor.
Bir diğer iddia da, bisiklet çiziminin, orijinal resim kaybolduğu için Leonardo'nun öğrencileri tarafından yapılmış kaba bir röprodüksiyon olduğu. Resmi kopya ettiği sanılan kişiler arasındaki en güçlü aday ise üstadın en favori öğrencisi Salai. İşte “Rönesans Bisikleti”ne ait gizemli hikayenin özeti böyle.
Leonardo’nun esrarengiz bisikleti
Tüm bu iddialara rağmen, ünlü mucidin memleketi Floransa'nın yakınındaki Leonardo da Vinci Müzesi’nde görev yapan modelleme uzmanları, bisikletin tahtadan birebir kopyasını yapmışlar. Yolunuz düşerse bir göz atın
Hadiseye Leonardo da Vinci odaklı yaklaştığımızda, biz, kendi çizimi olmasa bile, taslakta gördüğümüz bisiklet fikrinin ondan çıktığına inanıyoruz. Neden mi? Şöyle ki; çizimi gün ışığına çıkaran Profesor Marinoni, eskizin 1493 yılına ait olduğunu söylüyor. 1967 senesinde Amerikalı akademisyen Jules Piscus'un, Madrid Ulusal Müzesi’nde ortaya çıkardığı, "Codex Madrid" adını taşıyan iki albüm aynı dönemde yazılmış. Hatta bu albümlerin birincisi olan "Codex Madrid I" adlı eserin kapağına Leonardo da Vinci kendi el yazısı ile tarih atmış. "Codex Madrid I"in içindeki 10r numaralı tabakada, bisiklet eskizindeki zincir-dişli mekanizmayla tamamen uyuşan, Leonardo tarafından çizilmiş resimler var. Bu zincir ve dişli resimleri başta cisimleri kaldırma amacıyla tasarlanmış gibi varsayılmışsa da, bisiklet eskizinin ortaya çıkmasının ardından, söz konusu parçaların güç iletme gayesiyle de dizayn edilmiş olabileceği fikri yaygınlaşmış.
Bisiklet taslağı meselesinde, Leonardo da Vinci'nin sorgulanmasından öte, bu mucizevi aracın keşfini millet olarak sahiplenme mücadelesi var. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, İtalyanlar, buluşun kendilerine ait olması gerektiğine inanıyorlar ve Almanlar’ın elinden bu gururu kapabilmek için büyük bir gayret içerisindeler.
Aynı şeyi zamanında İngilizler denemişti. İddia edildiğine göre bisikletin temelini oluşturan ilk figür, Buckinghamshire Stoke Poges'daki Saint Giles Kilisesi’nin pencere camında, bacaklarını iki yana açarak bisiklete benzeyen aracın üzerine oturmuş bir meleğin betimlendiği vitrayda bulunmaktaydı. Pencerenin 16’ncı yüzyılın sonlarından kalma olduğu söyleniyordu. Bir okurumuz ile bu konuyu paylaştığımızda, vitraydaki meleğin, kilise çıkıntısına oturmuş olduğu ve tekerlek benzeri nesnenin de "wheel of fortune", yani “çarkıfelek”i sembolize ettiği yorumunda bulunmuştu. Çarkıfelek figürünün şöhreti Tarot kartlarından kaynaklanıyor. Kart üzerinde yer alan çark, akıcı evrenin ebedi devinimini ve insan yaşamının sürekli değişkenliğini sembolize ediyormuş. Tarot kartının orta yerinde resmedilen çarkıfeleğin yanı sıra, dört köşede dört ayrı yaratık görüyoruz. Bunlar melek, boğa, inek ve kartal. Bu figürlerin İncil’den alındığı ve kutsal kitapta bahsedilen "Tanrı’nın tahtını taşıyan yaratıklar" ile kart üzerinde görülen yaratıkların aynı olduğu söyleniyor. Aralarındaki "erkek melek" ise, havanın simgesiymiş. Herhalde İngiltere’deki kilisenin camında tasvir edilen bisikletin patlayan lastiğine, ağzındaki ilkel pompayla hava basıyordu. Belki buradan ilk pompayı İngilizler’in keşfettiği sonucuna da varabiliriz
Fransızlar ise, ünlü mucit Compte de Sivrac'in "Hobbyhorse" olarak adlandırılan, iki tekerlekli, pedalları bulunmayan ve bacak gücüyle devinim kazanan aygıtını, ilk bisiklet olarak kabul ediyorlar.
Yani özetle; "İlk bisikleti kim icat etti?" sorusuna, Almanya, Fransa, İtalya ve İngiltere’den ayrı ayrı cevaplar alıyoruz.
Modern çağı hızla yaşadığımız bu dönemde asıl sorgulanması gerekenin, bisiklet adı verilen bu olağanüstü aracı kimin icat ettiğinden çok, onu günlük hayatın ayrılmaz bir parçası haline nasıl getirebiliriz konusu olması gerektiğini düşünüyoruz.
8/4/2009 · Kategori: Biyografi
Lamb of God, 5 kişiden oluşan eski adıyla Burn The Priest olarak bilinen Amerikalı metalcore grubudur. Grup hızlı gitar riff' leri, tempolu davulları ve sert vokalleri ile tanınmaktadır.
Grup Hakkında
Grubun kökenleri 1990 yılına, Mark Morton, Chris Adler ve John Campbell'ın Virginia Commonwealth Üniversitesindeki ev arkadaşlıklarına kadar uzanmaktadır. Mezuniyetten sonra Morton Yüksek Lisans eğitimi için Chicago' ya gitmesine rağmen grup çalışmalarına devam etti. Morton yerine yeni gitarist Abe Spear gruba katıldı. Grup enstrümantal müziklerinin ötesine geçmeye karar verdiklerinde, Randy Blythe aralarına katıldı. Kariyerlerinin bu noktasında grup Burn the Priest olarak bilinmekteydi. Morton'un aralarına tekrar katılmasından kısa bir süre sonra Burn the Priest kendi adıyla ilk albümünü çıkarttı. Daha sonra Abe'nin gruptan ayrılmasıyla boşalan yere Chris Adler'in kardeşi Willie Adler geldi.
Grubun tarzı genel olarak death metal etkisinde thrash metal ya da post-thrash olarak kabul edilmesine rağmen, "gerçek metal" hayranları grubun tarzını metalcore olarak kabul ederler. Grubun çalış sitili standart olmayan müzik yapısıyla donatılmış çok teknik ve hızlı çalınan enstrümantal öğelere dayanır. Şarkı sözlerinin temaları temel olarak, politika, kapitalizm ("As the Palaces Burn","Vigil"), Amerikan tarihi ("In Defense of Our Good Name"), savaş ("Ashes of the Wake"), din ("Ruin"), madde bağımlılığı ("11th Hour", "Pariah") ve diğer çeşitli konuları içermektedir.
Campbell tarzlarını, "Yaptığımız müzik progressive ve geleneksel rock arasındaki çizgide dolaşıyor." şeklinde ifade ediyor. "Progressive rock' ı kendi öz temasını ucuzlatmadan daha dinlenebilir bir şekilde yaptığımızı düşünüyorum. Müziğimizin karmaşıklığı teknik çalınan müzikten hoşlanan dinleyicilere hitap etmekle birlikte aranjmanlarımız, ortalama bir dinleyiciye hitap etmekten daha ileride değil. Bu gerçekten iyi bir denge."
Prosthetic Records' dan çıkarılan iki iyi albüm ve bir DVD (Terror and Hubris)' den sonra, grup 2003 yılının sonunda Epic Records ile yeni bir kayıt anlaşması imzaladı. "Ashes Of The Wake" etiketiyle çıkan ilk albümleri A.B.D' de bugüne kadar 250,000 kopya sattı ve Billboard Top 200 listesinde 27. sıraya kadar yükseldi.
29 Ağustos 2005 tarhinide grup, Killadelphia isimli DVD' sini duyurdu. DVD grubun Ekim 2004' de Philadelphia' daki canlı performanslarıyla birlikte, 3 video klip ve grup ile ilgili pek çok görsel materyal içermekte. Ocak 2006 tarihinde Sacrament albümü yayınlandı.Son olarak ise Şubat 2009'da Wrath albümü piyasa çıktı.
2 Nisan 2009'da kendilerinin baş grup olduğu , As I Lay Dying ve Children of Bodom'un eşlik edeceği No Fear Energy turuna başladılar.
Albümler
Stüdyo Albümleri
Canlı Albümler
Killadelphia - (Live, 2005)
Diğer Sürümler
Split With ZED (Split 7", 1997,Burn the Priest adı altında çıktı.) Split With Agents Of Satan (Split 7", 1997,Burn the Priest adı altında çıktı.)
Grup Üyeleri
Eski Üyeler
Abe Spear - Gitar
Ölüm Duvarı
Ölüm Duvarı (Wall of Death) Lamb of God konserlerinde genellikle son şarkı olarak seslendirilen Black Label' da gerçekleştirilen çılgın bir olay. Kalabalık, şarkının baslamasıyla birlikte sahnenin dibine kadar yaklaşıp geniş bir çember oluşturuyor ve Randy' nin işaretiyle birlikte vahşi ve saldırgan bir biçimde ortaya doğru koşuyorlar (moshing).
Konserdeki izleyicilerin yaralanmasından dolayı Randy Blythe artık Black Label boyunca Ölüm Duvarını (The Wall Of Death) idare etmiyor.Resim:

Ölüm Duvarını gösteren Quicktime formatındaki videolar Lamb of God resmi sitesinde buradan izlenebilir
Kaynak:http://tr.wikipedia.org/wiki/Lamb_of_God
3/4/2009 · Kategori: Biyografi
Korn, 90’lı yılların başında Amerika’da kuruldu. Bu sert topluluk alabildiğine geniş turnelere
çıktı, 200’ü aşkın yerde gösteri yaptı. Daha sonra yapımcı Ross Robinson ile anlaştılar ve 1994’te
kendi isimlerini taşıyan albümleri çıktı.
Daha sonra seslendirmede Jonathan Davis, bas gitarda Reginald Arvizu, gitarda James Shaffer, yine
gitarda ve seslendirmede Brian Welch ve son olarak davulda David Silveria’dan oluşan beşli,
Kaliforniya’ya yerleştiler ve orada müzik yapmaya devam ettiler. Topluluğun temeli Lapo isimli bir
gruptu. Davis ise SexArt üyesiydi. İlk 45’likleri "Blind" MTV’nin gece seertleşen müzik yayını
tarzında büyük yer kazandı. Bu çalışma ile ticari açıdan bellerini doğrultan topluluk hem isimlerini
duyurular hem de son yıllarda gerçekleşmeyen bir işi başarmış oldular. Bu sert müzik pek çok
müzikseverin kulağına hoş geldi, listelerde umulmadık bir başarı yakaladılar.
İşittikleri övgü dolu sözlerin arkasında biraz da House Of Pain, Biohazard, 311, Sick Of It All,
Danzig, Marilyn Manson ve Megadeth ile çıktıkları turneler bulunuyordu. Bu ünlü toplulukların
konserlerine gidenlerde kendilerine neredeyse onlar kadar iyi müzik sunan bu genç topluluğa karşı
bir ilgi oluşuyordu. İkinci bir 45’lik "Shoots And Ladders" de ardından gelince yeni topluluk sağlam
adımlar atmaya başlamıştı. "Life Is Peachy" de başarı kazanan bir başka çalışma oldu. Küfür ve kötü
söz içermeseydi belki daha fazla kitleye ulaşacaktı.
1997’nin sonlarında Korn kendi plak şirketini kurdu: Elementree. Haberler sadece bunnla kalmıyordu.
Bir lisede Korn tişörtü giydiği için okuldan uzaklaştırma cezası alan öğrenci nedeniyle müdür
yardımcısıyla mahkemelik olan topluluk başka ilgi çekici olaylara da karışıyordu.
Guns N’Roses ile de çalışan Steve Thompson ile birlikte yapılan kayıtlar sonunda "Follow The Leader"
geldi. Ticari açıdan büyük başarı idi. Eleştiriler de olumluydu. Müzik tatmin edici olmasının
ötesinde kendine özgün bir şekilde hareketli ve güç doluydu. Biraz da tehlikeli... Öne çıkan
parçalar arasında "It’s On" ve ilk 45’lik (gerisi gelecekti) "Got The Life" sayılabilir. "Aile
Değerleri" gösterisi ise 90’lı yılların en başarılı canlı sunumları arasında sayılacak kadar iyiydi.
Limp Bizkit, Fear Factory ve Slipknot ile birlikte anılır olduklarında kitlelerce epey
benimsenmişlerdi ve yaptıkları, yapacakları merak konusuydu. Tam bu sıralarda gelen ve bir liste
çalışması olan "Issues" bu iyi konumun biraz daha geliştirilmesine katkı sağladı. Sakatlanan
Silveria’nın yerine Faith No More’dan Mike Bordin bagetleri eline aldı. 2000’in sonunda daha yeni ve
iyi işler için biraz güç toplayabilmek amacıyla dinlenmeye çekildilerse de Arzivu fırsattan istifade
ederek kendi albümünü çıkardı. Davis ise "Queen Of The Damned" filminin müzikleri için kolları
sıvadı. Yeniden kayıt stüdyosuna döndüklerinde ise hedef bir sonraki albümleri "Untouchables"
oldu...
Kornseverler konserlere sadece müzik dinlemek için değil, aynı zamanda topluluğun ne gibi
çılgınlıklar yapacağını merak ettiğinden de gidiyor. Kimin Korn’u sevebileceği ise net çizgilerle
belirlenmiş değil. Tanınmış müziklerden sıkılan biri kendini beklenmedik bir şekilde sert müzik
yapan Korn’u dinlerken bulabilir...
3/4/2009 · Kategori: Biyografi
1981 yılında Lars Ulrich (davul), Los Angeles`da yayınlanan Recycler adlı müzik dergisine ilan vererek birlikte müzik yapabileceği kişilerle görüşmek istediğini belirtir. İlk telefon, bir basımevinde çalışan 18 yaşlarında lise mezunu bir gençten, James Alan Hetfield’dan gelir ve 1 Mayıs 1981`de Lars ve James tanışır. Sert sesi, farklı armonisi ve yeniliğe açık gitar virtiözitesiyle James Hetfield (gitar, vokal) grubun vokal ve gitaristliğini üstlenir ve grubun temelleri atılır.
Los Angeles’da kurulan heavy metal grubu Metallica’nın ilk kadrosunda Ron McGovney (bas gitar) ve Lloyd Grant (gitar) bulunuyordu. İsmini ilk başta `Metal Mania’ olarak belirleyen grup, müzikal tarz olarak Black Sabbath, Diamond Head, Motörhead, Saxon, Thin Lizzy ve Judas Priest gibi dönemin metal gruplarından etkilenirken, aynı zamanda Misfits, The Ramones ve Discharge gibi punk gruplarını da kendisine örnek aldı.
İlk kayıt “Hit The Lights”ı 1982 senesinde Metal Blade Records’un yayınladığı derleme albüm “Metal Massacre”a eklemeyi başaran Metallica, aynı dönemde gitarist değişikliğine gitmek amacıyla yerel bir gazeteye ilan verdi. Bu ilana o zamanlar `Panic’ adlı grupta çalan Dave Mustaine cevap verdi ve denemelerin ardından Mustaine gruba katıldı. Aynı sene basçı McGovney’in garajında bir demo kaydeden grup, bu demoyu “Ron McGovney’s 82 Garage Demo” adı altında çevreye dağıttı. Bu demo içerisinde 7 tane yorum parçasına yer veren topluluk, iki bestesini de demoya ekledi. Bir diğer demo “Power Metal Demo”da aynı sene kaydedilirken, bir kaç ay sonra “No Life `Til Leather” adlı demo piyasaya sürüldü ve grubun ismi yavaş yavaş müzik çevresinde duyulmaya başlandı.
1982 senesinin sonuna doğru “Metal Up Your Ass” adlı konser demosunu yayınlayan Metallica, 1983 senesinde kadro değişikliğine gitti. Basçı Ron McGovney gruptan ayrılırken, `Trauma’ basçısı Cliff Burton kadroya eklendi. Burton’ın San Francisco’da olması sebebiyle buraya geçen grup, bu kadroyla aynı sene “Megaforce Demo” adlı demoyu hazırladı ve Metallica artık dönemin `Bay Area Thrash Metal’ grupları arasında sayılıyordu. New York’a geçen ve Megaforce Records ile anlaşma imzalayan topluluk, anlaşmadan kısa bir süre sonra yine kadro değişikliğine gitti. Alkol ve uyuşturucu problemleri yaşayan Mustaine, Ulrich ve Hetfield tarafından kadrodan çıkartılırken, `Exodus’ grubunun gitaristi Kirk Hammett grubun yeni gitaristi oldu.
1983 senesinde “Kill’Em All” adlı ilk albümünü piyasaya süren Metallica, bu albümle oldukça sert ve hızlı bir sounda bürünüyordu. Özellikle albümdeki “Seek & Destroy”, “Jump In The Fire” ve “The Four Horsemen” ile dikkat çeken grup, “Anesthesia (Pulling Teeth)” parçasındaki Burton’un bas solosuyla da müzikseverleri etkilemeyi başardı. Albümün sözlerinde dünyada süre gelen baskılara tepki gösteren topluluk, bu albümle dönemin klasiklerinden birine imza atıyordu.
1984 senesinde “Ride The Lightning” adlı 2. albümünü piyasaya süren Metallica, bu albümde bir önceki albüm gibi yine sert ve hızlı parçalara yer verdi. Aynı zamanda “Fade to Black” ve “The Call of Ktulu” gibi temposu düşük parçaları da albüme ekleyen grup, “Creeping Death” ve “For Whom The Bell Tolls” gibi parçalarla da döneme damgasını vuruyordu. Bu albümle hayran kitlesini genişleten topluluk, albüm sonrasında plak şirketlerinin dikkatini çekti ve Elektra Records ile anlaşmaya vardı.
1986 senesinde “Master Of Puppets” adlı 3. albümünü yayınlayan Metallica, bu albümle gerçek çıkışını yakaladı. Özellikle albümde yer alan “Master Of Puppets” ve “Welcome Home (Sanitarium)” ile dikkat çeken grup, bu albümle Amerika listelerine girdi ve 29 numara oldu. Tüm zamanların en iyi heavy metal albümlerinden birisi olarak kabul edilen “Master Of Puppets” sonrası grup, Cliff Burton’ın aynı sene İsveç’de bir otobüs kazası sonrası ölmesiyle sarsıldı. Burton’ın ölümüyle yeni basçı arayışına geçen topluluk, ilk denemelerden sonra `Flotsam And Jetsam’ basçısı Jason Newsteed’i kadrosuna ekledi.
1987 senesinde “The $5.98 EP: Garage Days Re-Revisited” adlı EP’yi piyasaya süren Metallica, bu EP ile yeni basçı Jason Newsteed’i hayranlara tanıttı. Altı gün içerisinde kaydedilen EP’de Diamond Head, Holocaust, Killing Joke, Budgie ve The Misfits’e ait beş tane şarkıyı baştan yorumlayan grup, 1988 senesinde 4. stüdyo albümünü yayınladı.
1988 senesinde piyasaya sürülen “…And Justice For All” ile politik ve sosyal konulara dikkat çeken Metallica, sound olarak ise bir önceki albümlerindeki `thrash metal’in özelliklerini bu albüme de yansıttı. Uzun süreli parçaların yer aldığı albüm, özellikle davul ve gitar riffleriyle beğeni toplarken, bas soundu çoğu eleştirmence beğenilmedi. Bunun sebebi Newsteed’in grupta yeni olması ve bas bölümlerinin istenildiği gibi hazırlanamaması olarak açıklandı. Amerika listelerinde 6, İngiltere listelerinde 4 numara olan albümden iki tane single yayınlandı; “One” ve “Harvester Of Sorrow”. “One” parçasına çekilen ilk video klipleriyle MTV’de sıkça ekrana gelmeye başlayan grup, 1989 senesinde Grammy’lere “En İyi Hard Rock/Metal Performansı” dalında aday olarak gösterildi. Albüm sonrası çıktığı “Damaged Justice” turnesini 1989 senesinde bitiren topluluk, 1990 senesinde ise Grammy’lerden “En İyi Metal Performansı” ödülünü “One” şarkısıyla kazandı.
1991 senesine gelindiğinde kendi isimleriyle aynı ismi taşıyan 5. stüdyo albümünü yayınlayan Metallica, bu albümle artık tüm Dünya’da tanınan bir grup haline geldi. “The Black Album” olarak da kabul edilen albüm, her ne kadarda ticari amaçlı yapılan bir albüm gibi eleştiriler alsada Amerika listelerinde 1 numaraya oturdu. Şu ana kadar sadece Amerika’da 14 milyon kopya satarak gruba 14 kez platin plak kazandırdı. Prodüksiyonu Bob Rock tarafından yapılan albümle sound olarak yeni bir yola giren grup, albümde yer alan “Nothing Else Matters” ve “The Unforgiven” gibi balladlarla kendi hayranlarının yanısıra geniş kitlelere ulaştı. Albümden yayınlanan ilk single “Enter Sandman”a çekilen video kliple müzikal tarzını belirten grup, albümden ayrıca “The Unforgiven”, “Nothing Else Matters”, “Wherever I May Roam” ve “Sad But True” single olarak yayınladı.
1991 senesinde Queen klasiği “Stone Cold Crazy”nin baştan yorumu ile Grammy’lerden “En İyi Metal Performansı” ödülüne layık görülen Metallica, ertesi sene “Metallica” albümüyle ödüllerden “En İyi Vokal Metal Performansı” ödülüyle geri döndü. Sonraki üç yıl boyunca `Wherever We May Roam Tour’ ve `Nowhere Else To Roam Tour’ tunesine çıkan grup, bu turneleri 1993 senesinde yayınlanan “Live Shit: Binge & Purge” adlı box setle hayranlara ulaştırdı.
1994 senesinde Woodstock’da sahne alan Metallica, bu konser sonrası yeni albüm için stüdyoya kapandı. 1995 senesinde kayıtlara ara vererek Slayer, Skid Row, Slash’s Snakepit, Therapy? ve Corrosion of Conformity ile `Escape From the Studio’ adlı turneye çıkan grup, 1996 senesinde yaklaşık 30 parça hazırladı ve bu parçalardan seçilen şarkıların bir kısmı 6. stüdyo albümü “Load”un piyasaya sürülmesini sağladı.
“Load” ile birlikte birçok müzik eleştirmenince Metallica’nın artık eskisi gibi olmadığı belirtilirken, bu albümle birlikte grup çoğu fanını da kaybetti. Sound olarak thrash metal soundundan uzaklaşan grup, albümle birlikte imaj değişikliğine de gitti. Saçlarını kesen grup üyeleri, aynı zamanda grubun logosuyla da grubun imajını farklılaştırdı. Sanki yeniden bir doğuş olarak görülen albüm, Amerika listelerinde grubu bir kez daha zirveye yerleştirdi. Sound olarak blues tonlarına dayanan albüm, liriksel olarak ise daha kişisel sözleri barındırıyordu. Albümden çıkan ilk single “Until It Sleeps” ile Amerika listelerinde 10 numara olan Metallica, parçaya çekilen video klip ile de beğeni topladı. Albümden ayrıca “Ain’t My Bitch”, “Mama Said”, “King Nothing”, “Hero Of the Day” ve “Bleeding Me”i single olarak yayınlayan grup, 1997 senesinde geriye kalan parçaları bir araya getirerek “Reload” adlı 7. stüdyo albümünü piyasaya sürdü.
“Reload” ile “Load”daki tarzını ve stilini devam ettiren Metallica, bu albümle de Amerika listelerinde zirvedeydi. Albümden yayınlanan ilk single “Memory Remains” ile Amerika listelerinde 28 numara olan grup, bu parçada Marianne Faithfull’u konuk müzisyen olarak parçaya davet etti. Albümde “Metallica” albümünde yer alan “The Unforgiven”ın devamı niteliğinde “The Unforgiven II” adlı parçayı da bulunduran topluluk, albümden bu parçayla birlikte “Fuel” ve “Better Than You”yu single olarak piyasaya sürdü.
1998 senesinde “Garage Inc.” adlı çift CD’lik albümü yayınlayan Metallica, bu albümde şu ana konserlerde yorumladıkları ve saygı duydukları grupların parçalarını baştan yorumladı. Albümün ikinci tarafında 1987 senesinde yayınlanan “The $5.98 EP: Garage Days Re-Revisited”deki parçaları da ekleyen grup, bu albümle Amerika listelerinde 2 numara oldu ve albümden üç tane single piyasaya sürüldü; “Turn The Page”, “Whiskey In The Jar” ve “Die, Die My Darling”. 1999 senesinde Grammy’lerden “Reload” albümünde yer alan “Better Than You” ile “En İyi Metal Performansı” ödülüne layık görülen topluluk, 2000 senesinde ise “Garage Inc.” albümünde yer alan “Whiskey In The Jar” ile “En İyi Hard Rock Performansı” ödülünü kazandı.
7 Mart 1999 tarihinde San Francisco’daki `Walk Of Fame’e eklenen Metallica, bir ay sonra Michael Kamen yönetimindeki San Francisco Senfoni Orkestrası’yla iki tane performans gerçekleştirdi. Bu performanslarda “No Leaf Clover” ve “Minus Human” adlı iki tane de yeni parça çalan grup, bu konseri aynı sene “S&M” adı altında albüm olarak yayınladı. Amerika listelerinde 2 numara olan albüm, aynı zamanda DVD olarak da piyasaya sürüldü.
2000 senesinde internet paylaşım programı Napster’ı parçalarını izinsiz dağıtılmasından dolayı dava eden Metallica, bu olayla birlikte birçok müzikseverin tepkisini topladı. Müzikal felsefeleri ile birçok müzikseveri kendisine bağlayan grup, bu dava ile birlikte eleştirilerin temel hedefi oldu. Bunlar sürerken grup 2001 senesinde yeniden stüdyoya geçme kararı aldı. Ancak stüdyo öncesi Jason Newsteed, James Hetfield ile düştüğü anlaşmazlıklar ve kendi albümünü yapma isteğinin grup üyeleri tarafından kabul görmemesi yüzünden, 30 Kasım 2000`de gerçekleştirdikleri son performastan sonra 17 Ocak 2001`de gruptan ayrıldı ve kendi solo albümü "Echo Brain" i çıkardı. Diğer yandan James Hetfield`ın, Rusya`da katıldığı bir av gezisinden döndüğünde, Rusya`da edindiği alkol alışkanlıklarını sürdürmeye devam etmesi, alkol bağımlılığı yüzünden rehabilitasyon merkezine yatmasına neden oldu. Tarihinde ilk kez bu kadar ciddi bir dağılma durumu yaşayan topluluk, ne var ki Hetfield’in kendisini çabuk toparlamasıyla birlikte kendisine geldi.
2001 senesinde “S&M” albümündeki “The Call Of Ktulu” parçasıyla Grammy’lerden “En İyi Enstrümental Rock Performansı” ödülüne layık görülen Metallica, aynı zamanda üç kişi olarak bestelerini yazmaya devam etti ve bas partisyonlarında grup, prodüktör Bob Rock’dan destek aldı. Albümün kayıtları devam ederken bunu belgeselleştirmek isteyen Metallica, “Some Kind Of Monster” adlı belgeselle kayıt aşamasında yaşananları hayranlara ulaştırma kararı aldı. Bu arada basçı arayışlarına devam eden üçlü, 2003 senesinde Suicidal Tendencies ve Ozzy Osbourne basçısı Robert Trujillo’yu kadrosuna ekledi.
Haziran 2003’de “St. Anger” adlı 9. stüdyo albümünü yayınlayan Metallica, albümün çıkışıyla birlikte Amerika listelerinde zirveye yerleşti. Kayıtları kiralanan bir garajda yapılan albüm, sound olarak grubun tüm agresifliğini lanse ediyordu. Gerek gitar riffleriyle olsun gerek davul tonlarıyla olsun eski albümlerden tamamen farklı bir stile sahip olan “St. Anger”, grubu müzikal çağa uygun düşürüyordu. Albümden “St. Anger”, “Frantic”, “The Unnamed Feeling” ve “Some Kind Of Monster” single olarak yayınlanırken, albüm grubun şu ana kadar en az satan albümü oldu.
“St. Anger” albümü sonrası `Summer Sanitarium Tour 2003’ ve `Madly In Anger With The World Tour’ adlı turnelere çıkan Metallica, bu turnede zaman zaman son albümden hiç bir parçaya yer vermedi. 2004 senesinde biten turnenin ardından “Some Kind Of Monster” adlı EP’yi piyasaya süren grup, bu EP ile birlikte “St. Anger” kayıtları döneminde kaydedilen EP ile aynı ismi taşıyan belgeseli hayranlara ulaştırdı. Aynı sene grup, Grammy’lerden “St. Anger” ile “En İyi Metal Performansı” ödülüne layık görüldü.
2005 senesini aileleriyle ve arkadaşlarıyla geçiren Metallica üyeleri, Şubat 2006’da resmi internet sitesinden yapılan açıklamayla yayınlanacak yeni albümde prodüktör Bob Rock ile çalışmayacaklarını ve Rage Against The Machine, Red Hot Chili Peppers, Slayer, Slipknot ve AC/DC gibi gruplarla çalışmış olan Rick Rubin’in grubun yeni prodüktörü olacağını açıkladılar. Aralık 2006’da “The Videos 1989 – 2004” adlı DVD’yi yayınlayan grup, bu DVD içerisine grubun bütün video kliplerini hayranlara ulaştırdı.
Aynı yıl içinde Iron Maiden`e saygı amaçlı yapılan “Maiden Heaven: A Tribute To Iron Maiden” albümünde “Remember Tomorrow” adlı parçayı yeniden çaldılar.
Ayrıca Metallica 25 Haziran 1993`te İnönü Stadyumunda 48.000 kişinin karşısında verdiği konser ve ardından 13 Haziran 1999 yılında Ali Sami Yen Stadyumunda 46.530 kişinin karşısında verdiği konserden sonra bu kez 27 Temmuz 2008 tarihinde bir kez daha Ali Sami Yen Stadyumunda konser vermek üzere Türkiye`ye geri döndü ve hayranlarına yeniden unutulmaz bir an yaşattı. Konsere Türkiye`den başka Romanya`dan 2 bin kişi, Yunanistan ve Bulgaristan ülkelerinden otobüslerle yüzlerce kişi, orta doğudan yüzlerce kişi katıldı.
Metallica, 2003 yılından bu yana 5 yıllık bir aradan sonra yeni albümü “Death Magnetic”i Eylül 2008 tarihinde piyasaya sürdü. Black albümünden St. Anger albümüne kadar bütün Metallica albümlerinin prodüksiyonluğunu üstlenen Bob Rock yeni albümde yer almayarak yerine Rick Rubin geldi. Albüm, St. Anger albümünden çok daha farklı bir sound a sahip olarak herkes tarafından Kirk Hammett`ın dediği gibi “…And Justice For All albümünün modern versiyonu” olarak tanımlanıyor. Albümün ilk videosu olan "The Day That Never Comes" adlı parçaya çekilldi ve yine aynı tarihlerde yayımladı. 8 dakika 25 saniye süren ve kısa bir filmi andıran klip, Thomas Vinterberg yönetmenliğinde Los Angeles yakınlarındaki bir çölde çekildi.
Dünya’nın en önemli heavy metal gruplarından biri olarak kabul edilen Metallica, yıllardır süren müzik kariyerini hala devam ettiriyor.
not:Çok seviyorum bu grubu süper metal müziğe haz duymamı sağlayan ilk grup.Üstelik çok benim için çok değerli olan kişi tarafından aşılandı tarafıma:=)
3/4/2009 · Kategori: Biyografi
Grup Üyeleri
Mevcut Üyeler
- Amy Lee - Vokal ve piyano
- John LeCompt - Gitar
- Rocky Gray - Bateri
- Terry Balsamo - Gitar
- Tim McCord - Bas Gitar
Eski Üyeler - Ben Moody - Gitar (Grubun kurucularından; Ekim 2003'de ayrıldı.)
- David Hodges - Klavye (Aralık 2002'de ayrıldı.)
- William Boyd - Bas Gitar
Biyografi
Evanescence 'duman gibi yok olmak' anlamına geliyor. Vokalde Amy Lee, gitarlarda Ben Moody'den oluşan grup ilk albümü "Fallen"'ı yayınladı. Peki o gerçekten ilk albümleri miydi? "Nasıl yani?" konusuna az sonra geçeceğiz. Arkansaslı grup, Amy'nin inanılmaz sesi ile diğer alternative-rock gruplarından ayrılıyor. Amy'ye göre grubun sırrı müziklerinin epik, dramatik ve karanlık olması. Belki de Amy'nin ta kendisi. Grubu kuran Amy ve Ben, çocukken yaz kampında tanışmışlar. Amy piyanoyla Meat Loaf'ın "I'd Do Anything For Love"ını çalarak oyalanıyormuş, Meat Loaf hayranı olan Ben hemen gidip tanışmış ve grup kurmaya o gün karar vermişler. Kendi çabaları ile yayınladıkları, CD yazıcı ile çoğalttıkları ilk EP'leri ile yerel olarak oldukça tanınmışlar. O albümü bugün 'komik' olarak nitelendiriyorlar. Arkasından ikinci EP "Whisper" ve 2001 yılında ilk albüm "Origin" gelmiş. Ancak kendilerine özel bir sebepten dolayı, bu albümü hiç yayınlanmamış saymak istiyorlarmış. Bu sebeple Amazon gibi yayınlarda ve resmi sitelerinde "Fallen", ilk albüm olarak görünmektedir. Grup "Fallen" albümüyle büyük bir kitleye ulaşmıştır. Grubun albümü 600.000 satıp Billboard ilk 10'a girmiştir. Cristian-Rock kitlesi tarafından çok sevilip başarı grafiği hızla yükselişe geçince bu kitleye hitap eden müzik marketlerinden toplatılmış. Amerika'da Hristiyan Rock şeklinde bir olgu vardır. Dini temalar işleyen gruplar büyük ilgi toplar. Sadece bu türe endekslenmiş plak dükkanları, radyolar ve festivaller var fakat grup üyeleri kendilerini gotik tarzını kabul etmedikleri gibi yalnız bu kitleye hitap ediyor durumuna gelmek istemedikleri için bu tür dükkanlardan albümlerini toplatma kararı almışlardır. Şarkılarda çoğunlukla aşk ve çaresizlikle birlikte karanlık temaları dikkati çekiyor. Evanescence piyasadaki diğer nu-metal veya goth gruplarından çok farklıdır. Grup:
"Öfke dolu gençlerin hazırladıkları, önceden paketlenerek satışa sunulmuş gibi duran çok albüm var piyasada Biz böyle değiliz. Bir görüntü satmaya çalışmıyoruz, sadece kalbimizdekileri yazıyoruz." diye açıklıyorlar.
Grup turnedeyken Ben Moody grubu terketmiştir. Bu bazıları için hayal kırıklığı yaratırken bazıları için de sevinç yaratmıştır! Ben Moody Avril Lavigne'ın bir ara gitaristliğini yaparken grup devam etme kararı alarak turneye kaldığı yerden devam etmiştir ve Ben Moody'nin yerine Cold grubunun gitaristi Terry Balsamo geçmiştir. 2004 yılının Kasım ayında unutulmaz Paris konseri görüntüleriyle oluşan "Anywhere But Home" adında bir konser albümü çıkarmışlardır.
Evanescence Hakkında Bazı Bilgiler
Everybody's Fool şarkısının yazılış nedeni; Bu şarkıda şu an 13-14 yaşlarındaki küçük kız kardeşi Lauri'den bahsediyor. Kimseyi kırmak istemediğini ama etrafta hep ahlaksız (daha kötü bir tabir vardı da neyse anlayın artık) bayan sanatçıların idollerin olduğunu, bunun kendisini deli ettiğini, kardeşinin bir zamanlar yoldan çıkmak üzere olduğunu, daha 8 yaşındayken o kadınlar gibi giyinmeye başladığını söylüyor. En sonunda ben de onunla konuştum ve bir şarkı yazdım diyor. Şarkının sadece Britney Spears'la ilgili olmadığını, bu camiadaki tüm insanlar için yazdığını, Hollywood'taki bütün şeylerin sahte olduğunu, mükemmel olduklarını sandıklarını, aslında hiçbirinin öyle olmadığını. Hepsinin sahte olduğunu ve birçok kız ve kadının imajlarını zedelediğni de ayrıca belirtiyor..
Ben Moody gruptan çıktı ve Avril'le çalışmaya başladı. Buraya kadarını çoğunuz bilirsiniz. Avril'in Nobody's Home parçasında Ben Moody'nin katkısı çokmuş. Asıl ilginç olan Anywhere But Home isminin Nobody's Home'a nispet olsun diye seçilmiş olması. Yani Ben "Evde kimse yok" diyor Amy de "Evden başka herhangi bir yerdeyim" diyor. Evanescence'in Whisper şarkısını hepimiz çok severiz. Şarkının sonlarında Amy "Don't close your eyes" diye başlayan nakaratı tekrarlarken arkadan bir grup daha doğrusu bir koro anlayamadığımız bir şeyler söyler. İşte orada şöyle demektedir:
"SERVATIS A PERICULUM, SERVATIS A MALEFICUM"
Bu LATİNCE söz sık sık tekrarlanır. İngilizce anlamı:
"SAVE US FROM DANGER, SAVE US FROM EVIL"
Türkçe karşılığı: "BİZİ TEHLİKELERDEN KORU, BİZİ ŞEYTANA KARŞI KORU"
Amy nin ölen kız kardeşine yazdığı şarkının ismi "HELLO". Hello şarkısı kendisi için çok önemli bir şarkıymış. "Çocukken bir kardeşim öldü, bu şarkı bir kız ya da erkek çocuğun erken yaşta ölümle tanışmasını anlatıyor.Yaşamak zorunda olduğum bir şey" diyor kendileri. Amy nin kardeşi öldüğünde 3 yaşındaydı.. Amy de 6 yaşındaydı... Kardeşi 1987 yılında doktorların açıklayamadığı bir hastalıktan öldü. Amy ile beraber büyüdüğünü tahmin edebilirsiniz heralde. Biri 6 biri 3 yaşında iki kardeş işte. Ölen kardeşinin fotoğrafını bulamazsın çünkü Amy annesi üzeleceği için ismini bile açıklamıyor... "Hello şarkısını dinleyin" diyor. Anywhere But Home'da da tüm Fallen şarkıları var ama Hello yok. Bunun sebebi albümün konser albümü olması ve Hello'yu Amy ölen kardeşine olan saygısından dolayı canlı performanslarda seslendirmemesi. Amy'nin ölen kardeşinin adı Bonnie. Geçirdiği hastalığın sonucu olarak sık sık hastalık nöbeti geçirirmiş. Bir gün annesi Bonnie'yi banyo yaptırırken bir ara yanından ayrılmak zorunda kalmış, tam bu sırada nöbet başlayınca küvetin içinde boğularak ölmüş. Olay sırasında Amy okuldaymış. Şarkıda Amy'nin okuldan eve gelişi ve yaşadığı bu korkunç olaya inanmakta zorluk çektiği anlatılıyor. Amy için "Hello" kuşkusuz özel bir şarkı. Konserlerde bu şarkıyı hiç söylemiyor aslında söyleyemiyor çünkü ne zaman söylemek istese ağlamaya başlıyor.
Amy'nin resmi olarak hiç yayınlanmayan "you" şarkısıyla ilgili ilginç söylentiler var bu arada. Şarkı Evanescence'a değil tamamen Amy'ye ait. Amy bu şarkının ailesi ve yakınlarına özel olduğu için hiç bir yerde yayınlanmasını istemiyor. Şarkının sözlerine gelince bu sitede ve birçok Türkçe sitede nakarat bölümünde "Lady marry me" diyor. Ama şarkının o bölümünde "Amy marry me" diyor gerçekte. Bu da beraberinde birçok soru işareti getiriyor.
Ben Moody ile Amy lise yıllarında sevgiliymiş ve nişanlanmışlar, sonra da ayrılmışlar. Ben Moody nin gruptan ayrılmasına sebep olarak da en çok bu faktör üzerinde konuşuldu. Yani Ben'in Amy'yi hala seviyor oluşu. Amy Ben ile olan ilişkisi hakkında hiç konuşmuyor, konuşmak istemiyor. Buna karşılık Ben'in nişanlandıktan sonra ayrılmalarına üzüldüğü hakkında birkaç açıklaması var. Herşey bir yaz kampıyla başlamış işte, grupla beraber aşk da başlamış demek ki. Beraber bir röportaj vermişlerdi. Amy, Moody için o benim bir tanem diyordu ve birbirlerinin gözlerine baktıklarında mutluluktan uçtuklarını düşünüyordum keşke birleşseler.
3/4/2009 · Kategori: Biyografi
1995 yılının ortalarında Finlandiya'da kurulan H.I.M. (His Infernal Majesty), günümüzde gotik rock müziğini yeniden filizlendiren ekiplerin başında yer alıyor. Topluluğun kendine model aldığı isimler ise Sisters of Mercy ve The Mission U.K..
H.I.M.'i benzerlerinden ayıran önemli bir özellik, tehditkar melodiler eşliğinde mistik aşk hikayeleri anlatmak.
"Uyuşukluğumu Johnny Cash ve Roy Orbison'la geçiştirmeye çalışıyordum"diyen şarkıcı ve şarkı yazarı Ville Hermani Vallo tarafından kurulan H.I.M., Brian Eno ile kendinden geçen Migé Amour (bas), düzenli olarak Jimi Hendrix dinleyen Lily Lazer (gitar), Gas Lipstick (davul) ve Zoltan Pluto (keyboard) tarafından oluşuyor.

Diskografi
Dark Light --- Love Said No: Greatest Hits 1997-2004
Love Metal --- Deep Shadows And Brilliant Highlights

Razorblade Romance --- Greatest Lovesongs Vol. 666