25/12/2009 · Kategori: Guncel
Şehir efsaneleri, ne zaman, nerede, kim tarafından, ne amaçla, nasıl çıkarıldığını kimsenin bilmediği, bazıları halkın deney ve gözlemlerinden çıkmış olması muhtemel ancak çoğu büyük ihtimalle tamamen ‘sallama' olan inanışlardır. İşte size bugüne kadar yaşandığı iddia edilen ama doğruluğu aslında kanıtlanamamış şehir efsaneleri...

6. Yoksa ‘Testere’ filmi gerçek mi?
Efsane;
Sinemalarda fırtına estiren ‘Testere’ serisindeki korkunç ölümleri herkes bilir. Başrol oyuncusu Jigsaw’ın düzenlediği anlaşılması güç bulmacalı cinayetleri oldukça meşhur. İnternette dolaşan yeni bir dedikodu, boynuna bağlı bir bomba olduğunu ve kendisini telefonda yönlendiren adamın isteklerini yerine getirmezse bombayı patlatacağını söyleyen bir adamın var olduğu.
Gerçek ;
Bir pizza dağıtıcısı olan Brian Wells, mesai bitimine yakın ilginç bir olayla karşı karşıya kaldı. Son teslimatını yapmak üzere karanlık bir yola giren Brian, yaklaşık bir saat sonra kendini bir bankanın önünde boynuna bağlanmış bir mekanizmayla buldu. Bankayı soymaya çalışırken polisler tarafından yakalanan Brian’ın boynundakinin bir aksesuar olduğu anlaşıldı. Bomba imha ekipleri göğsünde ki kutuyu açtıklarında içinde bir dizi görevlerin bulunduğu bir kartpostal buldu.

5. Mezardan gelen arama
Efsane;
Sıradaki efsane kamp ateşi hikayelerine benzeyen hikayelerden biri. Fakat onun biraz daha güncellenmiş hali. Efsane, yakın bir arkadaşından veya ailesinden sayısız çağrı alan fakat çok sonra aslında arayanların daha önce öldüklerini öğrenen insanlarla ilgili.
Gerçek;
12 Ekim 2008’de Kaliforniya’da bir tren raylardan çıktı ve 25 kişi kazada öldü. Hayatını kaybedenler arasında Charles Peck de vardı ve ailesi kaza esnasında onlarca çağrı aldı. Çağrılar kimden mi geliyordu? Tabi ki trende ölen oğullarından...
Cep telefonunun sinyaliyle Charles’ın cesedini bulan görevliler, telefonun trenin bükülme anında hasar gördüğünü ve bu sebeple 35 kez ailesine çağrı gönderdiğini tespit etti.

4. Ölümcül asansör
Efsane;
Asansöre bindiğiniz andan itibaren anormallik ortaya çıkar, metal kapı kendiliğinden kapanır ve asansör aşağı yukarı hareket etmeye başlar. Evet birçok filmde bununla karşılaşırız hatta bir film tamamen bir asansörde geçmekteydi. Ama böyle bir olayın başımıza gelmesinin mümkün olmadığını düşünüyorsunuz değil mi?
Gerçek;
Doktor Hitoshi Nikadioh, 2003 yılında asansörde başına gelenlerden küçük bir telin sorumlu olduğunu tahmin edemezdi. Kapının aniden kapanmasıyla şaşıran doktor, asansörün hızlıca yukarı çıkmasıyla birlikte aşağı katta başının bir bölümünü bıraktı. Asansörün metal kapıları doktorun kafasını ortadan ikiye ayırmıştı. Başından geriye sadece sol kulağı ve alt çenesi kalmıştı. Bu esnada olayları gören başka bir kişinin asansörde olduğunu söylediğimizde tüm olanların bir film setinde yaşandığını düşünebilirsiniz. Olayın gerçekleştiği esnada içeride bulunan hemşire bir saat boyunca ortasından ikiye ayrılmış bir baş ve kanlar içinde bekledi.

3. Elektrikli testereyle intihar
Efsane;
Bir gencin elektrikli testereyle bir iddia veya kaza sonucu kafasını kesmesi efsaneler arasında yer almakta..
Gerçek;
Apartmanını yıkılmaya terk etmeye gönlü elvermeyen David Phyall, diğer komşularının evi terk etmesiyle birlikte korkunç bir plan yaptı. Masanın bacağına motorlu testereyi bağlayan David motoru 15 dakika sonra çalışması için kurdu. Sert bir içki aldı ve boynunu testerenin altına koydu. Sonrasında görevlilerin karşılaştığı korkunç bir manzaraydı.

2. Küçülmüş kafalar
Efsane;
Küçülmüş kafalar çizgi filmlerde karşımıza çıkar çoğunlukla. Peki gerçek hayatta böyle bir şeyin olabilmesi mümkün müdür?
Gerçek;
Her ne kadar hayali olarak görünse de, vahşi kabilelerde kafaların büzülmesi veya küçülmesi olayı gerçek. Özellikle Amazon nehri etrafında yaygın. Kısa bir araştırma sonunda bu tarifi bulabilirsiniz. 1940’ların sonlarına kadar kafa koleksiyoncularına satış devam etmekteydi.

1. Ceset tarlaları
Efsane;
Yüzlerce ceset tarlası efsanesi vardır. Özellikle seri katilin maktullerini gömdüğü bir arazi olduğu sürekli anlatılıp durmuştur.
Gerçek;
Ceset çiftlikleri tamamen gerçek ve yasal. Bilim adamlarının araştırmaları için ( vücut organlarının ne kadar sürede bozulduğunu tespit etmek amacıyla) ABD’de 3 ceset tarlası var.
25/12/2009 · Kategori: Gothic
Ölüm...
Bir sessizlik
Ölüm...
Şekilden öteye hiç bir şey
Şekil...
Usta bir heykeltraşın
Hünerli ellerinden çıkmış
Muazzam bir eser
Eser ki bir anlatım
Eser ki bir kompozisyon
Eser ki bir anı bir mazi
Bir ifade, görüntü
Oysa ölüm...
Ölüm umutların yok oluşu
Ölüm sessizlik
Ölüm ifadesizlik
Yaşarken konuşan, düşünen
Yaşarken yürüyen, koşan
Soran, cevap veren
Bazen üzülen, bazen sevinen
Bazen gülen, bazen ağlayan
Oysa ölüm...
Ölüm cevapsızlık
Ölüm sonsuza dek yok oluş
25/12/2009 · Kategori: Gothic
İnsan bir açmaza düşmeye görsün
Başlamasın bir çöküntü yürekte
Ölümdür o yerde düşündüğün
Sevilmek de boştur artık sevmek de
Gün ortası karanlık diz boyudur
Acıdır hep geçmişten ne kalmışsa
Yaşamak! O yanıtsız bir sorudur
Huzur bitmiş, hayaller dağılmışsa
Nefes almak yitirir anlamını
Boğazına dizilirken lokmalar
Bir çaresizlik sarar dört yanını
Sesler uzaklaşır, söner lambalar
İsyanın yüreğine sığmaz olur
Hep kader gelmişse sevinç yerine
Ölümün kara gölgesini bulur
Şimdi bakanlar yorgun gözlerine
Bir bozgun başlamıştır ki amansız
Düşmüştür kalelerin birer birer
Bak! Savaşçıların yatıyor cansız
Onlar ki hep sevdiler, hep verdiler
Yitirdin neyin varsa, anla artık
Tek başına kalan sensin ortada
Düşlerin toz duman, umutlar kırık
Dün anlamsız, yarınlar paramparça
Yapayalnızsın koca bir evrende
Uzakta, taparcasına sevdiğin
Gelmiyecek, ne kadar gel desen de
Ondan böyle bir yangın yeri için
Ondan böyle yıkılan bir dünyanın
Altında bak tek başına kalmışsın
Uzağında özlediğin bir anın
Çökmüşsün, devrilmişsin, yıkılmışsın
Sarmış kollarını boynuna ölüm
Ne yapsan boş, kurtulamazsın artık
De ki:-- Hep yalanmış, bitiyor öyküm--
Bak! Can kuşun havalarda çığlık çığlık...
25/12/2009 · Kategori: Gothic
Korktum Bu Güzelliğide Çalıcaklar Diye Benden
Ama ardıma dönüp baktığımda ben korkmaktan güzelliğe waramamıştım
we o an,yolun sonuna geldiğimde
gözlerimi kapatıp gökyüzüne kaldırdım kafamı
etraf kıpkırmızı kesildi
ayakkabıma wuran ışık
üstünde Yürüdüğüm toprak
gökyüzü
tenm
Herşey Kıpkırmızıydı artık
çünkü Gözyaşlarım Kan Ağlıyordu
geçtiği düşütüğü heryerde iz bırakıyordu we yolun sonunda işte Her Yer Kana Bulandı...
25/12/2009 · Kategori: Gothic
Şırıngayla ruhumu
Uyuşturduğum wakit;
Siyahlara bürünmüş gözlere
Ölüm şiirleri yazdım
Ben ne kadar mahkumsam karanlığa
Benim dünyama girdiğin wakit
Acıların yol gösterdiği
Ruhun zindan edildiği
Bir kabustasın...
Şafak pek uğramaz buralara...unutma!hep karanlık bir son Şırıngayla ruhumu
Uyuşturduğum wakit;
Siyahlara bürünmüş gözlere
Ölüm şiirleri yazdım
Ben ne kadar mahkumsam karanlığa
Benim dünyama girdiğin wakit
Acıların yol gösterdiği
Ruhun zindan edildiği
Bir kabustasın...
Şafak pek uğramaz buralara...unutma!hep karanlık bir son
bir öncesi olmadığı gibi
bir sonrası da yok
siyah-beyaz,ölüm-yaşam
arada bir çizgi yok
yaşadığım her gün ölüyorum
öldüğüm her gün ise
gerçekten yaşadığımı
hiç bir şey hissetmediğimi
gecenin koyuluğunda
huzur bulduğumu farkediyorum
bir öncesi olmadığı gibi
bir sonrası da yok
siyah-beyaz,ölüm-yaşam
arada bir çizgi yok
yaşadığım her gün ölüyorum
öldüğüm her gün ise
gerçekten yaşadığımı
hiç bir şey hissetmediğimi
gecenin koyuluğunda
huzur bulduğumu farkediyorum
25/12/2009 · Kategori: Gothic
gerektiği kadar iyi yaşayamıyorum 
- işin komiği 'gerektiği kadar iyi' nasıl yaşanır, onu da pek bilmiyorum
- devamsızlığım çok hayatta
- bir yıl düş'e dokunur gibi hiçbir şey yaşamıyorum, sonra, ertesi yıl bir gömülüyorum hayata ve aşk'a, kaldırabilene aşkolsun
- nerede, nasıl, ne zaman, kiminle, ne kadar daha fazla mutlu olunur, bilmiyorum
- olmadığım yerleri, yapmadığım şeyleri düşlüyorum bazen
- bazen diyorum: 'cinsim başka olsaydı daha mı mutlu olurdum acaba'- dallıyorum günleri, bugünün ne içerdigine bakmadan, ertesi gün'e geçiyorum hemen
- yaşayacaklarımı hep son ana bırakıyorum
- kendimi çogunlukla yaşamayacak kadar yorgun hissediyorum
- ne yasarsam yasayayım, gözüm hep öteki hayatlar'da kalıyor bazen
- yaşamaya iyi konsantre olamıyorum
- bence hayat, cinselliğin önemli bir parçası- bazılari çalıp-çırpıyor her şeyi, öteki hayatlar'dan otluyor hep bazıları
- sevişince acıkıyorum
- her sabah bir gün eksik uyanıyorum ömrümden
- kafamdaki insan, olamıyorum- kendi ömrümdeymiş gibi rahat yaşayamıyorum
- herkes ağzına kadar başkası dolu
- içimde hiç kötülük yok.. bu çok kötü
- depremle yaşamaya da alışabilirim.. tamam.. olur.. fakat bir şartla: beni öldürmeyeceğine söz verirse
- ömrüm bir dönem çok açık kaldı, hayatıma kaç insan girdi hatırlamıyorum
- aslında ileride çok mutlu olunacak sota yerler biliyorum
- bazı sabahları dünya, çok zor alışıyor bana
- orjinal bir kaç insan arıyorum
- atsan atılmaz, satsan satılmaz bir yük gibi geliyor bazılarına hayat
- tez'siz, antitez'siz, gel bana hipotez, hipotez
- hayatta bir ağırlığım olsun diye, şişmanlıyorum
- üçün biri'ni seçerken bile ikilem'e düşüyorum
- yaşamak için sonsuz ideal bir yer var mı? ben bulamıyorum..
- yaşamam gereken bir çok şey ve yaş, başka bir çok şey ve yaşları düşünürken geçip gidiyor
- bazen çok geriden yaşıyorum
- ömrüm son bulduğunda neleri yaşamış olayım.. neleri yaşamış olmalıyım.. bilmiyorum
- bu benim ilk tecrübem dünyada
- bütün güzel kızları, iyi oğlanları kapmışlar
- bütün şahane mevzuları çok önceden konuşmuşlar
- bütün güzel pozisyonları biz yokken sevişmişler
- iyi bir ömür, hangi iyi bir ömürle kıyaslanabilir ki
- kim olarak öleceğimi, ne olarak kalacağımı bilmiyorum
- hayat, benden, zevk alıyor mu acaba bilmiyorum
- tanrı veya doğa, beni böyle kullanarak ne yapmak istiyorlar, pek anlamıyorum
- ancak yine de ömrümden geleni yapıyorum..
25/12/2009 · Kategori: Gothic
|
Bu yazı aslen Alkol'ün Bünye' ye nüfuzunun hat safhada yüklendiği, kamusal alana çıkmaya kalksak yaya ehliyetimizin dahi elimizden alınabileceği bir sabahımtırak vakitte yazılmıştır.
Aşk iki kişilik bir oyundur üç ve dört kişi ile de oynandığı görülmüştür, kötü olan(işi bilen) kazanır. Ama bazı doktrinlerde (Tarkan-Aşk incelik ister) bu oyunun bir galibi olmadığı düşünülmektedir.
Her ne kadar maliyetine âşık olunur ve işçilik alınmaz desek de sonumuz buralardan gitmek olmuştur; lakin nereye gitsek aşk konusunda istihdam sorununun her yerde baş göstermesinden, fizibilite yetersizliklerinden ve elimize verenlerin elimizden tutanlardan çok olmasından dolayı, altıncı his diye tabir ettiğimiz üstüne oturmakta kullandığımız, iki parçadan oluşan(beyin misali-sağ ve sol lob) fakat tutup da ikiye ayırmadığımız güzide parçamızın üzerinde ikâmetimizi gerçekleştirdik.
Bu olayı Ayrı-lık kavramı içerisinde yaşayanların bizden tek farkı işte O nesneye yedikleri tekme ve bu tekmenin kuyruklarına gelmesi sonucu büyük bi acı duymalarıdır..?Ben giderken en çok seni götürdüm¹ dizesinde olduğu gibi kat edilen yollar ayrılığa çare değildir.
Bu olaya çare arayan Mecnun, Ferhat ve Kerem gibi zatların sonunu hepimiz bilmekteyiz. Ki Fuzuli bu konuda hepimize iyi bir örnek olması gereken zat-ı muhteremdir...(Anlamayan arkadaşlar için çöle düşme sebebini bir araştırmalarını tavsiye ederiz)
Sonuçta bu olay şemsiyenin açılmamasıyla özdeşleşip yine bu olayın davasının olmaması çeşitli geyiklere sebep olmuştur.
* Bir kısmı çalıntı tümcelerin deformasyonu sonucu oluşan bir makale olsa da en az aşk kadar emek gerektiren bir yazıdır.
** Bu yazı giriş-gelişme-sonuç kısımlarından oluşmamaktadır.
*** Çıkaracağınız herhangi bir ders ya da sonuç yoktur. Boş yere kafa yormayın.
**** Buraya kadar okuyanlar için verdiğimiz rahatsızlıktan ötürü şimdiden (geç oldu ama) özür dileriz. not:Alıntıdır.Gothica azbuz'dan... |
25/12/2009 · Kategori: Siir_Hikaye
Yaşam bir kitaba benzer...
Ön kapağı geleceği
Yazılar yaşananları
Resimler hatıraları
Dipnotlar dostlukları
Sayfalar yılları
Arka kapağı ise geçmişi
Temsil eder...
Öyle bir kitap yaz ki,
Yazılan kadar resimleri ve dipnotları
Da çok olsun...
Öyle bir kitap yaz ki,
Arka kapağına yazdıkların
Hiçbir zaman pişman ettirmesin...
Öyle bir kitap yaz ki,
Ön kapağı tertemiz kadar dopdolu da olsun...
Ve
Öyle bir kitap yaz ki,
Her köşesinde seni çok seven BEN olayım.
25/12/2009 · Kategori: Gothic
Sus!
Gecemizin çığlıklarını duyayım
Ağlayan gözleri görmeden,
Gecenin karanlığında kaybolayım
Konuşma, sesini çığlıklara karıştırma!
Yalnızca izle ve dinle!
Karanlığın geceye olan hâkimiyetini…
Sus!
Kayıp yıldızlar zifir yalnızlıklarına ışık yakmış bekler...
Gece gündüze seyreder
Alışılmamış bir yalnızlık senfonisi ilişir kulaklara
Masum ve güzel o büyülü ses herkesi etkiler!
Hiç bu kadar güzel olmamıştı yalnızlık
Vazgeçişler başladı, yalnızlığından kopuşlar
Olmayacaktı biten bir hikâyenin anatomisi çizilemezdi
Ve her ne olursa olsun bu hikâye deki kahraman tek değildi
Yarım kalmış cümleler gibi bu şehirde…
Gözlerine inmiş bir perde bu hikâyede
Ve ve ve
Bir yıldırım yalanır karanlığın sükûnetinden
Bir adam imgeleri hep beyaz
Mücahit bir sonbahar giydirmiş bedenine
Yağmur içen
Kan nöbetçisi batı düşlerinden
Yalnızlık ne güzel
Yakıştırma bedenin kalıp ölçülerine
Duvarları sindirip fikri-i düşüncen
Yardana kırbaçlayıp ruhunun içindeki umudu
Ve
Şeytansı tortuyu
Tutunamadık yalnızlığın ahir zamanından,
Yapamadık zamanın zamansızlığında,
Başaramadık yalnızlığı…
Sus!
Karıştırma daha fazla
İçimde savrulmuş duygu şehrini
Taş koyma sokaklarıma,
Çelme takma ayağıma
Sadece sus
Çığlıklarımın arasındaki gecenin koyu yalnızlığında
Sıyrılıp siyahın korku prangalarından
Nu insanlık koştuğu zehir zemberek taş sokaklarıma
Dikme zakkum zehrini
Sus!
Hayat tiyatrosunda bir es koyup
Locanın zimmete geçirilen sandalyesine
Sıyır at içindeki karanlığı
Gözlerinden bir bahar aksın
Mavi, yeşil, eflatun
Kızıl yıldızlar
Dökülsün avuçlarına
Çığlıklarıma tecavüz eden kadın
Sus
Dokunma yalnızlığa
Bana kalsın oda!
İçerde dolaşan parmak izlerin var hala!
Beni yaralayıp kanımı içiren sen
Yalnızlığa mahkûm edipte çirkin kahkahalarla gülen sen!
Sus!
Sus ve konuşma bir daha
Acıtma kabuk bağlamayan yaralarımı
Dokunma bir daha bana ve odama kirletme ellerinle
Sus!
Yorma dalgın kuşlarımı
Kanatlarını kırdın uçamazlar bir daha
Sus ve çık hayatımdan
Zehrini daha fazla boşaltma dünyama
Oysa hasretim sana
Zehrine panzehir olsa
Yoğunluğum alıp da gitse tek başına...
Unutulan sükûnet
Derin karanlık
Açan kan çiçekleri
Belâ hasretin
Ve yalnızlığın
Ve sessizliğin
Ve gelip gitmelerin ömrümün kıyılarına
Ve hayatında olup olmayısın
Ve her şey
Ve sen
Ve ben
Ve ve...
Ve elveda benim zehirli sarmaşığım
Ömrümün kangren yanı
Kesip de atamadığım kolcağızım benim
Bu hasret bir beni öldürür
Bir beni yalnızlık…
Ruhumu teslim etmek ne denli zor
Adını anmadan gitmek!
Yo bana göre değil sensizliği içime gömmek
Dur!
Susma! Konuş bu kez…
Yalnızlığımı bastıran güneşim ol!
Doğ gecelerime…
Çığlıklarımı sustur sen konuş bu gecenin sabahında!
Gözlerime bak son kez!
Gülümse dokunulmamış taze dudaklarınla
İçime attığım tüm dertleri bir gecede unuttur bana!
Renklerimi getir avuçlarıma ve sakın susma!
Son gecem senle mutlu geçsin şu beş günlük fani dünyada…
Unutma bir gün senide alacağım yanıma
Uzaklara gideceğiz
Kimselerin olmadığı sessiz diyarlara
Ölüm kokmayacak, kan olmayacak
Sevgimizle yaşayacağız
Korkular kendiliğinden silinip elveda diyecek bize
Sen yalnızca bu gece susma!
Gecenin sonu başlangıcımız olacak yeni bir dünyaya
Şimdi susma!
25/12/2009 · Kategori: Gothic
Gitarların ağlayışını duydun mu hiç?
Ama nerden duyacaksın ki...
Onlar senin için sadece bir eşya...
Ama değiller...
Hiç bir zaman olmadılar.
Metal dinler misin?
Cevabın "hayır" galiba...
Tamam dinleme, sana zorla dinleten yok.
Ama sana bir şeylerden bahsedeceğim...
Bazı gruplar vardır, mistik olayları anlatır.
Bazıları ölen sevgiliyi, bazısı ise atalarını.
Ama sen ve etrafındaki çoğu insan onları hep aynı şekilde değerlendirdin.
"Satanist", "Eroinman" vs.
Nereden biliyorsun?
Hiç aralarına katıldın mı?
Ya da zahmete girip araştırdın mı?
Ordan oturduğun yerden ahkam kesmek kolay.
Tamam sert müzik yapıyorlar...
Evet, bazı kötü örnekleri var...
Ama nereden biliyorsun hepsinin aynı olduğunu?
Bir olay anlatacağım sana;
"Grup konserdedir.Sert bir şarkı.
Her şey sert.
Brutal vokaller.
Eski sevgiliye olan kin.
Bağırış, çağırış...
Ama bir an gelir hepsi susar.
Herkes geri çekilir, meydan bassiste kalır.
Bassist başını öne eğer,
Saçları yüzünün görünmesini engeller.
Sonra solosuna başlar.
Solosuna girerken gözünden bir damla yaş akar.
Sonra bir damla daha...
Ve devam eder...Bassist ağlar...
Bassist ağladıkça elindeki gitara daha da içten odaklanır...
Ve gitarıda ağlamaya başlar...
İkiside ağlar, ağlar, ağlar...
Onları anlayanlar da fena olur,
Bazıları gözyaşlarıyla eşlik eder..."
Şu satırları yazarken ben de ağlarım.
Soruyorum sana;
Ben o ağlayan bassistim,
Ya da seyircilerden biriyim,
Hatta o ağlayan bass gitarım...
Ne diyorsun bana;
"Satanist" mi, "Ağlama" mı?
« Önceki ::